Tag Archives: EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (14)

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (14)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Neyse, aslında ben Rousseau gibi kadar didaktik şeyler yazmak istemiyorum, bunu biliyorsunuz. Yalnızca sizleri biraz düşündürmek istiyorum. Belki, aranızdan bana hak verenler çıkabilir.

Bu, öyle geniş bir konu ki nereden başlayayım bilemiyorum. Galiba en doğrusu, öyle klasik şeylerden vaz geçip dosdoğru inandıklarımı yazmak olacak. Zaten, bu konuda yazılmış birbirine benzeyen o kadar çok kitap var ki, standart ve klasik öğütler artık kabak tadı veriyor. Bense öğüt vermek istemiyorum, sizlere öğüt vermek haddim değil. Onun için burada yazdıklarımın öğüt olarak algılanmasını istemiyorum. Hatta, aralarında bırakın yol göstermeyi, size saçma sapan gelebilecek şeyler bile olacağını biliyorum.

Son yıllarda belgesel kanallarından birinde yayınlanan “Köpeklere Fısıldayan Adam” programını seyrederken, klasik tabirle beynimde bir şimşek çaktı. Bu bir köpek eğitimi belgeseliydi ve size garip gelebilir ama çocuk eğitimiyle, en azından benim bir süredir aklımda evirip çevirip şekillendirmeye çalıştığım temel çocuk eğitimi yöntemleriyle neredeyse birebir örtüşüyordu. Bunu birkaç arkadaşımla paylaştığımda yüzüme garip garip baktıklarını hatırlıyorum. Bir köpeğin ve bir çocuğun eğitimi nasıl olur da benzeyebilirdi ki? Hatta biraz alınmış bile olabilirler, çocuklarımızı köpeğe benzeten bu adamın söylediklerini dinlemeye gerek yok diye düşünmüşlerdir sanırım.

Köpekler fısıldayan adam Meksika asıllı Amerikalı köpek eğitmeni Cesar Millan, köpeklerle yıllarca süren deneyimlerinin ışığında şunları söylüyordu:

  • Köpeğinizle gereksiz el teması, söz teması ve göz teması kurmayın. Yani köpeğinize ihtiyaç olmadan dokunmayın, ona laf olsun diye bir şey söylemeyin ya da lafı uzatmayı ve gerekli değilse ona dosdoğru bakmayın. İşte kafamda şimşek çaktıran şeylerden ilki buydu.
  • İkincisi ise daha değişikti: Cesar Millan köpek sahiplerine köpeklerin bir lidere ihtiyaç duyduklarını, bu yüzden sürünün lideri olmalarını ve bu liderliği köpeklerine gerektiğinde göstermeleri gerektiğini öğütlüyordu.

Bilmiyorum bu öğütler sizin zihninizde de bir ışık yaktı mı? Ben ise yıllardır çocuk eğitimini bu kadar iyi özetleyen sözler duymamıştım. Tabii ki bütün bunlar köpekler için geliştirilmiş yöntemlerdi, yani çocuklar söz konusu olduğunda üzerinde biraz daha düşünmek gerekiyordu. Ben de bunu yaptım. Şimdi düşüncelerimi biraz daha açmak istiyorum.

  Çocuk eğitiminin temeli, kendine güvenen ama vicdansız ve kibirli olmayan, hareketli ama şımarık olmayan, düşüncelerini açıkça ifade edebilen ama bunları yaparken küstah olmayan ve ne istediğini bilen ama arsız olmayan bir çocuk yetiştirmektir. Ne yazık ki bütün bunları yapabilmek, söyleyivermek kadar kolay değildir.

Şimdi, uzun lafın kısası, kendi deneyim ve gözlemlerime göre, çocuğunuza yukarıdaki temel nitelikleri kazandırmak için Cesar Millan’ın tavsiyelerini aynen uygulamak gerekiyor. Diyebilirsiniz ki, ne yani çocuğumuzu istediğimiz zaman sevemeyecek miyiz? Ona dokunamayacak mıyız, istediğimiz zaman şakalaşamayacak mıyız? Bütün bunları söylemekte haklısınız. Mesele şu ki, burada bir ayar var: o ayar da “gereksiz” kelimesinde gizli. Örneğin, çocuğunuzu öyle bir zamanda sevin ki, buna tam da ihtiyaç duyduğu an olsun; çocuğunuza bir şeyi öyle bir zamanda söyleyin ki o sözden en çok faydalanacağı zamanda olsun ve çocuğunuzla öyle bir anda ilgilenin ki kendi yeteneklerini ya da duygularını yaşamasına da zamanı olsun.

Bunu beceremeyen, bu yöntemlerden haberi dahi olmayan anne babaların varlığını biliyoruz, çevremizde gözlemliyoruz. Mesela, çocuğuyla kucak kucağa olmanın onu mutlu etmeye yeteceğini düşünür bu ebeveynler. Ya da onu devamlı gözünün önünden ayırmamakla doğru bir iş yaptıklarını, çocuklarını kötülüklerden koruduklarını düşünürler. Veya olayları o şekilde tartışırlar ki sonuç mutlaka bir küslük ya da evin içinde bir itiş kakış olur.

Bu düşüncelerimi örnekler olmadan anlatmanın hemen hemen imkânsız olduğunu görüyorum şu anda; bu yüzden bir kaç örnek vermek istiyorum. Bu örneklerin kendimce anne baba ve çocuk arasındaki mümkün olan en temel ilişki noktalarına odaklanmasına dikkat edeceğim.

Aslında her şey şöyle başlar: Bir çocuk sizin bir parçanızdır ama, hükmettiğiniz herhangi bir organınız, bir uzantınız değildir, o kendi başına bir bireydir. Eğer ona bu şekilde davranmazsanız, çocukluk günleri bitip de gerçekten birey olması gerektiği zaman, yine sizin uzantınız olmaya, sizin kuvvetli gölgenize ve güven dolu kollarınıza geri dönmeye çalışacaktır. Bu duygu, pek çok psikolojik sorunun temel kaynaklarından biridir. Çocuğunuz bir bireydir. Evet, daha çok küçükken bu bireyi beslemek, giydirmek, gezdirmek, altını değiştirmek gibi bir göreviniz vardı, o zamanlar yalın bir bireylik halini hak etmiyordu, doğru. Ama, bu durum çok kısa zamanda değişti, o artık bir birey ve sizin takdir edeceğiniz bazı sınırlar içinde kendi bireyliğini yaşamak zorunda. Burada koşul, “sizin takdir edeceğiniz sınırlar”dır. Bu sınırları belirlemek zaman zaman çok güçtür. Örneğin, kişiliğin belirlenmeye başladığı 4-6 yaşlarında bile, çocuklarını tamamen sınırsız bir özgürlükte, kendi bireysel haliyle baş başa bırakmayı bir marifet sayan, çocuklarını her türlü kararlarını kendi başlarına vermeleri için zorlayan aileler bu durumda bir uç örnektir. Veya tam tersine çocuklarına yaşama alanı vermeyen, bütün kararları onun adına kendileri vermeyi marifet sayan aileler de vardır. Bunlar da diğer uç örneği teşkil etmektedir. Her iki durumda da gereksiz söz ve göz teması kurulmaktadır. Yani, gereksiz diyaloglarla çocuk ya şımartılarak baştan çıkartılmakta ya da tam tersine sıkı sıkıya göz hapsinde tutulmaktadır. Her iki durumda da sonuç iyi olmayacaktır. Bu çocukları hemen tanırsınız aslında; örneğin alışveriş merkezinde zırlayıp, yerlerde tepinen çocuklar bunlardır. Annelerinin eteğine yapışıp, şunu bunu da istiyorum diye avaz avaz bağırıp duran, çıldırmış çocuklar da bunlardır. Bu çocuklar gereksiz el, göz ve söz temasının kurbanlarıdır. Aslında bu çocuklar şöyle bağırmaktadır: Ben biraz doğru zamanlı ve doğru dozda ilgi ve disiplin istiyorum, neden bunu benden esirgiyorsunuz? Doğada sürü liderinin yaptığı budur: Sürüdekilere doğru zamanda ve doğru dozda ilgi ve yeri geldiğinde aynı zaman ve dozda disiplin vermek. O zaman ne yapılmalıdır: Örneğin; çocuğa bir şey alınırken çocuğunda fikrini sormak mı, yoksa hiç sormamak mı? Doğru, bu ikisinin arasındadır. Yine alış veriş örneğinden devam edecek olursak: Baba ve çocuk oyuncak dükkânına girerler. Bu dükkân, herhangi bir çocuğu sevinçten çıldırtacak kadar çekici oyuncakla doludur. Baba, dükkâna girmeden çocuğuna “Bugün alma günümüz değil, bugün oyuncaklara bakma ve alışveriş planı yapma günü, alışverişi bir sonraki gelişimizde yapacağız” der. Ya da “bugün yeterli paramız olmadığı için, sadece seçeneklere bakacağız ve plan yapacağız, bir sonraki gelişimizde alırız” der. Burada çocuğa, harçlıklarından para biriktirip oyuncağı alma şansı da verilebilir. Çocuk bunu aklına yazar. Aslında tam bir yetişkin birey gibi davranmıştır, bu iyi bir şeydir. Ama, dikkat, çocuk bir şeyi daha aklına yazmıştır: Babasının “bir sonraki gelişte alacağız” deyişini. O gün seçeneklere bakılır, alışveriş planı yapılır ve bir sonraki gelişte bunlar kesinlikle alınır. Böylece çocuk, tam olarak bir birey olmanın ve öyle hissetmenin ne demek olduğunu anlar, sözünü yerine getirdiği, güvenini sarsmadığı, adam olduğu için babasına müteşekkir olur ve o da kendi çocuğuna aktarmak için bu davranışı aklına yazar. Asıl büyük ders işte budur. Yoksa, çocuğa o oyuncakları almak marifet değildir.

(devam edecek)…

Share

Hits: 17