Tag Archives: AŞK

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (20)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

15. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

16. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

17. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

18. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

19. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Özellikle bu yaşta çocukların ilk düşündükleri şey kendi güvenliklerinin kaybolacağı endişesidir. Çocuk bu haberi aldığında, ilk olarak bana şimdi kim bakacak, nerede kalacağım vs. diye düşünür. Anne babayı artık aynı evde görüp görmeyeceği bile ikinci plandadır. Onun için çocuğa güven vermelisiniz. Boşanmanızın nedenlerini bütün detaylarıyla sakın anlatmayın, bunlar akılda kalıcı şeylerdir ve o günlerdeki ruh durumunuzla sonradan pişman olacağınız şeyler söyleyebilirsiniz. Asla eşinizi kötülemeyin, kötü biri olduğunu söylemeyin, sadece böyle olmasının uygun olacağını çünkü artık evliliği yürütmeye yetecek kadar arkadaş kalamayacağınızı söyleyin. Her zaman onun yanında olacağınız konusunda ona öyle güven vermelisiniz, bunu öyle vurgulamalısınız ki, çocuğun aklında kalan en önemli konu bu olmalı.

Gelelim, ana babanın çocuğa boşanma sonrasındaki davranışlarına. Bu süreç de en az boşanma süreci kadar önemlidir. Hatta doğal olarak daha uzun süreceği için daha önemlidir. Baştan söyleyeyim ki, çocuğun ihtiyaçları zamanla azalacağından, bu önemli zaman aralığı, giderek azalan zorluk derecelerinde en çok 8-10 yıl kadar sürecektir. Şimdi diyeceksiniz ki, bunlar hepsi iyi güzel de, söylendiği kadar kolay mı yahu? Yok, değil tabii ki. Ama inanın yıllar geçip gidiyor ve her şey geride kalıyor. Bir kez, şöyle düşünmek doğru olur: İnsanlar boşu boşuna boşanmaz, bunun nedenlerini aklınızda tutun. İkincisi çocuğun bir değil iki evi olması da hoş bir şey olabilir kendisi için. Sonuçta anne ve baba hala hayattadır ve onunla ilgilenmektedir. Ancak burada belirtmeliyim ki, bu ilgiyi fazla abartmamak gerekir. Genellikle yapılan hatalar arasında en büyüğü çocuğa yoksunluk hissini tattırmamak için normal dışı bir ilgi göstermektir. Bundan kastım, boşanma sonrası süreçte çocuğun istediği her şeyi yapmak, her istediği oyuncağı hatta fazlasını almak, almak, almak, almaktır. Çocuklar, önceleri sizi cezalandırmak için, sonradan da bu durumdan fayda sağladıklarını gördükleri için eziyete devam edebilir. Buna izin vermeyin.

Kitabın en sıkıcı bölümünde olduğumun farkındayım ve ben de siz okuyucular gibi sıkıntılar içerisindeyim bunları yazarken. Boşanmaktan vazgeçin bile diyebilirim şu anda. Aslında bunda bir gerçeklik payı da yok değil. Pek çok beraberlik bir diğerinden çok da farklı değil dostlar. Çünkü büyük ihtimalle bir başkası için boşanıyorsunuz, yani birbirimizi kandırmayalım, zaten hazır olan bir başka adam ya da kadın için (bunu genellikle erkekler yapar, kadınlarsa hayatlarına yeni bir erkek girmeyeceğine yemin ederler, sonra unuturlar). Ya da hadi sizleri pek üzmeyeyim, en azından boşandıktan sonra bir başkasıyla yeni bir hayat kurmayı düşünüyorsunuz. Söylemeliyim ki size (karakterinize, dünya görüşünüze vs.) ve koşullarınıza (çocuğunuza, anne babanıza, işinize vs.) uygun ve anlayışlı birine rastlama şansınız oldukça düşük. Böyle bir insanla karşılaşma şansınız yok demiyorum tabii ama bir bakacaksınız ki bir önceki evliliğinizde yaşadığınız sorunların benzerlerini, hatta daha beterlerini yeniden yaşamaya başlamışsınız. Yine de denemeye değer dostlarım, sözlerim sizi yanıltmasın. Dünyada sizi sadece siz olduğunuz için sevebilecek, sizi daha önceki evliliğinizden yanınızda getirdiğiniz çocuğunuzla sevecek, annenizi, babanızı, kardeşlerinizi sevebilecek, kısacası mutluluğun asla yalnız gelmediğini bilen birisini bulma şansınız her zaman vardır. Hayatın güzelliği de burada saklıdır. Ben derim ki, devam etme şansınız varken yaşamayı sürdürün, ölünce bu şans çok zayıflayacak.

İyi bir boşanmanın nasıl başarılacağını anlatırken bu konuya tekrar neden geldiğimi tam olarak bilemiyorum ama galiba kafayı çalıştırıp şöyle bir ilgi kurabilirim: Boşanmış olmanızı dert etmeyecek, çocuğunuzu benimseyecek, sizi hayaller peşinde koşarken değil de reel koşullar altında seven, bunların sizi yaratan koşullar olduğunun farkında olacak bir hayat yoldaşı ile boşanma sonrası süreci daha iyi yönetebilirsiniz. Boşanma ve çocuk demişken şunu da söylemeliyim, evlilik birliği çocuğun umurunda değildir, onların umursadığı şey anne babalarının kendilerini sevmeye, korumaya, değer vermeye, hayatlarını güzelleştirmek için çaba göstermeye devam edecek olmalarıdır. Boşanma sürecinde ve sonrasında kendi derdinize düşüp de bu duyguları ve değerleri çocuğa vermeyi unutmayın. Anne ya da babasını kaybetmiş bir çocuktan daha fazla şansı olacağını ona hissettirin, bu koşullarda dahi büyüyüp hayata hazır bireyler halinde gelişen çocuklar olduğunu da her zaman aklınızın bir köşesinde bulundurun.

En başta bir yerlerde söylemiştim galiba, tekrar edeyim. İnsan gibi boşanmayı başarmak mümkündür ve bu, işin içine dâhil olan unsurlar düşünüldüğünde, insan gibi evlenmekten daha kolay bile olabilir. Boşanmanın yaratabileceği sorunlar hem maddi hem de manevi boyutları itibarıyla, evlenmenin yaratabileceği sorunlardan daha çok değildir. Belirli koşullar altında bir zamanlar birlikte olmayı seçen insanların, zaman içerisinde değişebilmesi muhtemel onlarca koşul altında artık birlikte olmamayı seçmesinden daha doğal bir şey olabilir mi, bilemiyorum? Yani sözün kısası, çünkü sıkılmaya başladım artık, sizi mutsuz eden bir hayatı çekeceğinize boşanacaksanız boşanın, boşanmayacaksanız da öyle yaşamaya devam edin. Sonuçta herkes kaçınılmaz şekilde şöyle ya da böyle yaşayıp ölüyor, onların arasında fark edilmezsiniz bile. Boşanmakla hata yaptığınızı düşünürseniz sonradan, hayatta hata yapan tek kişi siz değilsiniz ve herhangi birimizin herhangi bir konuda hata yapmama şansı sadece yüzde ellidir. Of, galiba bitti,  hadi bana eyvallah…

(The End)…

Share

Hits: 53

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (19)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

15. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

16. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

17. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

18. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Her şeyden önce bilinmelidir ki, insanca boşanma akıllı ve cesur insanların işidir. Ahmaklar, dumura uğramış olanlar, tembeller ve pısırıklar bu işi beceremez. Kalkışsalar da gazetelerin üçüncü sayfasına haber olmak için namzettirler. Onun için, kendimi kast ederek söylemiyorum, boşanabilen insanlara takdirle bakın. Onlar, daha iyi bir hayat özlemiyle bu kararı almış ve sonuna erdirmişlerdir. Ha, bu özledikleri hayatı bulabilirler mi, o kadere kalmıştır, ama eylemin şanı şerefi yine de sahibine aittir. Şunu da söyleyip esas konumuz olan çocukların boşanmanın sonuçlarından nasıl en iyi şekilde çıkarılacağından bahsetmeye geçeyim. O da şu: Ben boşanmaya karar verdiğimde ve yola girdiğimde, pek çok arkadaşımın bana şunu dediğini hatırlıyorum: “Biz de aynı koşullar altında yaşıyoruz ama boşanmıyoruz işte görüyorsun”. Onlara acımaktan başka bir şey gelmedi elimden. Bu insanlar, birbirlerini sevgi üzerinden, yüce (!) evlilik kurumu üzerinden, çocuklar üzerinden, para pul, mal mülk üzerinden, daha pek çok şey üzerinden aldatmıyorlar mı, sizce de? Benim gibi düşünüyorsanız kardeşlerim, varmış gibi olan her şeyle olan savaşımız kutlu olsun…

Şimdi gelelim ana konumuza. Bir sigara daha yakıp başlayım da, nereden başlayım? Boşanma, kendisinin ortaya çıkışında en önemli etmen olan evlilik gibi değildir, bir kez bizatihi olumsuz bir kavramdır. Adını değiştirseler iyi olurdu, örneğin “rahatlama, boşalma” filan olsaydı, böyle davranılmazdı boşanmaya. Konumuz ciddi bir konuydu değil mi, yine coştum galiba. Yaşasın her şeyi ciddiye alma ve olumsuz şeyleri dünyanın sonu sanma sapkınlığımız…

Evet, boşanmanın sonuçları açısından işin içinde olan, uzak ya da yakın kenarında duran herkesi etkiyeceği malum. Bu etkileri en aza indirmenin tek değil birden çok çaresi var dostlarım, sayayım başlamışken: 1) sakin olmak, 2) iyi ve doğru düşünmekten vazgeçmemek, 3) kimseleri işin içine karıştırmamak, 4) ve en önemlisi çözümü zamana bırakmak. Diğerlerini bilmem ama bu sonuncusu kesin bir ilaçtır. Herkes zaman içinde bir başka yaşam için bir yol bulur, siz yanlarında olun ya da olmayın. Çocuk konusuna gelince, işin içine çocuk girince çabanız kesin olarak daha da artar ve artmalıdır da. Öncelikle belirtmeliyim ki, bugün boşanmayı düşünenleriniz olsa bile bunun için çocuğun 10-11 yaşlarına gelmesini beklemelisiniz. Bu yaşlar, çocuğun küçük bir çocuk olmaktan çıktığı, öte yandan ergenliğe henüz girmediği yaşlardır. Hem siz de arafta yaşamanın tadını çıkartırsınız bu arada.

Peki, bunlar da tamam, şimdi geldik boşanma arifesine. Öncelikle asla çocuğun önünde duygusal patlamalar yaşamayın ve kavga etmeyin, tabii bunu her iki tarafa da söylüyorum. Varsa bir durum, dışarıda ya da çocuğun olmadığı zamanlarda halledin. Eşlerden birinin boşanmaya isteksiz olması her zaman rastlanan bir durumdur. Her iki tarafın da arzusu dışında olduğunda bu tür şeyler yaşanır. Ama çocuğu bu konuya ne dâhil edin ne de alet.

(devam edecek)…

Share

Hits: 24

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (18)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

15. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

16. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

17. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Ve bölüm biter… Hayır, aklıma iki şey daha geldi son saniyede. Bunları söylemezsem çocuğunuz tam olarak eğitilmemiş olur, maazallah. Evet, iki şey daha var ki bunları bizler de bu muhteşem seviyelere geldiğimiz yetişkinlik hayatımızda kendimize uygulamalıyız, tabii henüz öğrenmediysek. Birincisi, çocuğunuza kavga etmek yerine, uzlaşmanın ne olduğunu öğretin. “Kavga etmek yerine” dedim dikkat edilirse, kavga etmeyi öğretmeyin demedim. Çocuğunuza kavga etmeyi de öğretin ama insan gibi kavga etmeyi öğretin, bunun yöntemi de sonda söylenecek sözün başta söylenmemesidir. Kırıcı olmadan kavga etmek gerekir ki tartışmanın sonunda uzlaşma yollarını en baştan kapatmayalım, değil mi ama? Burada kavgayı, tartışma yerine kullanıyorum, çünkü başka bir işe yarar “kavga türü” bilmiyorum. Herkesin tartışmayı öğrenmeye ve pratik etmeye hakkı vardır ve hatta çoğu zaman buna da mecbur kalır. Çözümün içinde insanca tartışmak vardır ve olacaktır. İnsan gibi tartışmaya/tartışmamaya örnek vereyim hadi: Eşler tartışır, biri diğerine öbürünün haksız bulduğu sözler söyler ve bir de şunu: “Sen zaten hep böylesin”. Bu, insanca olmayan tartışmanın en önemli örneklerinden biridir. Biz, mektepli olmayan ahkâmcılar buna “toptancı davranış” deriz, profesyoneller ne der bilmem. Bu cümledeki öz, “hep” kelimesidir. Konuyu bağlamından koparır, geçmişe, muhatabın çocukluğuna kadar götürür. İstemeden ve bilmeden yapılan en büyük kötülüklerden biridir ve bir insanlık suçudur. Hadi çok da ileri gitmeyim, kötü bir şeydir bu. Bir insanla tartışırken, bağlamdan, yani tartışmanın özünden ve konusundan kopulmamalıdır, iş sulandırılmamalıdır. Pek çok tartışma bu yüzden, sadece bu laf yüzünden bir yere varamadan kötü bitmiştir. Uzlaşma ise, tartışmanın sonunda ulaşılmak istenen amaçtır. Uzlaşma illaki taraflardan birinin tartışmanın sonunda suçunu kabul etmesi değildir. İki insanın tartışmanın sonunda birbirlerine uygun olamadıklarını anlamaları da, nihayetinde bir uzlaşmadır. Ama birbirlerini kırmadan, dökmeden. Çocuğa öğretilebilecek en zor şeyi sona bırakmış olmama da şaşırmadım desem yalan olur. Aslında bunu öğretmeseniz de olabilir, çünkü uzlaşma için, ileride karşısına çıkacak kişinin de bu kültürü özümsemiş olması gerekecektir ki, bu da çok rastlanan bir olay değildir. Ama yine de öğretin ya, belki bir gün işine yarar. En azından, uzlaşmacı davranışı özümserse, ileride iş hayatında kullanılır. Uzlaşma, kullanışlı bir araçtır, en azından “ben elimden geleni yaptım” diyebilir insan.

Bu birincisi tam oldu mu bilmiyorum ama artık ikinci konuya geçiyorum: çocuğunuza, insan yaşamında her şeyin bir gün gelip iyi ya da kötü sonuçlanacağını, her şeyin mümkün olduğunu, tabiat güçlerinin her şeyi iyi ya da kötü bir çözüme kavuşturacağını, her şeyin bir çözümü olduğunu söyleyin. Bu da kolay bir iş değil, ama inanın işe yarıyor. Tabii, söylemeye gerek yok, bu kadar karmaşık ifade etmeyin, sadece “hayatta her şeyin bir çözümü vardır” deyin yeter. Çok kolay bir örnek vereyim. Örneğin; çocuğunuz bir oyuncağı kırıldığı için üzülüp ağlıyorsa, ona bunun bir çözümü olabileceğini, birlikte çözüm arayıp bulabileceğinizi söyleyin ona, ağlaması hemen kesilecektir. Bir süre daha kesilmezse, ona ağlamasını kesmezse çözümün kendisine bir beş parmak kadar yakın olduğunu söyleyin. Şaka tabii bunu yapmayın. Bu örneğimizde çözüm; kırılan oyuncağı öncelikle onarmak, onarılamıyorsa ve çok önemliyse (!) bir başka oyuncağı onun yerine kullanmak ya da yenisini almak olabilir. Bu, son çözümü ona baştan söylemeyin tabii, her şeyi mahvedersiniz. Neyse bu kötü örnekten sonra, daha iyi bir örnek vereyim. Çocuğunuz bir sınavdan düşük bir not aldıysa, bunun çözümünün daha çok çalışması, konuyu anlaması gerektiği açıktır ki, bunun için sizin de işin içine daha çok dâhil olmanız gerekebilir. Onunla birlikte çalışın, konuyu öğrenmeye, anlamaya gayret edin, gerekirse birlikte öğrenin. Öğrenciliğinize dönün. Bundan sonrasında bir başka örnek daha vermeyim de bir şeyi kestirmeden söyleyeyim. Çocuğunuza hayatta her zaman alternatiflerin olduğunu öğretin. Bunu yapmak uzun zaman alacaktır, farkındayım. Üzerinde çalışmak gerekir, çünkü uzun bir yaşamdan bahsediyoruz burada. Çocuk büyüyüp genç bir birey olduğunda, yaşamı hakkında alternatifler bulabilme yetisine sahip olmadır. Başka bir eş, başka bir iş, başka bir yaşam tarzı, becerisi olan bir başka hobi alanı gibi, sorunlara başka başka çözüm yolları olduğunu bilmelidir. Kendisini kapana kısılmış hissetmemesi için gereklidir bu. Her konuda bir “çıkış/kaçış” deliği olmalıdır, o anda bunu göremiyorsa henüz yeterince denememiş ya da çözümün zamanı gelmemiş olduğundandır. Bu kendisine, sabretmeyi ve tevekkülle beklemeyi de öğretecektir. Tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir, aksine elinden geleni yapıp, gerisini bilinmeyen evrensel güçlere bırakmaktır. Sonuçta, şu ne olduğunu bilmediğimiz evrenin küçücük bir dünyası üzerinde gezinen, güçleri sınırlı olan yaratıklarız değil mi?  

Neyse konuyu dağıttık yine… Bu çözüm arama konusundaki temel nokta, söylediklerinizde samimi olmanız, her şeyin bir çözümü olduğunu öyle laf olsun diye söylememenizdir. Çocuğunuz alternatif aramanın ve gayretin işe yaradığını, sorunun çözüldüğünü en sonunda görmesi gerekir. Unutmayın çocuklar çoğu zaman düşünerek değil, görerek öğrenir. Bizler bile hala görerek, deneyerek öğrenmiyor muyuz?

Evet, bu yorucu bölümü bitirdim sanırım, söylemediğim şey kalmadı, ama itiraf etmeliyim ki ben de bittim… Yine de zevk aldım diyebilirim. Sabrınıza teşekkür ederim. Bundan sonraki bölüm biraz daha zorlu, onun için takdir edersiniz ki biraz nefes alıp, dinlenmeliyim.

BOŞANMA NASIL İYİ BECERİLİR?

Öncelikle belirtmeliyim ki insan gibi boşanma, akıllı adamların ve kadınların işidir. Bu adam şimdi de bu konuda neler uyduracak diye düşünüyorsanız, bundan vaz geçin, çünkü karşınızda boşanmayı, hem de çocuklu boşanmayı iliklerine kadar yaşamış bir kardeşiniz var. Yani, bendeniz Nasrettin Hoca’nın hikâyesinde olduğu gibi damdan düşen adamım.

Sonra söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, boşanma kendi başına tatsız bir konudur. Evlenirken kimse “neden” diye sormaz ama bir boşanmaya kalkın, cümle âlem, tanıdık tanımadık bu soruyu sormak için sıraya girer. Bu soruya en güzel cevap “size ne”dir. Ayrıca, bu soruyu sormaktaki gizli amacı sezmeniz de an meselesidir. Sorguculardan pek çoğunun amacı, kendi isteyip de yapamadığı bu işi sizin nasıl yapabildiğinizi gizli gizli sorup öğrenmektir, ne işlerine yarayacaksa. Çünkü her boşanma kendi başına bir vak’adır, karşılaştırılamaz. Çocuk varsa başkadır, yoksa başka; ortada bölüşülecek menkul gayrimenkul varsa başkadır, yoksa başka; boşanmayı kadın istediyse başkadır, erkek istediyse başka; etrafta çok insan varsa (akrabalar, arkadaşlar) başkadır, yoksa başka.

(devam edecek)…

Share

Hits: 19

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (17)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

15. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

16. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Sevgili okuyucu, bir sürü lafügüzaf arasında en önemli konulardan birini de atlamayayım. Kendi yaşamlarımızda, farkına varmadan dibe vurduğumuz bir konu var ki bunu söyleyince herkes gibi siz de “aa, ben öyle değilim” diyeceksiniz ve yanılacaksınız. O da, karşımızdakini dinler gibi görünüp dinlememe hastalığımız. Genlerle taşınan bu hastalık, bulaşıcı değildir ama genlerimizde olduğu için hemen herkesi etkilemiştir. “Benim ebeveynlerim beni can kulağıyla dinlerdi” diyen kaç kişi çıkar aramızda? Bırakın dinlenmeyi, ne konuşuluyordu ki evlerimizde? Neyse, çocukluk anılarımıza çok fazla geri dönmeden sadede geleyim: Çocuklarınızı dinleyin… Yani, onları gerçekten dinleyin. Söyledikleri çocukça (ki başka türlü ifade edemedikleri için öyle söylemişlerdir) şeyler içinde o kadar derin şeyler bulabilirsiniz ki şaşarsınız. “Hangimiz kendimizi tam olarak ifade edebiliyoruz ki çocuktan ne bekleyebiliriz” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, bu bir bakıma doğru çünkü bizler kendi duygularımızı ve düşüncelerimizi o kadar çok baskı ve kontrol altında tutuyoruz ki, çoğu zaman tam tersini söyleyecekken başka bir şey söyleyiveriyoruz. Huzur kaçmasın diye eşimize; onu sevdiğimizi, özlediğimizi, hiç aldatmadığımızı (bu ne demekse, oysa herkes birbirini aldatıyor, üstelik sadece cinsel anlamda değil, örneğin; kıskanç biri değilim diyerek, kimseye kötülük yapmam diyerek, çocukları severim diyerek vs.) söylüyoruz ve bunların çoğu sabun köpüğü gibi havaya karışıp gidiyor. Hangimiz (ki şanslı olanlarımızı bunun dışında tutuyorum) o’nu gördüğünde çok mutlu oluyor, her seferinde o’na ilk kez sarılıyormuş gibi sarılıyor, hangimiz? Belki bu açıdan, bir şekilde devam eden çoktan bitmiş evlilikler bile daha huzur dolu ve aldatmasız olabilir. En azından yalan söylemek zorunda kalmaz insan… Neyse, nereden nereye geldik. Çocuklarınızı dinleyin, evet buradaydık. Onları dinleyin çünkü vereceğiniz cevaplar onlar için umduğunuzdan daha değerlidir. Çünkü onlara baştan savma cevaplar verdiğinizde bunu anlarlar ve siz, evet çocuğunuzu eğitmek için can atan sizler, büyük bir fırsatı o anda kaçırmış olursunuz. Yani işin özü, onların ne dediğini anlamak için değil, tam tersine söylediklerine doğru ve hepsi kayıt altına alınan güzel cevaplar ve tavırlarla karşılık verebilmek için onları can kulağıyla dinleyin. Unutmayın, cevap sadece sözlerle değil, tavırlarla da verilir. Hatta belki daha da çok tavırlarla, davranışlarla verilir. Bu konuda son olarak, onlarla konuşurken gözlerinizle takip edin, gözler sözlerden çok şey söyleyebilir. 

Bu bölümün sonuna geldim sanırım. Yine söylemeliyim ki bütün bunlar bazı okuyuculara yararsız, yanlış ve gereksiz gelebilir. Hatta bunları yaparak bir yarar elde etmeyenleriniz de olacaktır. Bunun dört nedeni olabilir: 1) Bu söylediklerimi zamansız ve yanlış uygulamışsınızdır, 2) Yeterince sebat etmemişsinizdir, 3) Çocuğa bu temel davranışları vermekte artık çok geç kalmışsınızdır 4) Yukarıdakilerin hepsi.

Söylediklerimi hafife almayın, yoksa çocuğunuz bunu anlar…

BİRAZ DAHA ÇOCUK EĞİTİM

“Hepsi bu kadar mı?” diyenleriniz ve hala okumaya devam edenleriniz için özel (bir bonus) olarak hazırlanan bu bölümümüzde, çocuk eğitiminde son olarak keşfedilen bazı karanlık alanları aydınlatacağım. “Bakalım daha nelere değinecek, bu adam da sıktı artık” demeyin diye söylüyorum, bu kısım daha da ilginç.

Uzatmayım, çünkü ben de sıkılmaya başladım sanki. Neyse, çocuklarımızı yetiştirirken önemli bir husus da onlara sihirli kelimeleri öğretmemek, daha doğrusu bu konuda sebat göstermemek. “Nasıl” diyeceksiniz? Öyle ki, çocuğunuz sihirli kelimeler olan “lütfen” ve “teşekkür ederim”i sanki isimleri gibi öğrenmelidir. Bu “sihirli kelimeler” benim uydurmam değil elbette; Robert Kolej’de okurken (şaka tabii, düz lisede bunları öğretmiyorlar, kim bilir ben de nerede duydum ilk kez), yani batı kültüründe “magic words” denilen “please” ve “thank you”, hatta “yes, thank you”, “no, thank you” ayrımındaki ifadeleri kullanmayı öğretmeden bir çocuğu akıllı uslu yetiştirdim diyemez kimse. Bunlar, yılanı deliğinden çıkartan sözlerdir, kişinin duygulanım ve kendine söylenene ya da yapılana karşı şükran durumunu gösterirler. Bunlarsız “insan” olunmaz. Bir başka sorun da özür dileme meselesinde gizlenmektedir. Bir kez, her insan hata yapar, yapmalıdır. Hata yapmaktan korkan insan “yaşadım” diyemez. Özür dilemek ise, özrün ötesinde bir şeydir, ama doğru kullanılırsa. Şöyle ki, örneğin çocuğunuz istemediğiniz bir şey yaptı ve siz de yüce analık babalık hakkınızı kullanarak onu cezalandırdınız. Ve, sonrasında çocuğunuz gelip size “özür dilerim” dedi. Buraya kadar her şey mükemmele yakın, yani en azından çocuğa özür dilemeyi öğretmişim yahu diye düşünebilirsiniz. Ama söylemeliyim ki, bir adım daha var bunun ötesinde, yani çözümünüz şimdilik mükemmel değil. Merak etmeyin, mükemmel çözümü de siz bulun demeyeceğim, doğrudan söyleyeceğim. Çocuğun özür dilemeyi öğrenmesi çok güzel olmakla birlikte, bir adım ötesi neden özür dilediğini açıkça bilmesi, idrak etmesidir. Yoksa, bu havada kalan bir özür olur ki, tüketim çağında çabuk tüketilen bir metaya dönüşüverir. Çocuk, bir şey yapar, özür diler, tekrar yapar, yine özür diler ve bu böylece sürüp gider. Eğitim bunun neresinde? O yüzden, çocuğunuz özür dilediğinde bunun nedenini de söylemesini isteyin kendisinden, söylemeden bırakmayın. Örneğin; “seni kırdığım için; o sözü söylediğim için; yatağımı, oyuncaklarımı vs. toplamadığım için,; şımarıkça davrandığım için özür dilerim” gibi. Ancak o zaman bu özür dileme işi, öğrenilmiş bir davranış olmaya başlar. Yine de siz bilirsiniz. Aslında, burada ekleme yapmalıyım ama bu da çocuk eğitime dâhil mi diye düşünebilirsiniz, o da şu: Çocuğunuzu (kendinizi de tabii) öyle eğitin ki küçük, gündelik özürler (yer isterken, izin isterken vs. edilen özürler) hariç hiç büyük özür dilemesin. Bu da nereden çıktı demeyin, anlamı şu: Öyle insanlar olsunlar ki kimseyi kırmasınlar, büyük kusurlar işlemesinler ve böylece de büyük özürler dilemek zorunda kalmasınlar. Son söz: İnsanca davranışları alışkanlık haline getirmek, bu yüzden de mümkün olduğunca az özür dilemek zorunda kalmak ve her koşulda doğru dürüst (samimi) özür dileyebilmek insanlığın gelebildiği en üst aşamalardan biridir.

(devam edecek)…

Share

Hits: 17

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (16)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

15. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Şimdi gelelim bir başka duruma; çocuğa onunla gurur duyduğunuzu ve onu çok sevdiğinizi sadece sözlerle değil, davranışlarınızla da belli etme işine. Burada yolumuz yine başa dönersek, çocukla gereksiz el ve söz temasına girmeme davranışıyla kesişiyor. Sakın yanlış anlaşılmasın; bu davranış yöntemi asla ve asla çocuğa sevgiyle temas etmemek, ona sevgiyle sarılmamak ya da onu ne kadar sevdiğimizi, onunla ne kadar gurur duyduğumuzu, onun bizim çocuğumuz olmasından ne kadar mutlu olduğumuzu sık sık söylememek anlamına gelmemektedir. Her şeyden önce çocuğunuz nasıl ebeveynini seçemiyorsa, bizler de çocuklarımızı seçemeyiz. Ama onlara göre avantajlarımız var; onlardan bizleri eğitmelerini ve yaşama hazırlamalarını beklemeyiz, aksine onlara yaşam hakkında bilgiler vermek, onları kendi başlarına birer birey olmalarına yetecek yeteneklerle donatmak, toplum içinde güvenilir ve doğru insanlar olarak karışmalarını sağlamak bizlerin elindedir. Bu avantaj birçokları için yük gibi algılansa da, bir küçük insanı, bir bitkiye gösterilen hassasiyetle yetiştirmek ve yaşama hazırlamak büyük bir iş ve aynı zamanda gurur vesilesidir.

Burada ahlakçılık oynamak istemem. Ahlak ve ahlakçılık arasında önemli bir sınır vardır. Ahlakçılar, toplumun ahlakını “ahlak” olarak kabul ederler ve çocuklarını da bu doğrultuda yetiştirirler. Onlar için yanlış hiçbir şey olmamalıdır; örneğin çocuk hiçbir kabahate karışmamalı, eşiyle olan birlikteliğini boşanma ile sonuçlandırmamalı, gizli saklı işler yapmamalıdır. Halbuki bu yetiştirilen bir birey için özgürlüklerin kısıtlanması anlamına gelir. Her birey, başkalarına zarar vermemek, hayır yanlış oldu, işlerin ters gitmesi durumunda başkalarına zarar vermeyi de göze alacak şekilde (ki hiçbir karar -örneğin; boşanma kararı zararsız kapatılamaz) kararlı olmak, hayatını kendi istediği gibi kurabilmek ve sürdürebilmek özgürlüğüne sahiptir. Çocuğunuza vereceğiniz eğitim, onun sizler yaşamdan ayrıldıktan sonra bile, hatta 50-60 yaşında bile yeniden bir yaşam kurma gayret ve kararlılığını sağlayacaktır. Gerçek ahlak budur. Yani, toplumdan değil bireyin vicdanından kaynak alan doğru düşünme ve davranma yeteneğidir. İşte, anne babanın yapması gereken tam da bu şeydir. Yani, bütün anlatmaya çalıştığım şeyin esası burada yatmaktadır; çocukta bireysel ahlakın geliştirilmesi ve yerleştirilmesi.

Konumuza geri dönecek olursak, bu ancak çocuğa yeteri kadar sevgi ve disiplini birlikte verebilmekten geçer. İşte tam da burada, çok değerli bir sosyolog olan Emre Kongar’dan aldığım bir dersi paylaşmak isterim. Kongar, bir söyleşide ikiz kızlarını yetiştirirken nasıl bir yol izlediğini soran kişiye şöyle söylemişti: “Bunu şöyle yaptım: Kızlarıma kendilerini bilme yaşına gelene kadar yüzde 50 sevgi ve yüzde 50 disiplin, daha sonrasında ise yüzde 100 sevgi verdim. Çünkü zaten o yaşa geldiklerinde öz disiplinleri yeteri kadar gelişmişti.” Konuyu bu kadar iyi özetleyen bir başka anekdot daha bilmiyorum. Bu, ta en başta söylediğim gibi; gereksiz söz, el ve göz teması kurmamaktan geçiyordu. Pek çok saçma fikirde karşılaşıldığı gibi, çocuk aslında anne babayla arkadaş olmak istemez. Onları bir otorite ve disiplin simgesi olarak görmek ister. Gerekli zamanlarda gösterilen içten sevgi dokunuşları ve gurur okşayıcı sözler ve bakışlar, çocuğa doğru yolda olduğunu, bir birey olma yolunda iyi gittiğini ve zamanla daha da iyi olacağını belirtmeye yeter.

Gelelim gereksiz göz temasına. Pek çok ebeveyne göre çocuklar hep göz önünde olmalıdır. Hayır, doğru olan; çocuğun hep anne ya da babanın gözetleme alanında olmasıdır. Ebeveyn, çocuğu göz önünden ayırmama gibi bir yol izlemek yerine, onları hep gözetleme alanlarında tutmalıdır. Örneğin çocuk, parkta oynarken, gerekli durumlarda müdahale edilebilecek uzaklıkta olmalı ama tam da ebeveynin gözünün önünde olmamalıdır. Bunu anlatmakta zorlanıyorum. Örnekle anlatayım: Çocuk, annesiyle gittiği bir parkta oynamaktadır. Etraftaki tehlikeli noktalar, önceden gözden geçirilir ve gerekirse çocukla paylaşılır. Sonra çocuk oynamaya başlar ve gözetleme alanından çıkmaması sağlanır. Aslında çocuklarda tehlikenin büyüklüğünü algılama yeteneği zamanla ortaya çıkar, ama 5-6 yaşındaki çocukta henüz gelişmemiştir. Çocuk, oynarken sıklıkla düşer ve içinde bulunduğu tehlikenin büyüklüğünü orada olan annesin davranışlarından çıkarsama yoluyla anlar. Eğer anne, kendisine herhangi bir zarar vermeyecek ya da yaralamayacak şekilde düşen çocuğa gülümser ve önemli bir şey olmamış gibi davranırsa, çocuk böyle düşmelerin aslında kendisine önemli bir zarar vermeyeceğini öğrenecektir. Ama anne kendisini yaralamayacak şekilde düşen çocuğun üzerine doğru bağırış ve gözyaşlarıyla koşarsa, çocuk da içinde bulunduğu durumun oldukça riskli olduğunu sanıp ağlamaya başlayacaktır. Bu, defalarca denenmiş bir durumdur. Çocuğunuzun mızmız olmasını istemiyorsanız, gerçek tehlike ve tehditle gerçek olmayanları öncelikle kendiniz ayırt edebilmelisiniz. Göreceksiniz ki, çocuğunuzu böyle yetiştirdiğinizde, başına bir şey geldiğinde ağlıyorsa kendisine gerçekten bir zarar vermiş, mesela bir yerini kanatmış demektir. Aksi takdirde davranırsanız, sizi temin ederim ki mızmız, en küçük şeylere tepki veren, ağlayan, en küçük bir düşmede ya da yaralanmada size koşup, şefkat bekleyen büyümeyen bir bebeğiniz olacaktır. Genel olarak yapılan yanlış çocuğun üzerine titremenin, onun her yaptığına karışmak davranmak, ona hep el, söz, göz mesafesinde olup her saniyesine karışmak olduğunu sanmaktır. Böyle yaptınız takdirde, hep gözaltında olan yetişkin bir bireyin davranışlarında olduğu gibi psikolojisi giderek bozulan bir birey yaratmanız garantidir. Halbuki bunun yerine çocuğun kendisine zarar verecek davranışlarını önlemek için yeterli mesafede durup (bu mesafe çocuğun bulunduğu ya da oynadığı yerin ne kadar güvenli olduğuna göre değişir, örneğin; 2-3 metre de olabilir, 5-6 metre de), tek gözünüzle onu kollarsanız, asla her seferinde müdahale etmemeyi öğrenirseniz, yani sessiz güç (otorite) olmayı başarırsanız sakin, kendine güvenen, sadece kendisine güvenmekle kalmayıp, yanlış bir davranışında kendisine müdahale edeceğini bilen kendisinden daha bilgili ve deneyimli bir otoritenin gözetiminde emniyette olduğunu içten içe bilen, yani size de güven duyan bir çocuğunuz olacaktır. Kısacası, burada yine aynı ilke çalışmaktadır: çocukla gereksiz el, söz ya da göz teması kurmamak…

(devam edecek)…

Share

Hits: 24

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (15)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Bu örneğe tekrar bakılacak olursa; bir taşla, bir anda birden çok kuş vurulduğu görülecektir: 1) Doğrudan kendisine söylenmese de çocuk bir birey yerine konulduğunu hissetmiştir (yani gereksiz diyalogdan, söz temasından kaçınılmıştır), 2) Çocuğa istediği oyuncak alınmıştır ama babanın (yani otoritenin, sürü liderinin) istediği zamanda -bir kazan-kazan dengesi kurulmuştur, 3) Çocuğa istediği bir şeye erişmek için bazen beklemesi, sabretmesi, plan yapması, hatta para biriktirmesi gerektiği gösterilmiştir, 4) Kısacası; çocuğun alışveriş davranışı disipline edilmiş, birey olarak hakları tanınmış, güven duymanın ve verilen sözü yerine getirmenin ne demek olduğunu anlaması sağlanmıştır. Bu çocuk, ne bu kez ne de bir dahaki seferde, alışveriş için ağlayıp tepinmeyecek, eteklere yapışıp yerlerde yuvarlanmayacaktır.   

İkinci bir örnek de çocuğun bilgisayar oyunlarına ve TV seyretme durumuna ilişkindir. Her çocuk, bu iki şeyin de düşkünüdür. Bu iki unsurunda çocuğun zihinsel, bilişsel kapasitesini bir yere kadar artırıyor olması yadsınamaz. Ama yok ettiği o kadar çok şey vardır ki: 1) zamanı kullanma becerisi, 2) yaratıcılık, 3) motor (el-göz uyumu, el becerisi) yetenekler. Bunlar az şeyler midir? Maalesef hiç değil. Günümüz ev yaşantısında, bilgisayar oyunları ve TV seyretme aktiviteleri, çocuğun ebeveynle çatışma haline geldiği en önemli noktalardan biridir. Ne var ki, bunun bir çaresi bulunmaktadır. Hem de çocuğu birey olarak kırmadan ve ebeveynleri zor durumda bırakmadan ve yine tekrar edeyim; gereksiz söz teması kurmadan. Yine bir örnekle açıklamaya çalışayım: Çocuk bilgisayar oyunu oynamak istemektedir. Ebeveyn de en azından bilinçli bir ebeveyn olarak çocuklarının bu işle haddinden fazla zaman geçirdiğini düşünmektedir. Kolay yol, çocuğa asla bilgisayar oyunu oynamayacağının söylenmesidir. Bunun yaratacağı gerginliği hiç bir anne baba gerektiği gibi yönetemeyecektir. Halbuki bunun yerine çocuğa sadece belirli bir süre (örneğin; yarım saat, 45 dakika gibi) bilgisayar oyunu oynayabileceği, sonra da birlikte örneğin; arabalarıyla oynamanın çok güzel olacağı söylenirse evde hiçbir gürültü olmayacaktır. Tabii, buradaki koşul, bilgisayar oyunundan sonra mutlaka araba oyunu için zaman ayırmaktır. Buradaki kazançlara bakalım: 1) Çocuk bilgisayar oyunu oynamış ve kendince kazançlı çıkmıştır, 2) Ebeveyn, sürü lideri olduklarını tekrar göstermiş ama bu arada çocuğun birey olma (kendi kararını verme) hakkına zarar vermemiştir, ebeveyn kazanmıştır, 3) bilgisayar oyunundan sonra çocukla oynanan araba oyunu, çocuğa el yeteneklerini geliştirme ve ebeveynle güzel vakit geçirme şansını vermiştir. Yine hatırlatalım; bu örnekte de çocukla gereksiz diyaloğa (söz temasına) girilmemiştir.

Çocuklar karşısında ebeveynin tutumu o kadar hassas ve anlıktır ki, çocuğa yönelik olsun ya da olmasın, bilerek veya bilmeyerek yapılan doğru ya da yanlış bir hareket anında kayda girer. Çocuk için doğru artık budur. Bir keresinde, bir para çekme makinasından aldığı fişi yırtıp yere atan adamın yanındaki minicik çocuğun (sanırım 3 yaşlarındaydı), kâğıt parçalarını yere düşene kadar gözleriyle takip ettiğine şahit oldum,  o saniyeler içinde çocuğun çevre eğitimi tamamlanmıştı. Ebeveynler bazen çocukla olan temaslarında, çocuğun taleplerine karşılık, anlık olarak ne diyeceklerini bilemezler. Bu gibi durumlarda, akla gelen ilk cevabı verme kolaycılığına kapılmamak gerekir. Bunu pek çok anne baba anı kurtarmak ve o an için çocuğun taleplerinden kurutulmak için kestirme bir yol olarak kullanırlar. Hâlbuki bu gibi ters durumlarda, “bunu düşünmem lazım” denebilir ve hatta süre de verilebilir, örneğin; “bunu yarın öğlene kadar düşünmem gerekiyor” gibi. Düşünmeden verilen sözler, artık otorite simgesi olan ebeveynin ağzından bir kez çıktığı için, çocuk için güvenin ve doğrunun simgesi haline gelir.

Evet, yukarıdaki örnekler de göstermektedir ki hem çocuğun hem de ebeveynin istediklerinin birlikte gerçekleştirilmesi mümkündür. Bu süreçte sabırlı olmak, çocuğa güven vermek, ona bir birey olarak haklar tanımak ve bunların arkasında durmak ve istikrar ve kararlılıkla mücadele etmek gerekir. Bu mücadele aslında yetiştirmek istediğiniz adamın ya da kadının yapım sürecidir.

(devam edecek)…

Share

Hits: 20

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (14)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Neyse, aslında ben Rousseau gibi kadar didaktik şeyler yazmak istemiyorum, bunu biliyorsunuz. Yalnızca sizleri biraz düşündürmek istiyorum. Belki, aranızdan bana hak verenler çıkabilir.

Bu, öyle geniş bir konu ki nereden başlayayım bilemiyorum. Galiba en doğrusu, öyle klasik şeylerden vaz geçip dosdoğru inandıklarımı yazmak olacak. Zaten, bu konuda yazılmış birbirine benzeyen o kadar çok kitap var ki, standart ve klasik öğütler artık kabak tadı veriyor. Bense öğüt vermek istemiyorum, sizlere öğüt vermek haddim değil. Onun için burada yazdıklarımın öğüt olarak algılanmasını istemiyorum. Hatta, aralarında bırakın yol göstermeyi, size saçma sapan gelebilecek şeyler bile olacağını biliyorum.

Son yıllarda belgesel kanallarından birinde yayınlanan “Köpeklere Fısıldayan Adam” programını seyrederken, klasik tabirle beynimde bir şimşek çaktı. Bu bir köpek eğitimi belgeseliydi ve size garip gelebilir ama çocuk eğitimiyle, en azından benim bir süredir aklımda evirip çevirip şekillendirmeye çalıştığım temel çocuk eğitimi yöntemleriyle neredeyse birebir örtüşüyordu. Bunu birkaç arkadaşımla paylaştığımda yüzüme garip garip baktıklarını hatırlıyorum. Bir köpeğin ve bir çocuğun eğitimi nasıl olur da benzeyebilirdi ki? Hatta biraz alınmış bile olabilirler, çocuklarımızı köpeğe benzeten bu adamın söylediklerini dinlemeye gerek yok diye düşünmüşlerdir sanırım.

Köpekler fısıldayan adam Meksika asıllı Amerikalı köpek eğitmeni Cesar Millan, köpeklerle yıllarca süren deneyimlerinin ışığında şunları söylüyordu:

  • Köpeğinizle gereksiz el teması, söz teması ve göz teması kurmayın. Yani köpeğinize ihtiyaç olmadan dokunmayın, ona laf olsun diye bir şey söylemeyin ya da lafı uzatmayı ve gerekli değilse ona dosdoğru bakmayın. İşte kafamda şimşek çaktıran şeylerden ilki buydu.
  • İkincisi ise daha değişikti: Cesar Millan köpek sahiplerine köpeklerin bir lidere ihtiyaç duyduklarını, bu yüzden sürünün lideri olmalarını ve bu liderliği köpeklerine gerektiğinde göstermeleri gerektiğini öğütlüyordu.

Bilmiyorum bu öğütler sizin zihninizde de bir ışık yaktı mı? Ben ise yıllardır çocuk eğitimini bu kadar iyi özetleyen sözler duymamıştım. Tabii ki bütün bunlar köpekler için geliştirilmiş yöntemlerdi, yani çocuklar söz konusu olduğunda üzerinde biraz daha düşünmek gerekiyordu. Ben de bunu yaptım. Şimdi düşüncelerimi biraz daha açmak istiyorum.

  Çocuk eğitiminin temeli, kendine güvenen ama vicdansız ve kibirli olmayan, hareketli ama şımarık olmayan, düşüncelerini açıkça ifade edebilen ama bunları yaparken küstah olmayan ve ne istediğini bilen ama arsız olmayan bir çocuk yetiştirmektir. Ne yazık ki bütün bunları yapabilmek, söyleyivermek kadar kolay değildir.

Şimdi, uzun lafın kısası, kendi deneyim ve gözlemlerime göre, çocuğunuza yukarıdaki temel nitelikleri kazandırmak için Cesar Millan’ın tavsiyelerini aynen uygulamak gerekiyor. Diyebilirsiniz ki, ne yani çocuğumuzu istediğimiz zaman sevemeyecek miyiz? Ona dokunamayacak mıyız, istediğimiz zaman şakalaşamayacak mıyız? Bütün bunları söylemekte haklısınız. Mesele şu ki, burada bir ayar var: o ayar da “gereksiz” kelimesinde gizli. Örneğin, çocuğunuzu öyle bir zamanda sevin ki, buna tam da ihtiyaç duyduğu an olsun; çocuğunuza bir şeyi öyle bir zamanda söyleyin ki o sözden en çok faydalanacağı zamanda olsun ve çocuğunuzla öyle bir anda ilgilenin ki kendi yeteneklerini ya da duygularını yaşamasına da zamanı olsun.

Bunu beceremeyen, bu yöntemlerden haberi dahi olmayan anne babaların varlığını biliyoruz, çevremizde gözlemliyoruz. Mesela, çocuğuyla kucak kucağa olmanın onu mutlu etmeye yeteceğini düşünür bu ebeveynler. Ya da onu devamlı gözünün önünden ayırmamakla doğru bir iş yaptıklarını, çocuklarını kötülüklerden koruduklarını düşünürler. Veya olayları o şekilde tartışırlar ki sonuç mutlaka bir küslük ya da evin içinde bir itiş kakış olur.

Bu düşüncelerimi örnekler olmadan anlatmanın hemen hemen imkânsız olduğunu görüyorum şu anda; bu yüzden bir kaç örnek vermek istiyorum. Bu örneklerin kendimce anne baba ve çocuk arasındaki mümkün olan en temel ilişki noktalarına odaklanmasına dikkat edeceğim.

Aslında her şey şöyle başlar: Bir çocuk sizin bir parçanızdır ama, hükmettiğiniz herhangi bir organınız, bir uzantınız değildir, o kendi başına bir bireydir. Eğer ona bu şekilde davranmazsanız, çocukluk günleri bitip de gerçekten birey olması gerektiği zaman, yine sizin uzantınız olmaya, sizin kuvvetli gölgenize ve güven dolu kollarınıza geri dönmeye çalışacaktır. Bu duygu, pek çok psikolojik sorunun temel kaynaklarından biridir. Çocuğunuz bir bireydir. Evet, daha çok küçükken bu bireyi beslemek, giydirmek, gezdirmek, altını değiştirmek gibi bir göreviniz vardı, o zamanlar yalın bir bireylik halini hak etmiyordu, doğru. Ama, bu durum çok kısa zamanda değişti, o artık bir birey ve sizin takdir edeceğiniz bazı sınırlar içinde kendi bireyliğini yaşamak zorunda. Burada koşul, “sizin takdir edeceğiniz sınırlar”dır. Bu sınırları belirlemek zaman zaman çok güçtür. Örneğin, kişiliğin belirlenmeye başladığı 4-6 yaşlarında bile, çocuklarını tamamen sınırsız bir özgürlükte, kendi bireysel haliyle baş başa bırakmayı bir marifet sayan, çocuklarını her türlü kararlarını kendi başlarına vermeleri için zorlayan aileler bu durumda bir uç örnektir. Veya tam tersine çocuklarına yaşama alanı vermeyen, bütün kararları onun adına kendileri vermeyi marifet sayan aileler de vardır. Bunlar da diğer uç örneği teşkil etmektedir. Her iki durumda da gereksiz söz ve göz teması kurulmaktadır. Yani, gereksiz diyaloglarla çocuk ya şımartılarak baştan çıkartılmakta ya da tam tersine sıkı sıkıya göz hapsinde tutulmaktadır. Her iki durumda da sonuç iyi olmayacaktır. Bu çocukları hemen tanırsınız aslında; örneğin alışveriş merkezinde zırlayıp, yerlerde tepinen çocuklar bunlardır. Annelerinin eteğine yapışıp, şunu bunu da istiyorum diye avaz avaz bağırıp duran, çıldırmış çocuklar da bunlardır. Bu çocuklar gereksiz el, göz ve söz temasının kurbanlarıdır. Aslında bu çocuklar şöyle bağırmaktadır: Ben biraz doğru zamanlı ve doğru dozda ilgi ve disiplin istiyorum, neden bunu benden esirgiyorsunuz? Doğada sürü liderinin yaptığı budur: Sürüdekilere doğru zamanda ve doğru dozda ilgi ve yeri geldiğinde aynı zaman ve dozda disiplin vermek. O zaman ne yapılmalıdır: Örneğin; çocuğa bir şey alınırken çocuğunda fikrini sormak mı, yoksa hiç sormamak mı? Doğru, bu ikisinin arasındadır. Yine alış veriş örneğinden devam edecek olursak: Baba ve çocuk oyuncak dükkânına girerler. Bu dükkân, herhangi bir çocuğu sevinçten çıldırtacak kadar çekici oyuncakla doludur. Baba, dükkâna girmeden çocuğuna “Bugün alma günümüz değil, bugün oyuncaklara bakma ve alışveriş planı yapma günü, alışverişi bir sonraki gelişimizde yapacağız” der. Ya da “bugün yeterli paramız olmadığı için, sadece seçeneklere bakacağız ve plan yapacağız, bir sonraki gelişimizde alırız” der. Burada çocuğa, harçlıklarından para biriktirip oyuncağı alma şansı da verilebilir. Çocuk bunu aklına yazar. Aslında tam bir yetişkin birey gibi davranmıştır, bu iyi bir şeydir. Ama, dikkat, çocuk bir şeyi daha aklına yazmıştır: Babasının “bir sonraki gelişte alacağız” deyişini. O gün seçeneklere bakılır, alışveriş planı yapılır ve bir sonraki gelişte bunlar kesinlikle alınır. Böylece çocuk, tam olarak bir birey olmanın ve öyle hissetmenin ne demek olduğunu anlar, sözünü yerine getirdiği, güvenini sarsmadığı, adam olduğu için babasına müteşekkir olur ve o da kendi çocuğuna aktarmak için bu davranışı aklına yazar. Asıl büyük ders işte budur. Yoksa, çocuğa o oyuncakları almak marifet değildir.

(devam edecek)…

Share

Hits: 17

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (13)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Gelelim, ikinci çocuğun fayda ve zararlarına: Biiir: kardeş sahibi olan çocuklar daha vicdanlı olurlar, daha doğrusu hadi şöyle ifade edeyim: vicdan sahibi olmayı daha küçük yaşta öğrenirler. Vicdan sahibi olmak küçümsenmemelidir: “insan” olmanın ilk ve değişmez kuralıdır. İkiii: kardeş sahibi çocuklar daha paylaşımcı ve uzlaşmacı olurlar. Bu özellikler ilerideki yaşamlarında (hem mesleki hem de sosyal yaşamlarında) onlara yardımcı olacak özelliklerdir. Üüüç: Kardeşi olan çocuklar, bunu ifade edemeseler de gelecek endişelerine karşı kendilerini daha güvende hissederler.

Onun için, “iki çocuk bir çocuktan iyidir” diyorum ve bu bölümü daha fazla geyik yapmadan bitiriyorum.

ÇOCUK YAPTINIZ, BARİ ADAM GİBİ EĞİTİN…

Geldik kitabımızın en heyecanlı kısmına. İşte, size asıl anlatmak istediklerim burada başlıyor. Şu ana kadar, “evlenmeyin” dedim evlendiniz; “evlendiniz, bari çocuk yapmayın” dedim, onu da yaptınız… Konuşma arasında, “bir çocukta kalmayın” dedim, ya yaptınız ya yapacaksınız ya da bunu dikkate almadınız… Her koşulda, en az bir çocuğunuz var diyelim.

Eveet şimdi, iş başa düştü. Zaten bunu söylemeye gerek yok, doğumun ilk anından itibaren yıllar sürecek bir maceraya yelken açmış bulunuyorsunuz. Bazı okuyucularımızın bu aşamada kitabı bırakacaklarını tahmin edebiliyorum. Ama unutmayın ki yaşam ve bunu anlatmaya çalıştığım süreç yeni başlıyor.

Daha önce söylediğim gibi, ben çocuk sahibi olma fikrine asla karşı değilim; hatta bir çocuğun her türlü meşakkatine rağmen, gelecek için muhteşem bir meşgale olacağına inanıyorum, ama etrafımda o kadar kötü yetiştirilmişlerini gördüm ki, sizleri çocuk sahibi olma konusunda bir kez daha düşünmeye sevk etmek istedim.  Evet, gerçekten de zor bir süreç yeni başlıyor. Hele ilk kez anne-baba olanlar için bu süreç daha da güç olacak.

Yaşamda, çocuk sahibi olan çiftlerle ilgili öyle hikâyeler duydum ve şahit oldum ki: Çocuğun evliliği kurtarmak için bir can yeleği olmasından tutun da özellikle erkeği eve ve evliliğe bağlamak için kullanılacak bir araç olmasına kadar pek çok şey. Hem bunlar, cahil, eğitimsiz, bilinci gelişmemiş ailelerde de tezahür etmedi, tersine, eğitimli, meslek sahibi, her gün karşılaşıp da “ah, ne aydın insanlar” diyeceğiniz türde bireylerin yaptığı evliliklerde dahi bunları görmek mümkün. Neyse, bunları geçelim ve hatta istisnai olaylar olarak kabul edelim biz yine de.

Evet, bir çocuğun eğitimi, belki de yaşamınız boyunca yapacağınız en ciddi iştir. Böyle söyleyince “çok ciddi” olduğumu düşünen ve “yok canım o kadar da değil” diyenleriniz olabilir. Ama dostlar, olabildiğim kadar samimi ve ciddiyim bu konuda. Çocuk sahibi olma kararı, tamam, ailenize ait olabilir, ama iyi bir çocuk yetiştirme konusu bütün toplumu ilgilendirir.

Burada durup, Jean-Jacques Rousseau’dan biraz uzaklaşmam gerektiğini düşünüyorum. 18. yüzyılda yaşamış bu Fransız düşünür çocuk eğitimi ile ilgili pek çok öğütte bulunmuştur. Ne var ki, Rousseau’nun düşündüklerine ve yazdıklarına prim vermenin doğru olmadığını söylüyorum ben. “Neden bu kadar tepkilisin bu adamın yazıklarına, meşhur olduğu için mi?” diyenleriniz olabilir. Doğrudur, düşün dünyasında çığır açmış bu adamcağızı daha iyi anmam gerekebilirdi, ama dostlar ne yalan söyleyeyim, herhangi bir insanın yazdıklarını ve düşündüklerinin birazını kendi özel yaşantısında da görmek iyi olmaz mıydı sizce de. Bu arkadaş, pek çok çocuk sahibi olmuşsa da hiç birinin büyümesine şahit olmamıştır. Önce hizmetçisi sonra kapaması olan bir zavallı kadını çocuk makinesi olarak kullanmış, bazı çocuklarını ancak onlu yaşlarını tamamladıklarında ilk kez görme zarafetini göstermiştir. Şimdi, ben bu adama ne diyeyim arkadaşlar…

(devam edecek)…

Share

Hits: 17

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (12)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

BİR ÇOCUK YAPTINIZ, BARİ İKİLEYİN…

Aslında bu başlığı yazıp yazmama konusunda kararsız kaldım. Bir çocuk yeterince sorun olurken, birden fazla çocuk daha fazla sorun değil midir? Bu yaşadığım kafa karışıklığı nedeniyle her iki türlü de yazmaya karar verdim: Yani hem tek çocuk, hem de birden çok çocuk durumunu.

Evet, konu her iki yönüyle de ele alınacak kadar ciddi. Tek başına bir çocuk yetiştirmek ya da birden çok çocuk sahibi olmanın iyiliği ve kötülüğü nerede başlar, nerelere uzanır?

Gelelim yazılacaklara: Önce, tek çocukla ilgili gerçekler… “Tek çocuk yerine birden çok sahibi olun” diye düşünenlerin bir bildikleri mi var? Neden acaba?.. Böyle düşünenlere göre örneğin; iki çocuk tek çocuktan iyidir. Ama bu demek değildir ki, üç çocuk da ikiden; dört çocuk üçten iyidir. Hayır dostlar! Her şeyin de bir sınırı var.

Tek çocuk her şeyden önce ebeveyn için daha az maddi güçlük yaşamak demektir, en azından daha üst düzeyde imkanlar seferber ederek çocuklarını yetiştirmek isteyenler için: Daha iyi bir okul, daha iyi büyüme koşulları, daha geniş fiziki imkanlar, daha büyük oda, kendine ait bir oda vs. gibi… 

Burada, araya girip bir şey söylemek istiyorum; bunun için geç kalmış olabilirim, ama yine söyleyeyim: Öyle gibi görünüyor olabilir ama ben çocuk düşmanı değilim, şu ana kadar öyle anlaşılmış olabilirim, ama değilim. Aksine, çocukların ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Bunu saf ahlakçılık adına ya da böyle düşünmeyenleri mutlu edip, sempati toplamak için söylemiyorum. Tam tersine, çocuklar o kadar önemlidir ki, eğer beceremeyecekseniz yapmayın diye söylüyorum. Bu işi sırf yakınlarınız, anneleriniz, babalarınız istiyor diye, arkadaşlarınızın hepsi çocuk sahibi oldu sizin de olsun diye yapacaksanız, yapmayın diye söylüyorum. Bu o kadar ciddi bir iştir ki, hazır yolun başındayken bu işe kalkışmayın ya da eğer yapacaksanız adam gibi yapın diye sizleri uyarmak için tekrar tekrar söylüyorum… Yanlış anlaşılmak istemem doğrusu!..

Gelgelelim, tek çocuk büyütmenin de hatırı sayılır zorlukları vardır. Her şeyden önce, tek çocuk doğduğu andan itibaren evin sahibi olacaktır. Gerçekten öyle olmasa bile öyle hissedecektir. Evdeki her şey onundur; annesi, babası, koltuk, kanepe, yemekler, giysiler, TV ve tabii oyuncaklar. Onun haberi ya da isteği olmadan bir şey olmamaktadır, dünya bile o istediği için dönmektedir. TV’de onun istediği programlar seyredilir, onun sevdiği yemekler yapılır, sadece onun olur verdiği oyuncaklar alınır, onun sevdiği insanlarla daha sık görüşülür. Bunun nedeni, evde ve sokakta ilginin odağı olmasıdır. Anne ve babası onun için yaşamaktadır ve yaşayacaktır. Bu onların görevidir. Sokaklarda zırıl zırıl ağlayan çocuklar aslında bunun şaşkınlığını yaşamaktadır. Bu ilginin nerede biteceğini bilmedikleri için anlam veremezler. Sınırlarını kendilerinin bile bilemediği bir açmazın ortasında şımardıkça şımarırlar. Ağlayan ve şımarıp duran çocuk aslında kendisine nerede durması konusunda hiçbir yol göstermeyen aşırı ve sınırsız bir ilgi değil, sınırlı ve kararlı bir ilgi ve disiplin beklemektedir. Sınırlarının nerede başlayıp, nerede bittiğinin kendilerine gösterilmesini belirtilmesini beklemektedir. Tabii ki bunu şimdi ifade ettiğim gibi ifade edemezler, ama durum böyledir.

Bunu başka nasıl anlatmalı? Ha, evet, bu tam bir histeri durumudur. Hani, yetişkinler neden ağladıklarını bile bilmeden ağlarlar ya bazen, işte tam da böyle. Ya da piyangodan en büyük ikramiye kendisine isabet eden kişiler bunun sarhoşluğuna kapılıp ne yapacaklarını bilemezler ya, işte biraz da öyle. Kendini bilmeden geçen bebeklik çağı geçtikten sonra çocuk biraz büyüdüğünde okul da onun olacaktır. Ebeveynler tek ve değerli çocuklarının en iyi eğitimi alması için onu en pahalı (özellikle “en iyi” demiyorum) okullara göndereceklerdir. Ama okulda işler beklediği gibi gitmemektedir. Onun isteklerine boyun eğmeyen gerçek dünyada ilk şaşkınlığını yaşar çocuklar, mesela kreşte… Kreşe giden çocukların ilk şaşkınlığı, her şeyin sahibi olan benliklerinin nasıl olup da oraya buraya kendi istemi dışında sürüklendiğidir. Anne ve babası onu bırakıp gitmektedir işte. Nerede kaldı evdeki efendilik günleri? Bu tuhaf insanlar da kimdir böyle? Bir sürü çocuk, hepsi de bir şeylerin peşinde gibi. Aynı kendisi gibi. Bu oyuncaklar da artık kendisinin değil. Her şey değişti sanki ve geriye dönüş de yok! Çocuk, bu durumda iki yoldan birini seçer: koşullarıyla barışır ve durumunu kabullenir; koşullarıyla barışmaz ama yine de durumu kabullenir. Yani her durumda da durumu kabullenir ama koşullarla barışık olmayan çocuk evdeki şımarıklığını abartır. Ebeveyn, çocuklarını kreşe bırakmak zorunda kaldıkları için suçluluk hissedecekleri için çocuğun şımarıklığını beslerler. Bu çoğunlukla böyle olur, en azından ebeveyn ya da çocuğun kendisi buradan çıkış yolu olmadığını görene kadar.     

Eğitim sürecine devam edelim: Bu süreçte çocuk, okulun yanı sıra ne kadar kurs varsa mümkün mertebe gönderilecektir: Yüzme, tenis, basketbol gibi en bilinenlerinden, piyano, bale, buz pateni gibi aile koşullarında en az bilinenlere kadar. Ebeveyn çocuklarının yeteneklerinden o kadar emindir ki, her aktivite için zaman ve para harcamaya çekinmezler. Hafta sonları çocuğun ihtiyaçlarına adanmıştır. Sabah başlayan kurs trafiği, akşamlara kadar sürer. Çocuk, hafta içinde okulda alamadığı nefesi, hafta sonunda da alamaz. Yeteneğinin sınırlı olduğu bir sürü aktivitenin peşinden koşturulur durur. Tabii ki bu durum uzun sürmeyecektir. Ya çocuk “yeter” der ya da ana-baba. Evet, bu durum bir gün sona erer ama başka şeyler çıkar. Şöyle ki, daha ciddi aktiviteler başlar. Çocuk büyüdüğü için eğitimle ilgili endişeler artar. Matematik, yabancı dil, edebiyat gibi dersler iyi gitmemektedir. Bunun için dışarıdan takviye öğretmenler bulunur. Bunlar ayrı zaman ve para demektir. Genellikle çocuk bu öğretmenlere ya da destekleyici eğitim kurumlarına taşınır da taşınır. İşte dostlar, bu süreç uzun sürer. Yıllar ve yıllar sürer, ta ki çocuk orta öğretimi bitirene kadar; kaç yıl oluyor toplamda, sanırım en az 6-7 yıl kadar. Çocuk sayısı ne kadar az ise, bu süreçteki güçlükler o kadar zorlu olacaktır. Çocuklar ve siz dayanmak zorundasınız!

(devam edecek)…

Share

Hits: 36