film ve kitap önerileri, film ve kitap yorumları, fragmanlar, yıldızlar, yazarlar

FİLMLER VE KİTAPLAR DÜNYASINDAN HABERLER

SARAYIN GÖZDESİ (THE FAVOURITE) FİLMİ İÇİN BİR YORUM…

SARAYIN GÖZDESİ (THE FAVOURITE) FİLMİ İÇİN BİR YORUM

Devamı »

2019 AMERİKAN FİLM ELEŞTİRMENLERİ ÖDÜLLERİ (CRITIC’S CHOICE) VERİLDİ…

2019, AMERİKAN FİLM ELEŞTİRMENLERİ ÖDÜLLERİ, CRITIC'S CHOISE, ÖDÜL KAZANANLAR, ADAYLAR

Devamı »

BAFTA 2019 ÖDÜLLERİ İÇİN ADAYLAR AÇIKLANDI…

72 nci Bafta Ödülleri (İngiliz Akademisi Ödülleri) için adaylar açıklandı… En fazla adaylık alan filmler arasında sürpriz sayılmayacak şekilde; Yorgos Lanthimos’un Sarayın Gözdesi, Altın Küre ödüllü Freddie Mercury biyografisi Bohemian Rhapsody, Bradley Cooper yönetmenliğindeki Bir Yıldız Doğuyor, Oscar ödüllü yönetmen Damien Chazelle’in Ay’da İlk İnsan ve Spike Lee’nin Karanlıkla Karşı Karşıya filmleri de yer alıyor… 2019 Devamı »

İLGİNÇ BİR ÇALIŞMA: BLACK MIRROR BANDERSNATCH…

BLACK MIRROR BANDERSNATCH, FRAGMAN, KONUSU, GÖSTERİM TARİHİ

Devamı »

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (20)…

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (19)

Devamı »

ROMA FİLMİNDEN VOGUE DERGİSİ KAPAĞINA…

Alfonso Cuaron, Roma film, fragman, Yalitza Aparicio, konusu

Devamı »

2018 OSCARLARI İÇİN 9 DALDA ADAY LİSTELERİ AÇIKLANDI…

Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi dokuz kategori için kısa adaylık listelerini açıkladı… Her yıl açıklanan kısa listelere ek olarak bu sene 1979’dan bu yana ilk kez müzik kategorilerinin de kısa listeleri açıklandı… Türkiye’nin Oscar için aday gösterdiği Nuri Bilge Ceylan’ın “Ahlat Ağacı” filmi listeye giremedi… Oscar adaylarının tamamı 22 Ocak 2019 günü açıklanacak… 91. Akademi Ödülleri ise 24 Şubat 2019’da sahiplerini bulacak…

İşte kısa listelerin tamamı:

Yabancı Dilde En İyi Film

Kolombiya, “Birds of Passage”
Danimarka, “The Guilty”
Almanya, “Never Look Away”
Japonya, “Shoplifters”
Kazakistan, “Ayka”
Lübnan, “Capernaum”
Meksika, “Roma”
Polonya, “Cold War”
Güney Kore, “Burning”

En İyi Film Müziği

“Annihilation”
“Avengers: Infinity War”
“The Ballad of Buster Scruggs”
“Black Panther”
“BlacKkKlansman”
“Crazy Rich Asians”
“The Death of Stalin”
“Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald”
“First Man”
“If Beale Street Could Talk”
“Isle of Dogs”
“Mary Poppins Returns”
“A Quiet Place”
“Ready Player One”
“Vice”

En İyi Özgün Şarkı

“When A Cowboy Trades His Spurs For Wings” – “The Ballad of Buster Scruggs”
“Treasure” – “Beautiful Boy”
“All The Stars” – “Black Panther”
“Revelation” – “Boy Erased”
“Girl In The Movies” – “Dumplin’”
“We Won’t Move” – “The Hate U Give”
“The Place Where Lost Things Go” – “Mary Poppins Returns”
“Trip A Little Light Fantastic” – “Mary Poppins Returns”
“Keep Reachin’” – “Quincy”
“I’ll Fight” – “RBG”
“A Place Called Slaughter Race” – “Ralph Breaks the Internet”
“OYAHYTT” – “Sorry to Bother You”
“Shallow” – “A Star Is Born”
“Suspirium” – “Suspiria”
“The Big Unknown” – “Widows”

En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı

“Black Panther”
“Bohemian Rhapsody”
“Border”
“Mary Queen of Scots”
“Stan & Ollie”
“Suspiria”
“Vice”

En İyi Görsel Efekt

“Ant-Man and the Wasp”
“Avengers: Infinity War”
“Black Panther”
“Christopher Robin”
“First Man”
“Jurassic World: Fallen Kingdom”
“Mary Poppins Returns”
“Ready Player One”
“Solo: A Star Wars Story”
“Welcome to Marwen”

En İyi Belgesel

“Charm City”
“Communion”
“Crime + Punishment”
“Dark Money”
“The Distant Barking of Dogs”
“Free Solo”
“Hale County This Morning, This Evening”
“Minding the Gap”
“Of Fathers and Sons”
“On Her Shoulders”
“RBG”
“Shirkers”
“The Silence of Others”
“Three Identical Strangers”
“Won’t You Be My Neighbor?”

En İyi Kısa Belgesel

“Black Sheep”
“End Game”
“Lifeboat”
“Los Comandos”
“My Dead Dad’s Porno Tapes”
“A Night at the Garden”
“Period. End of Sentence.”
“’63 Boycott”
“Women of the Gulag”
“Zion”

En İyi Kısa Film

“Caroline”
“Chuchotage”
“Detainment”
“Fauve”
“Icare”
“Marguerite”
“May Day”
“Mother”
“Skin”
“Wale”

En İyi Kısa Animasyon Filmi

“Age of Sail”
“Animal Behaviour”
“Bao”
“Bilby”
“Bird Karma”
“Late Afternoon”
“Lost & Found”
“One Small Step”
“Pépé le Morse”
“Weekends”…

Share

Hits: 65

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (16)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

15. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Şimdi gelelim bir başka duruma; çocuğa onunla gurur duyduğunuzu ve onu çok sevdiğinizi sadece sözlerle değil, davranışlarınızla da belli etme işine. Burada yolumuz yine başa dönersek, çocukla gereksiz el ve söz temasına girmeme davranışıyla kesişiyor. Sakın yanlış anlaşılmasın; bu davranış yöntemi asla ve asla çocuğa sevgiyle temas etmemek, ona sevgiyle sarılmamak ya da onu ne kadar sevdiğimizi, onunla ne kadar gurur duyduğumuzu, onun bizim çocuğumuz olmasından ne kadar mutlu olduğumuzu sık sık söylememek anlamına gelmemektedir. Her şeyden önce çocuğunuz nasıl ebeveynini seçemiyorsa, bizler de çocuklarımızı seçemeyiz. Ama onlara göre avantajlarımız var; onlardan bizleri eğitmelerini ve yaşama hazırlamalarını beklemeyiz, aksine onlara yaşam hakkında bilgiler vermek, onları kendi başlarına birer birey olmalarına yetecek yeteneklerle donatmak, toplum içinde güvenilir ve doğru insanlar olarak karışmalarını sağlamak bizlerin elindedir. Bu avantaj birçokları için yük gibi algılansa da, bir küçük insanı, bir bitkiye gösterilen hassasiyetle yetiştirmek ve yaşama hazırlamak büyük bir iş ve aynı zamanda gurur vesilesidir.

Burada ahlakçılık oynamak istemem. Ahlak ve ahlakçılık arasında önemli bir sınır vardır. Ahlakçılar, toplumun ahlakını “ahlak” olarak kabul ederler ve çocuklarını da bu doğrultuda yetiştirirler. Onlar için yanlış hiçbir şey olmamalıdır; örneğin çocuk hiçbir kabahate karışmamalı, eşiyle olan birlikteliğini boşanma ile sonuçlandırmamalı, gizli saklı işler yapmamalıdır. Halbuki bu yetiştirilen bir birey için özgürlüklerin kısıtlanması anlamına gelir. Her birey, başkalarına zarar vermemek, hayır yanlış oldu, işlerin ters gitmesi durumunda başkalarına zarar vermeyi de göze alacak şekilde (ki hiçbir karar -örneğin; boşanma kararı zararsız kapatılamaz) kararlı olmak, hayatını kendi istediği gibi kurabilmek ve sürdürebilmek özgürlüğüne sahiptir. Çocuğunuza vereceğiniz eğitim, onun sizler yaşamdan ayrıldıktan sonra bile, hatta 50-60 yaşında bile yeniden bir yaşam kurma gayret ve kararlılığını sağlayacaktır. Gerçek ahlak budur. Yani, toplumdan değil bireyin vicdanından kaynak alan doğru düşünme ve davranma yeteneğidir. İşte, anne babanın yapması gereken tam da bu şeydir. Yani, bütün anlatmaya çalıştığım şeyin esası burada yatmaktadır; çocukta bireysel ahlakın geliştirilmesi ve yerleştirilmesi.

Konumuza geri dönecek olursak, bu ancak çocuğa yeteri kadar sevgi ve disiplini birlikte verebilmekten geçer. İşte tam da burada, çok değerli bir sosyolog olan Emre Kongar’dan aldığım bir dersi paylaşmak isterim. Kongar, bir söyleşide ikiz kızlarını yetiştirirken nasıl bir yol izlediğini soran kişiye şöyle söylemişti: “Bunu şöyle yaptım: Kızlarıma kendilerini bilme yaşına gelene kadar yüzde 50 sevgi ve yüzde 50 disiplin, daha sonrasında ise yüzde 100 sevgi verdim. Çünkü zaten o yaşa geldiklerinde öz disiplinleri yeteri kadar gelişmişti.” Konuyu bu kadar iyi özetleyen bir başka anekdot daha bilmiyorum. Bu, ta en başta söylediğim gibi; gereksiz söz, el ve göz teması kurmamaktan geçiyordu. Pek çok saçma fikirde karşılaşıldığı gibi, çocuk aslında anne babayla arkadaş olmak istemez. Onları bir otorite ve disiplin simgesi olarak görmek ister. Gerekli zamanlarda gösterilen içten sevgi dokunuşları ve gurur okşayıcı sözler ve bakışlar, çocuğa doğru yolda olduğunu, bir birey olma yolunda iyi gittiğini ve zamanla daha da iyi olacağını belirtmeye yeter.

Gelelim gereksiz göz temasına. Pek çok ebeveyne göre çocuklar hep göz önünde olmalıdır. Hayır, doğru olan; çocuğun hep anne ya da babanın gözetleme alanında olmasıdır. Ebeveyn, çocuğu göz önünden ayırmama gibi bir yol izlemek yerine, onları hep gözetleme alanlarında tutmalıdır. Örneğin çocuk, parkta oynarken, gerekli durumlarda müdahale edilebilecek uzaklıkta olmalı ama tam da ebeveynin gözünün önünde olmamalıdır. Bunu anlatmakta zorlanıyorum. Örnekle anlatayım: Çocuk, annesiyle gittiği bir parkta oynamaktadır. Etraftaki tehlikeli noktalar, önceden gözden geçirilir ve gerekirse çocukla paylaşılır. Sonra çocuk oynamaya başlar ve gözetleme alanından çıkmaması sağlanır. Aslında çocuklarda tehlikenin büyüklüğünü algılama yeteneği zamanla ortaya çıkar, ama 5-6 yaşındaki çocukta henüz gelişmemiştir. Çocuk, oynarken sıklıkla düşer ve içinde bulunduğu tehlikenin büyüklüğünü orada olan annesin davranışlarından çıkarsama yoluyla anlar. Eğer anne, kendisine herhangi bir zarar vermeyecek ya da yaralamayacak şekilde düşen çocuğa gülümser ve önemli bir şey olmamış gibi davranırsa, çocuk böyle düşmelerin aslında kendisine önemli bir zarar vermeyeceğini öğrenecektir. Ama anne kendisini yaralamayacak şekilde düşen çocuğun üzerine doğru bağırış ve gözyaşlarıyla koşarsa, çocuk da içinde bulunduğu durumun oldukça riskli olduğunu sanıp ağlamaya başlayacaktır. Bu, defalarca denenmiş bir durumdur. Çocuğunuzun mızmız olmasını istemiyorsanız, gerçek tehlike ve tehditle gerçek olmayanları öncelikle kendiniz ayırt edebilmelisiniz. Göreceksiniz ki, çocuğunuzu böyle yetiştirdiğinizde, başına bir şey geldiğinde ağlıyorsa kendisine gerçekten bir zarar vermiş, mesela bir yerini kanatmış demektir. Aksi takdirde davranırsanız, sizi temin ederim ki mızmız, en küçük şeylere tepki veren, ağlayan, en küçük bir düşmede ya da yaralanmada size koşup, şefkat bekleyen büyümeyen bir bebeğiniz olacaktır. Genel olarak yapılan yanlış çocuğun üzerine titremenin, onun her yaptığına karışmak davranmak, ona hep el, söz, göz mesafesinde olup her saniyesine karışmak olduğunu sanmaktır. Böyle yaptınız takdirde, hep gözaltında olan yetişkin bir bireyin davranışlarında olduğu gibi psikolojisi giderek bozulan bir birey yaratmanız garantidir. Halbuki bunun yerine çocuğun kendisine zarar verecek davranışlarını önlemek için yeterli mesafede durup (bu mesafe çocuğun bulunduğu ya da oynadığı yerin ne kadar güvenli olduğuna göre değişir, örneğin; 2-3 metre de olabilir, 5-6 metre de), tek gözünüzle onu kollarsanız, asla her seferinde müdahale etmemeyi öğrenirseniz, yani sessiz güç (otorite) olmayı başarırsanız sakin, kendine güvenen, sadece kendisine güvenmekle kalmayıp, yanlış bir davranışında kendisine müdahale edeceğini bilen kendisinden daha bilgili ve deneyimli bir otoritenin gözetiminde emniyette olduğunu içten içe bilen, yani size de güven duyan bir çocuğunuz olacaktır. Kısacası, burada yine aynı ilke çalışmaktadır: çocukla gereksiz el, söz ya da göz teması kurmamak…

(devam edecek)…

Share

Hits: 24

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (15)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Bu örneğe tekrar bakılacak olursa; bir taşla, bir anda birden çok kuş vurulduğu görülecektir: 1) Doğrudan kendisine söylenmese de çocuk bir birey yerine konulduğunu hissetmiştir (yani gereksiz diyalogdan, söz temasından kaçınılmıştır), 2) Çocuğa istediği oyuncak alınmıştır ama babanın (yani otoritenin, sürü liderinin) istediği zamanda -bir kazan-kazan dengesi kurulmuştur, 3) Çocuğa istediği bir şeye erişmek için bazen beklemesi, sabretmesi, plan yapması, hatta para biriktirmesi gerektiği gösterilmiştir, 4) Kısacası; çocuğun alışveriş davranışı disipline edilmiş, birey olarak hakları tanınmış, güven duymanın ve verilen sözü yerine getirmenin ne demek olduğunu anlaması sağlanmıştır. Bu çocuk, ne bu kez ne de bir dahaki seferde, alışveriş için ağlayıp tepinmeyecek, eteklere yapışıp yerlerde yuvarlanmayacaktır.   

İkinci bir örnek de çocuğun bilgisayar oyunlarına ve TV seyretme durumuna ilişkindir. Her çocuk, bu iki şeyin de düşkünüdür. Bu iki unsurunda çocuğun zihinsel, bilişsel kapasitesini bir yere kadar artırıyor olması yadsınamaz. Ama yok ettiği o kadar çok şey vardır ki: 1) zamanı kullanma becerisi, 2) yaratıcılık, 3) motor (el-göz uyumu, el becerisi) yetenekler. Bunlar az şeyler midir? Maalesef hiç değil. Günümüz ev yaşantısında, bilgisayar oyunları ve TV seyretme aktiviteleri, çocuğun ebeveynle çatışma haline geldiği en önemli noktalardan biridir. Ne var ki, bunun bir çaresi bulunmaktadır. Hem de çocuğu birey olarak kırmadan ve ebeveynleri zor durumda bırakmadan ve yine tekrar edeyim; gereksiz söz teması kurmadan. Yine bir örnekle açıklamaya çalışayım: Çocuk bilgisayar oyunu oynamak istemektedir. Ebeveyn de en azından bilinçli bir ebeveyn olarak çocuklarının bu işle haddinden fazla zaman geçirdiğini düşünmektedir. Kolay yol, çocuğa asla bilgisayar oyunu oynamayacağının söylenmesidir. Bunun yaratacağı gerginliği hiç bir anne baba gerektiği gibi yönetemeyecektir. Halbuki bunun yerine çocuğa sadece belirli bir süre (örneğin; yarım saat, 45 dakika gibi) bilgisayar oyunu oynayabileceği, sonra da birlikte örneğin; arabalarıyla oynamanın çok güzel olacağı söylenirse evde hiçbir gürültü olmayacaktır. Tabii, buradaki koşul, bilgisayar oyunundan sonra mutlaka araba oyunu için zaman ayırmaktır. Buradaki kazançlara bakalım: 1) Çocuk bilgisayar oyunu oynamış ve kendince kazançlı çıkmıştır, 2) Ebeveyn, sürü lideri olduklarını tekrar göstermiş ama bu arada çocuğun birey olma (kendi kararını verme) hakkına zarar vermemiştir, ebeveyn kazanmıştır, 3) bilgisayar oyunundan sonra çocukla oynanan araba oyunu, çocuğa el yeteneklerini geliştirme ve ebeveynle güzel vakit geçirme şansını vermiştir. Yine hatırlatalım; bu örnekte de çocukla gereksiz diyaloğa (söz temasına) girilmemiştir.

Çocuklar karşısında ebeveynin tutumu o kadar hassas ve anlıktır ki, çocuğa yönelik olsun ya da olmasın, bilerek veya bilmeyerek yapılan doğru ya da yanlış bir hareket anında kayda girer. Çocuk için doğru artık budur. Bir keresinde, bir para çekme makinasından aldığı fişi yırtıp yere atan adamın yanındaki minicik çocuğun (sanırım 3 yaşlarındaydı), kâğıt parçalarını yere düşene kadar gözleriyle takip ettiğine şahit oldum,  o saniyeler içinde çocuğun çevre eğitimi tamamlanmıştı. Ebeveynler bazen çocukla olan temaslarında, çocuğun taleplerine karşılık, anlık olarak ne diyeceklerini bilemezler. Bu gibi durumlarda, akla gelen ilk cevabı verme kolaycılığına kapılmamak gerekir. Bunu pek çok anne baba anı kurtarmak ve o an için çocuğun taleplerinden kurutulmak için kestirme bir yol olarak kullanırlar. Hâlbuki bu gibi ters durumlarda, “bunu düşünmem lazım” denebilir ve hatta süre de verilebilir, örneğin; “bunu yarın öğlene kadar düşünmem gerekiyor” gibi. Düşünmeden verilen sözler, artık otorite simgesi olan ebeveynin ağzından bir kez çıktığı için, çocuk için güvenin ve doğrunun simgesi haline gelir.

Evet, yukarıdaki örnekler de göstermektedir ki hem çocuğun hem de ebeveynin istediklerinin birlikte gerçekleştirilmesi mümkündür. Bu süreçte sabırlı olmak, çocuğa güven vermek, ona bir birey olarak haklar tanımak ve bunların arkasında durmak ve istikrar ve kararlılıkla mücadele etmek gerekir. Bu mücadele aslında yetiştirmek istediğiniz adamın ya da kadının yapım sürecidir.

(devam edecek)…

Share

Hits: 20

2018 AVRUPA FİLM ÖDÜLLERİNDE EN İYİ FİLM “COLD WAR”…

Bu yıl 31 nci kez verilen Avrupa Film Ödülleri (EFA) dün verildi… Aday gösterildiği tüm kategorileri kazanan Pawel Pawlikowski yönetimindeki “Cold War” en iyi film ödülünü kazandı… Polonya, İngiltere ve Fransa ortak yapımı olan filmin başrollerini Joanna Kulig, Tomasz Kot, Borys Szyc paylaşıyor… Filmin konusu ise şöyle: Zula ve Wiktor savaştan harabe halinde çıkan Polonya’da karşılaşır… Farklı geçmişlere ve karakterlere sahip olan kahramanlarımız birbiriyle asla anlaşamayacak tiplerdir, ama kader yollarını ayrılmayacak şekilde birbirine bağlamıştır… 50’li yılların Polonya, Berlin, Yugoslavya ve Paris’inin soğuk savaş atmosferinde geçen film; politik görüş, kişilik özellikleri ve kaderin cilveleriyle savrulan bir çiftin, imkânsız zamanlarda geçen imkânsız aşk hikâyesini anlatıyor… EFA’da İtalya’nın Oscar adayı “Dogman” ise üç ödül kazandı…

İşte kazananların listesi:

  • En İyi Film: Cold War

  • En İyi Komedi: Death of Stalin – Armando Iannucci
  • En İyi Yönetmen: Pawel Pawlikowski – Cold War
  • En İyi Kadın Oyuncu: Joanna Kulig – Cold War
  • En İyi Erkek Oyuncu: Marcello Fonte – Dogman
  • En İyi Senarist: Pawel Pawlikowski – Cold War
  • En İyi Belgesel: Bergman – A Year In A Life
  • En İyi Kısa Film: The Years – Sara Fgaier
  • Keşif Ödülü: Girl – Lukas Dhont
  • En İyi Animasyon: Another Day of Life – Raul de la Fuente, Damian Nenow
  • EFA Halkın Tercihi Ödülü: Call Me By Your Name – Luca Guadagnino
  • En İyi Görüntü Yönetmeni: Martin Otterbeck – U
  • En İyi Kurgucu: Jaroslaw Kaminski – Cold War
  • En İyi Prodüksiyon Tasarımcısı: Andrey Ponkratov – The Summer
  • En İyi Kostüm Tasarımcısı: Massimo Cantini Parrini – Dogman
  • En İyi Saç ve Makyaj: Dalia Colli, Lorenzo Tamburini, Daniela Tartari – Dogman
  • En İyi Besteci: Christoph M. Kaiser ve Julian Maas – 3 Days in Quiberon
  • En İyi Ses Tasarımcısı: Andre Bendocchi-Alves ve Martin Steyer – The Captain
  • En İyi Görsel Efekt: Peter Hjorth – Border
  • Dünya Sineması Başarı Ödülü: Ralph Fiennes
  • EFA Hayat Boyu Başarı Ödülü: Carmen Maura…
Share

Hits: 72

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (14)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Neyse, aslında ben Rousseau gibi kadar didaktik şeyler yazmak istemiyorum, bunu biliyorsunuz. Yalnızca sizleri biraz düşündürmek istiyorum. Belki, aranızdan bana hak verenler çıkabilir.

Bu, öyle geniş bir konu ki nereden başlayayım bilemiyorum. Galiba en doğrusu, öyle klasik şeylerden vaz geçip dosdoğru inandıklarımı yazmak olacak. Zaten, bu konuda yazılmış birbirine benzeyen o kadar çok kitap var ki, standart ve klasik öğütler artık kabak tadı veriyor. Bense öğüt vermek istemiyorum, sizlere öğüt vermek haddim değil. Onun için burada yazdıklarımın öğüt olarak algılanmasını istemiyorum. Hatta, aralarında bırakın yol göstermeyi, size saçma sapan gelebilecek şeyler bile olacağını biliyorum.

Son yıllarda belgesel kanallarından birinde yayınlanan “Köpeklere Fısıldayan Adam” programını seyrederken, klasik tabirle beynimde bir şimşek çaktı. Bu bir köpek eğitimi belgeseliydi ve size garip gelebilir ama çocuk eğitimiyle, en azından benim bir süredir aklımda evirip çevirip şekillendirmeye çalıştığım temel çocuk eğitimi yöntemleriyle neredeyse birebir örtüşüyordu. Bunu birkaç arkadaşımla paylaştığımda yüzüme garip garip baktıklarını hatırlıyorum. Bir köpeğin ve bir çocuğun eğitimi nasıl olur da benzeyebilirdi ki? Hatta biraz alınmış bile olabilirler, çocuklarımızı köpeğe benzeten bu adamın söylediklerini dinlemeye gerek yok diye düşünmüşlerdir sanırım.

Köpekler fısıldayan adam Meksika asıllı Amerikalı köpek eğitmeni Cesar Millan, köpeklerle yıllarca süren deneyimlerinin ışığında şunları söylüyordu:

  • Köpeğinizle gereksiz el teması, söz teması ve göz teması kurmayın. Yani köpeğinize ihtiyaç olmadan dokunmayın, ona laf olsun diye bir şey söylemeyin ya da lafı uzatmayı ve gerekli değilse ona dosdoğru bakmayın. İşte kafamda şimşek çaktıran şeylerden ilki buydu.
  • İkincisi ise daha değişikti: Cesar Millan köpek sahiplerine köpeklerin bir lidere ihtiyaç duyduklarını, bu yüzden sürünün lideri olmalarını ve bu liderliği köpeklerine gerektiğinde göstermeleri gerektiğini öğütlüyordu.

Bilmiyorum bu öğütler sizin zihninizde de bir ışık yaktı mı? Ben ise yıllardır çocuk eğitimini bu kadar iyi özetleyen sözler duymamıştım. Tabii ki bütün bunlar köpekler için geliştirilmiş yöntemlerdi, yani çocuklar söz konusu olduğunda üzerinde biraz daha düşünmek gerekiyordu. Ben de bunu yaptım. Şimdi düşüncelerimi biraz daha açmak istiyorum.

  Çocuk eğitiminin temeli, kendine güvenen ama vicdansız ve kibirli olmayan, hareketli ama şımarık olmayan, düşüncelerini açıkça ifade edebilen ama bunları yaparken küstah olmayan ve ne istediğini bilen ama arsız olmayan bir çocuk yetiştirmektir. Ne yazık ki bütün bunları yapabilmek, söyleyivermek kadar kolay değildir.

Şimdi, uzun lafın kısası, kendi deneyim ve gözlemlerime göre, çocuğunuza yukarıdaki temel nitelikleri kazandırmak için Cesar Millan’ın tavsiyelerini aynen uygulamak gerekiyor. Diyebilirsiniz ki, ne yani çocuğumuzu istediğimiz zaman sevemeyecek miyiz? Ona dokunamayacak mıyız, istediğimiz zaman şakalaşamayacak mıyız? Bütün bunları söylemekte haklısınız. Mesele şu ki, burada bir ayar var: o ayar da “gereksiz” kelimesinde gizli. Örneğin, çocuğunuzu öyle bir zamanda sevin ki, buna tam da ihtiyaç duyduğu an olsun; çocuğunuza bir şeyi öyle bir zamanda söyleyin ki o sözden en çok faydalanacağı zamanda olsun ve çocuğunuzla öyle bir anda ilgilenin ki kendi yeteneklerini ya da duygularını yaşamasına da zamanı olsun.

Bunu beceremeyen, bu yöntemlerden haberi dahi olmayan anne babaların varlığını biliyoruz, çevremizde gözlemliyoruz. Mesela, çocuğuyla kucak kucağa olmanın onu mutlu etmeye yeteceğini düşünür bu ebeveynler. Ya da onu devamlı gözünün önünden ayırmamakla doğru bir iş yaptıklarını, çocuklarını kötülüklerden koruduklarını düşünürler. Veya olayları o şekilde tartışırlar ki sonuç mutlaka bir küslük ya da evin içinde bir itiş kakış olur.

Bu düşüncelerimi örnekler olmadan anlatmanın hemen hemen imkânsız olduğunu görüyorum şu anda; bu yüzden bir kaç örnek vermek istiyorum. Bu örneklerin kendimce anne baba ve çocuk arasındaki mümkün olan en temel ilişki noktalarına odaklanmasına dikkat edeceğim.

Aslında her şey şöyle başlar: Bir çocuk sizin bir parçanızdır ama, hükmettiğiniz herhangi bir organınız, bir uzantınız değildir, o kendi başına bir bireydir. Eğer ona bu şekilde davranmazsanız, çocukluk günleri bitip de gerçekten birey olması gerektiği zaman, yine sizin uzantınız olmaya, sizin kuvvetli gölgenize ve güven dolu kollarınıza geri dönmeye çalışacaktır. Bu duygu, pek çok psikolojik sorunun temel kaynaklarından biridir. Çocuğunuz bir bireydir. Evet, daha çok küçükken bu bireyi beslemek, giydirmek, gezdirmek, altını değiştirmek gibi bir göreviniz vardı, o zamanlar yalın bir bireylik halini hak etmiyordu, doğru. Ama, bu durum çok kısa zamanda değişti, o artık bir birey ve sizin takdir edeceğiniz bazı sınırlar içinde kendi bireyliğini yaşamak zorunda. Burada koşul, “sizin takdir edeceğiniz sınırlar”dır. Bu sınırları belirlemek zaman zaman çok güçtür. Örneğin, kişiliğin belirlenmeye başladığı 4-6 yaşlarında bile, çocuklarını tamamen sınırsız bir özgürlükte, kendi bireysel haliyle baş başa bırakmayı bir marifet sayan, çocuklarını her türlü kararlarını kendi başlarına vermeleri için zorlayan aileler bu durumda bir uç örnektir. Veya tam tersine çocuklarına yaşama alanı vermeyen, bütün kararları onun adına kendileri vermeyi marifet sayan aileler de vardır. Bunlar da diğer uç örneği teşkil etmektedir. Her iki durumda da gereksiz söz ve göz teması kurulmaktadır. Yani, gereksiz diyaloglarla çocuk ya şımartılarak baştan çıkartılmakta ya da tam tersine sıkı sıkıya göz hapsinde tutulmaktadır. Her iki durumda da sonuç iyi olmayacaktır. Bu çocukları hemen tanırsınız aslında; örneğin alışveriş merkezinde zırlayıp, yerlerde tepinen çocuklar bunlardır. Annelerinin eteğine yapışıp, şunu bunu da istiyorum diye avaz avaz bağırıp duran, çıldırmış çocuklar da bunlardır. Bu çocuklar gereksiz el, göz ve söz temasının kurbanlarıdır. Aslında bu çocuklar şöyle bağırmaktadır: Ben biraz doğru zamanlı ve doğru dozda ilgi ve disiplin istiyorum, neden bunu benden esirgiyorsunuz? Doğada sürü liderinin yaptığı budur: Sürüdekilere doğru zamanda ve doğru dozda ilgi ve yeri geldiğinde aynı zaman ve dozda disiplin vermek. O zaman ne yapılmalıdır: Örneğin; çocuğa bir şey alınırken çocuğunda fikrini sormak mı, yoksa hiç sormamak mı? Doğru, bu ikisinin arasındadır. Yine alış veriş örneğinden devam edecek olursak: Baba ve çocuk oyuncak dükkânına girerler. Bu dükkân, herhangi bir çocuğu sevinçten çıldırtacak kadar çekici oyuncakla doludur. Baba, dükkâna girmeden çocuğuna “Bugün alma günümüz değil, bugün oyuncaklara bakma ve alışveriş planı yapma günü, alışverişi bir sonraki gelişimizde yapacağız” der. Ya da “bugün yeterli paramız olmadığı için, sadece seçeneklere bakacağız ve plan yapacağız, bir sonraki gelişimizde alırız” der. Burada çocuğa, harçlıklarından para biriktirip oyuncağı alma şansı da verilebilir. Çocuk bunu aklına yazar. Aslında tam bir yetişkin birey gibi davranmıştır, bu iyi bir şeydir. Ama, dikkat, çocuk bir şeyi daha aklına yazmıştır: Babasının “bir sonraki gelişte alacağız” deyişini. O gün seçeneklere bakılır, alışveriş planı yapılır ve bir sonraki gelişte bunlar kesinlikle alınır. Böylece çocuk, tam olarak bir birey olmanın ve öyle hissetmenin ne demek olduğunu anlar, sözünü yerine getirdiği, güvenini sarsmadığı, adam olduğu için babasına müteşekkir olur ve o da kendi çocuğuna aktarmak için bu davranışı aklına yazar. Asıl büyük ders işte budur. Yoksa, çocuğa o oyuncakları almak marifet değildir.

(devam edecek)…

Share

Hits: 17

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (13)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Gelelim, ikinci çocuğun fayda ve zararlarına: Biiir: kardeş sahibi olan çocuklar daha vicdanlı olurlar, daha doğrusu hadi şöyle ifade edeyim: vicdan sahibi olmayı daha küçük yaşta öğrenirler. Vicdan sahibi olmak küçümsenmemelidir: “insan” olmanın ilk ve değişmez kuralıdır. İkiii: kardeş sahibi çocuklar daha paylaşımcı ve uzlaşmacı olurlar. Bu özellikler ilerideki yaşamlarında (hem mesleki hem de sosyal yaşamlarında) onlara yardımcı olacak özelliklerdir. Üüüç: Kardeşi olan çocuklar, bunu ifade edemeseler de gelecek endişelerine karşı kendilerini daha güvende hissederler.

Onun için, “iki çocuk bir çocuktan iyidir” diyorum ve bu bölümü daha fazla geyik yapmadan bitiriyorum.

ÇOCUK YAPTINIZ, BARİ ADAM GİBİ EĞİTİN…

Geldik kitabımızın en heyecanlı kısmına. İşte, size asıl anlatmak istediklerim burada başlıyor. Şu ana kadar, “evlenmeyin” dedim evlendiniz; “evlendiniz, bari çocuk yapmayın” dedim, onu da yaptınız… Konuşma arasında, “bir çocukta kalmayın” dedim, ya yaptınız ya yapacaksınız ya da bunu dikkate almadınız… Her koşulda, en az bir çocuğunuz var diyelim.

Eveet şimdi, iş başa düştü. Zaten bunu söylemeye gerek yok, doğumun ilk anından itibaren yıllar sürecek bir maceraya yelken açmış bulunuyorsunuz. Bazı okuyucularımızın bu aşamada kitabı bırakacaklarını tahmin edebiliyorum. Ama unutmayın ki yaşam ve bunu anlatmaya çalıştığım süreç yeni başlıyor.

Daha önce söylediğim gibi, ben çocuk sahibi olma fikrine asla karşı değilim; hatta bir çocuğun her türlü meşakkatine rağmen, gelecek için muhteşem bir meşgale olacağına inanıyorum, ama etrafımda o kadar kötü yetiştirilmişlerini gördüm ki, sizleri çocuk sahibi olma konusunda bir kez daha düşünmeye sevk etmek istedim.  Evet, gerçekten de zor bir süreç yeni başlıyor. Hele ilk kez anne-baba olanlar için bu süreç daha da güç olacak.

Yaşamda, çocuk sahibi olan çiftlerle ilgili öyle hikâyeler duydum ve şahit oldum ki: Çocuğun evliliği kurtarmak için bir can yeleği olmasından tutun da özellikle erkeği eve ve evliliğe bağlamak için kullanılacak bir araç olmasına kadar pek çok şey. Hem bunlar, cahil, eğitimsiz, bilinci gelişmemiş ailelerde de tezahür etmedi, tersine, eğitimli, meslek sahibi, her gün karşılaşıp da “ah, ne aydın insanlar” diyeceğiniz türde bireylerin yaptığı evliliklerde dahi bunları görmek mümkün. Neyse, bunları geçelim ve hatta istisnai olaylar olarak kabul edelim biz yine de.

Evet, bir çocuğun eğitimi, belki de yaşamınız boyunca yapacağınız en ciddi iştir. Böyle söyleyince “çok ciddi” olduğumu düşünen ve “yok canım o kadar da değil” diyenleriniz olabilir. Ama dostlar, olabildiğim kadar samimi ve ciddiyim bu konuda. Çocuk sahibi olma kararı, tamam, ailenize ait olabilir, ama iyi bir çocuk yetiştirme konusu bütün toplumu ilgilendirir.

Burada durup, Jean-Jacques Rousseau’dan biraz uzaklaşmam gerektiğini düşünüyorum. 18. yüzyılda yaşamış bu Fransız düşünür çocuk eğitimi ile ilgili pek çok öğütte bulunmuştur. Ne var ki, Rousseau’nun düşündüklerine ve yazdıklarına prim vermenin doğru olmadığını söylüyorum ben. “Neden bu kadar tepkilisin bu adamın yazıklarına, meşhur olduğu için mi?” diyenleriniz olabilir. Doğrudur, düşün dünyasında çığır açmış bu adamcağızı daha iyi anmam gerekebilirdi, ama dostlar ne yalan söyleyeyim, herhangi bir insanın yazdıklarını ve düşündüklerinin birazını kendi özel yaşantısında da görmek iyi olmaz mıydı sizce de. Bu arkadaş, pek çok çocuk sahibi olmuşsa da hiç birinin büyümesine şahit olmamıştır. Önce hizmetçisi sonra kapaması olan bir zavallı kadını çocuk makinesi olarak kullanmış, bazı çocuklarını ancak onlu yaşlarını tamamladıklarında ilk kez görme zarafetini göstermiştir. Şimdi, ben bu adama ne diyeyim arkadaşlar…

(devam edecek)…

Share

Hits: 17

CLINT EASTWOOD’DAN YENİ BİR FİLM: THE MULE…

Clint Eastwood’un yeni filmi The Mule‘dan bir fragman yayınlandı… Filmin Toby Keith imzalı tema müziği olan “Don’t Let The Old Man In” parçasıyla gelen klipte filmden yeni sahneler de yer alıyor… Dört Oscar ödülü sahibi Clint Eastwood’un yönetmenliğinin yanı sıra başrolünü de üstlendiği “The Mule”, gerilim dozu yüksek, yaşanmış bir suç hikayesini anlatıyor…

Filmin konusu kısaca şöyle: Earl Stone adında 80’li yaşlarında, beş parasız, yalnız ve işini kaybetmek üzere olan bir adamdır… Earl yalnızca araba sürmesini gerektiren bir iş teklifini kabul eder ancak farkında olmadan Meksika karteli için uyuşturucu kuryeliği yapar… Kuryelik işi Earl’ün fazlasıyla iyi olduğu bir şey haline gelir… Kartel, çok iyi iş çıkardığı için Earl’e daha fazla iş vermeye başlar… Ancak Earl, bir süre sonra hırslı narkotik ajanı Colin Bates’in de radarına girer… Para sorunları ortadan kalkan Earl’e geçmişte yaptığı hatalar ağır gelmeye başlar… Polis veya kartel onu yakalamadan önce yaptığı yanlışları düzeltmek için fazla zamanı yoktur…

Filmde, Bradley Cooper, Michael Peña, Laurence Fishburne, Andy Garcia ve Dianne Wiest gibi ödüllü oyuncular da rol alıyor…

“The Mule” filmi 14 Aralık 2018 günü Amerika’da seyircilerin karşısına çıkacak… Fragmanını aşağıda bulabileceğiniz filmin ülkemizde gösterime girip girmeyeceğine dair henüz bir bilgi bulunmuyor… 

Share

Hits: 41

OSCAR’A DOĞRU: ELEŞTİRMENLER BİRLİĞİ ADAYLARINI AÇIKLADI…

24 Şubat 2019 gecesi verilecek olan 91. Oscar ödüllerine doğru ilerlerken, Eleştirmenler Birliği Ödülleri’nin (Critics’ Choice Awards) 2019 adayları açıklandı… Yunanlı yönetmen Yorgos Lanthimos’un yönettiği “The Favourite” 14 adaylık elde ederek adaylıklarda başı çekti… Marvel’ın ödül avcısı “Black Panther” 12 kategoriye aday gösterilirken, Damien Chazelleimzalı “First Man” 10 adaylık elde etti… “Mary Poppins Returns”, “A Star Is Born” ve “Vice” ise dokuzar adaylıkla onları takip etti… 24. Eleştirmenlerin Tercihi Ödülleri, 13 Ocak 2019 tarihinde düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak…

İşte adayların listesi:

EN İYİ FİLM

“Black Panther”
“BlacKkKlansman”
“The Favourite”
“First Man”
“Green Book”
“If Beale Street Could Talk”
“Mary Poppins Returns”
“Roma”
“A Star Is Born”
“Vice”

EN İYİ ERKEK OYUNCU

Christian Bale – “Vice”
Bradley Cooper – “A Star Is Born”
Willem Dafoe – “At Eternity’s Gate”
Ryan Gosling – “First Man”
Ethan Hawke – “First Reformed”
Rami Malek – “Bohemian Rhapsody”
Viggo Mortensen – “Green Book”

EN İYİ KADIN OYUNCU

Yalitza Aparicio – “Roma”
Emily Blunt – “Mary Poppins Returns”
Glenn Close – “The Wife”
Toni Collette – “Hereditary”
Olivia Colman – “The Favourite”
Lady Gaga – “A Star Is Born”
Melissa McCarthy – “Can You Ever Forgive Me?”

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

Mahershala Ali – “Green Book”
Timothée Chalamet – “Beautiful Boy”
Adam Driver – “BlacKkKlansman”
Sam Elliott – “A Star Is Born”
Richard E. Grant – “Can You Ever Forgive Me?”
Michael B. Jordan – “Black Panther”

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Amy Adams – “Vice”
Claire Foy – “First Man”
Nicole Kidman – “Boy Erased”
Regina King – “If Beale Street Could Talk”
Emma Stone – “The Favourite”
Rachel Weisz – “The Favourite”

EN İYİ GENÇ OYUNCU

Elsie Fisher – “Eighth Grade”
Thomasin McKenzie – “Leave No Trace”
Ed Oxenbould – “Wildlife”
Millicent Simmonds – “A Quiet Place”
Amandla Stenberg – “The Hate U Give”
Sunny Suljic – “Mid90s”

EN İYİ OYUNCU KADROSU

“Black Panther”
“Crazy Rich Asians”
“The Favourite”
“Vice”
“Widows”

EN İYİ YÖNETMEN

Damien Chazelle – “First Man”
Bradley Cooper – “A Star Is Born”
Alfonso Cuarón – “Roma”
Peter Farrelly – “Green Book”
Yorgos Lanthimos – “The Favourite”
Spike Lee – “BlacKkKlansman”
Adam McKay – “Vice”

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO

Bo Burnham – “Eighth Grade”
Alfonso Cuarón – “Roma”
Deborah Davis ve Tony McNamara – “The Favourite”
Adam McKay – “Vice”
Paul Schrader – “First Reformed”
Nick Vallelonga, Brian Hayes Currie, Peter Farrelly – “Green Book”
Bryan Woods, Scott Beck, John Krasinski – “A Quiet Place”

EN İYİ UYARLAMA SENARYO

Ryan Coogler, Joe Robert Cole – “Black Panther”
Nicole Holofcener, Jeff Whitty – “Can You Ever Forgive Me?”
Barry Jenkins – “If Beale Street Could Talk”
Eric Roth, Bradley Cooper ve Will Fetters – “A Star Is Born”
Josh Singer – “First Man”
Charlie Wachtel, David Rabinowitz, Kevin Willmott ve Spike Lee – “BlacKkKlansman”

EN İYİ SİNEMATOGRAFİ

Alfonso Cuarón – “Roma”
James Laxton – “If Beale Street Could Talk”
Matthew Libatique – “A Star Is Born”
Rachel Morrison – “Black Panther”
Robbie Ryan – “The Favourite”
Linus Sandgren – “First Man”

EN İYİ PRODÜKSİYON TASARIMI

Hannah Beachler, Jay Hart – “Black Panther”
Eugenio Caballero, Barbara Enriquez – “Roma”
Nelson Coates, Andrew Baseman – “Crazy Rich Asians”
Fiona Crombie, Alice Felton – “The Favourite”
Nathan Crowley, Kathy Lucas – “First Man”
John Myhre, Gordon Sim – “Mary Poppins Returns”

EN İYİ KURGU

Jay Cassidy – “A Star Is Born”
Hank Corwin – “Vice”
Tom Cross – “First Man”
Alfonso Cuarón, Adam Gough – “Roma”
Yorgos Mavropsaridis – “The Favourite”
Joe Walker – “Widows”

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI

Alexandra Byrne – “Mary Queen of Scots”
Ruth Carter – “Black Panther”
Julian Day – “Bohemian Rhapsody”
Sandy Powell – “The Favourite”
Sandy Powell – “Mary Poppins Returns”

EN İYİ SAÇ ve MAKYAJ

“Black Panther”
“Bohemian Rhapsody”
“The Favourite”
“Mary Queen of Scots”
“Suspiria”
“Vice”

EN İYİ GÖRSEL EFEKT

“Avengers: Infinity War”
“Black Panther”
“First Man”
“Mary Poppins Returns”
“Mission: Impossible – Fallout”
“Ready Player One”

EN İYİ ANİMASYON

“The Grinch”
“Incredibles 2”
“Isle of Dogs”
“Mirai”
“Ralph Breaks the Internet”
“Spider-Man: Into the Spider-Verse”

EN İYİ AKSİYON FİLMİ

“Avengers: Infinity War”
“Black Panther”
“Deadpool 2”
“Mission: Impossible – Fallout”
“Ready Player One”
“Widows”

EN İYİ KOMEDİ FİLMİ

“Crazy Rich Asians”
“Deadpool 2”
“The Death of Stalin”
“The Favourite”
“Game Night”
“Sorry to Bother You”

EN İYİ ERKEK OYUNCU (KOMEDİ)

Christian Bale – “Vice”
Jason Bateman – “Game Night”
Viggo Mortensen – “Green Book”
John C. Reilly – “Stan & Ollie”
Ryan Reynolds – “Deadpool 2”
Lakeith Stanfield – “Sorry to Bother You”

EN İYİ KADIN OYUNCU (KOMEDİ)

Emily Blunt – “Mary Poppins Returns”
Olivia Colman – “The Favourite”
Elsie Fisher – “Eighth Grade”
Rachel McAdams – “Game Night”
Charlize Theron – “Tully”
Constance Wu – “Crazy Rich Asians”

EN İYİ BİLİM KURGU veya KORKU FİLMİ

“Annihilation”
“Halloween”
“Hereditary”
“A Quiet Place”
“Suspiria”

EN İYİ YABANCI FİLM

“Burning”
“Capernaum”
“Cold War”
“Roma”
“Shoplifters”

EN İYİ ŞARKI

All the Stars – “Black Panther”
Girl in the Movies – “Dumplin’”
I’ll Fight – “RBG”
The Place Where Lost Things Go – “Mary Poppins Returns”
Shallow – “A Star Is Born”
Trip a Little Light Fantastic – “Mary Poppins Returns”

EN İYİ MÜZİK

Kris Bowers – “Green Book”
Nicholas Britell – “If Beale Street Could Talk”
Alexandre Desplat – “Isle of Dogs”
Ludwig Göransson – “Black Panther”
Justin Hurwitz – “First Man”
Marc Shaiman – “Mary Poppins Returns”

Share

Hits: 36

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (12)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

BİR ÇOCUK YAPTINIZ, BARİ İKİLEYİN…

Aslında bu başlığı yazıp yazmama konusunda kararsız kaldım. Bir çocuk yeterince sorun olurken, birden fazla çocuk daha fazla sorun değil midir? Bu yaşadığım kafa karışıklığı nedeniyle her iki türlü de yazmaya karar verdim: Yani hem tek çocuk, hem de birden çok çocuk durumunu.

Evet, konu her iki yönüyle de ele alınacak kadar ciddi. Tek başına bir çocuk yetiştirmek ya da birden çok çocuk sahibi olmanın iyiliği ve kötülüğü nerede başlar, nerelere uzanır?

Gelelim yazılacaklara: Önce, tek çocukla ilgili gerçekler… “Tek çocuk yerine birden çok sahibi olun” diye düşünenlerin bir bildikleri mi var? Neden acaba?.. Böyle düşünenlere göre örneğin; iki çocuk tek çocuktan iyidir. Ama bu demek değildir ki, üç çocuk da ikiden; dört çocuk üçten iyidir. Hayır dostlar! Her şeyin de bir sınırı var.

Tek çocuk her şeyden önce ebeveyn için daha az maddi güçlük yaşamak demektir, en azından daha üst düzeyde imkanlar seferber ederek çocuklarını yetiştirmek isteyenler için: Daha iyi bir okul, daha iyi büyüme koşulları, daha geniş fiziki imkanlar, daha büyük oda, kendine ait bir oda vs. gibi… 

Burada, araya girip bir şey söylemek istiyorum; bunun için geç kalmış olabilirim, ama yine söyleyeyim: Öyle gibi görünüyor olabilir ama ben çocuk düşmanı değilim, şu ana kadar öyle anlaşılmış olabilirim, ama değilim. Aksine, çocukların ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Bunu saf ahlakçılık adına ya da böyle düşünmeyenleri mutlu edip, sempati toplamak için söylemiyorum. Tam tersine, çocuklar o kadar önemlidir ki, eğer beceremeyecekseniz yapmayın diye söylüyorum. Bu işi sırf yakınlarınız, anneleriniz, babalarınız istiyor diye, arkadaşlarınızın hepsi çocuk sahibi oldu sizin de olsun diye yapacaksanız, yapmayın diye söylüyorum. Bu o kadar ciddi bir iştir ki, hazır yolun başındayken bu işe kalkışmayın ya da eğer yapacaksanız adam gibi yapın diye sizleri uyarmak için tekrar tekrar söylüyorum… Yanlış anlaşılmak istemem doğrusu!..

Gelgelelim, tek çocuk büyütmenin de hatırı sayılır zorlukları vardır. Her şeyden önce, tek çocuk doğduğu andan itibaren evin sahibi olacaktır. Gerçekten öyle olmasa bile öyle hissedecektir. Evdeki her şey onundur; annesi, babası, koltuk, kanepe, yemekler, giysiler, TV ve tabii oyuncaklar. Onun haberi ya da isteği olmadan bir şey olmamaktadır, dünya bile o istediği için dönmektedir. TV’de onun istediği programlar seyredilir, onun sevdiği yemekler yapılır, sadece onun olur verdiği oyuncaklar alınır, onun sevdiği insanlarla daha sık görüşülür. Bunun nedeni, evde ve sokakta ilginin odağı olmasıdır. Anne ve babası onun için yaşamaktadır ve yaşayacaktır. Bu onların görevidir. Sokaklarda zırıl zırıl ağlayan çocuklar aslında bunun şaşkınlığını yaşamaktadır. Bu ilginin nerede biteceğini bilmedikleri için anlam veremezler. Sınırlarını kendilerinin bile bilemediği bir açmazın ortasında şımardıkça şımarırlar. Ağlayan ve şımarıp duran çocuk aslında kendisine nerede durması konusunda hiçbir yol göstermeyen aşırı ve sınırsız bir ilgi değil, sınırlı ve kararlı bir ilgi ve disiplin beklemektedir. Sınırlarının nerede başlayıp, nerede bittiğinin kendilerine gösterilmesini belirtilmesini beklemektedir. Tabii ki bunu şimdi ifade ettiğim gibi ifade edemezler, ama durum böyledir.

Bunu başka nasıl anlatmalı? Ha, evet, bu tam bir histeri durumudur. Hani, yetişkinler neden ağladıklarını bile bilmeden ağlarlar ya bazen, işte tam da böyle. Ya da piyangodan en büyük ikramiye kendisine isabet eden kişiler bunun sarhoşluğuna kapılıp ne yapacaklarını bilemezler ya, işte biraz da öyle. Kendini bilmeden geçen bebeklik çağı geçtikten sonra çocuk biraz büyüdüğünde okul da onun olacaktır. Ebeveynler tek ve değerli çocuklarının en iyi eğitimi alması için onu en pahalı (özellikle “en iyi” demiyorum) okullara göndereceklerdir. Ama okulda işler beklediği gibi gitmemektedir. Onun isteklerine boyun eğmeyen gerçek dünyada ilk şaşkınlığını yaşar çocuklar, mesela kreşte… Kreşe giden çocukların ilk şaşkınlığı, her şeyin sahibi olan benliklerinin nasıl olup da oraya buraya kendi istemi dışında sürüklendiğidir. Anne ve babası onu bırakıp gitmektedir işte. Nerede kaldı evdeki efendilik günleri? Bu tuhaf insanlar da kimdir böyle? Bir sürü çocuk, hepsi de bir şeylerin peşinde gibi. Aynı kendisi gibi. Bu oyuncaklar da artık kendisinin değil. Her şey değişti sanki ve geriye dönüş de yok! Çocuk, bu durumda iki yoldan birini seçer: koşullarıyla barışır ve durumunu kabullenir; koşullarıyla barışmaz ama yine de durumu kabullenir. Yani her durumda da durumu kabullenir ama koşullarla barışık olmayan çocuk evdeki şımarıklığını abartır. Ebeveyn, çocuklarını kreşe bırakmak zorunda kaldıkları için suçluluk hissedecekleri için çocuğun şımarıklığını beslerler. Bu çoğunlukla böyle olur, en azından ebeveyn ya da çocuğun kendisi buradan çıkış yolu olmadığını görene kadar.     

Eğitim sürecine devam edelim: Bu süreçte çocuk, okulun yanı sıra ne kadar kurs varsa mümkün mertebe gönderilecektir: Yüzme, tenis, basketbol gibi en bilinenlerinden, piyano, bale, buz pateni gibi aile koşullarında en az bilinenlere kadar. Ebeveyn çocuklarının yeteneklerinden o kadar emindir ki, her aktivite için zaman ve para harcamaya çekinmezler. Hafta sonları çocuğun ihtiyaçlarına adanmıştır. Sabah başlayan kurs trafiği, akşamlara kadar sürer. Çocuk, hafta içinde okulda alamadığı nefesi, hafta sonunda da alamaz. Yeteneğinin sınırlı olduğu bir sürü aktivitenin peşinden koşturulur durur. Tabii ki bu durum uzun sürmeyecektir. Ya çocuk “yeter” der ya da ana-baba. Evet, bu durum bir gün sona erer ama başka şeyler çıkar. Şöyle ki, daha ciddi aktiviteler başlar. Çocuk büyüdüğü için eğitimle ilgili endişeler artar. Matematik, yabancı dil, edebiyat gibi dersler iyi gitmemektedir. Bunun için dışarıdan takviye öğretmenler bulunur. Bunlar ayrı zaman ve para demektir. Genellikle çocuk bu öğretmenlere ya da destekleyici eğitim kurumlarına taşınır da taşınır. İşte dostlar, bu süreç uzun sürer. Yıllar ve yıllar sürer, ta ki çocuk orta öğretimi bitirene kadar; kaç yıl oluyor toplamda, sanırım en az 6-7 yıl kadar. Çocuk sayısı ne kadar az ise, bu süreçteki güçlükler o kadar zorlu olacaktır. Çocuklar ve siz dayanmak zorundasınız!

(devam edecek)…

Share

Hits: 36

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (11)

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Peki, bu olasılıkların varlığı çocuk sahibi olmanızı engellemeli mi? Hayır, tabii ki değil. Herkesin bir gün “nankörlüğün nasıl bir şey olduğu hissini” yaşamasında hiçbir sakınca yoktur benim açımdan, yaşam deneyimi, yaşam deneyimidir. Çünkü tek bir ömürlük hakkımız var, eee, mümkünse her bir şeyini yaşayalım, değil mi dostlar?

“Çocuk sahibi olmamızın önündeki tek engel sadece bu mu yahu?” diyeceksiniz? Bence bu bahsettiğim nankörlük en önemli unsurların başında geliyor olsa da diğerlerinden de bahsedelim bari. Her şeyden önce çocuğunuzu istediğiniz (o her ne ise) gibi yetiştirebilecek misiniz? Kendinizde böyle bir yetenek görüyor musunuz? Çocuğa iyilik, sevgi, anlayış, vicdan, sağduyu gibi duygu ve düşünceleri verebilecek misiniz? Siz bunları vermeye çalışsanız bile çocuk bunları alabilecek mi, almak isteyecek mi?

Bu sözlerime o kadar çok karşı çıkan şeyler söylendiğini duyuyorum ki, her birini tek tek cevaplayacağım, merak etmeyin… Biz de çocuk büyüttük unutmayın kardeşlerim, hem de bu söylediklerimin hepsine “evet” cevabını verdiğimi düşünürken başıma geldi her şey.

Şimdi fark ettim ki, anlatırken o kadar hızlı gidiyorum ki pek çok detayı atlıyorum ya da yüzeysel geçiyorum. Evet, bu konuda yazılmamışları yazmaya çalışıyorum; bu adil değil… “Neden?” derseniz, ben de derim ki: “Neden ben bunu şimdi, şu anda yapıyorum da, benden öncekiler yapmamışlar?” Bunun, benim bildiğim bir cevabı yok ya da şöyle bakıyorum olaya: “Kimse, başkalarının gözünde kötü olmamak için insan ırkının devamını sağlayan bu sürece zarar verecek bir fikir ileri sürmek istemedi”… Başka ne olabilir ki; raflar çocuk eğitimi ile ilgili kitaplarla dolu olduğuna göre, bu kitapların yazarlarına para kazandıracak ana faaliyet, daha çok çocuğun doğurulması ve yetiştirilmesi olacaktır; ekonomi-politik bunu emreder. Tabii ki çocuk eğitimi kitaplarının yazarları da, “çocuk sahibi olmayın, buna değmez” deyip, kendi ayaklarına kurşun sıkmayacaklardır. Ne kadar çok doğum, o kadar çok çocuk, bir o kadar sorunlu çocuk ve nihayet o kadar çok sayıda çocuk eğitimi kitabı satışı demektir.

Neyse, konuya dönelim. Çocuk, önce bebeklik demektir. Bu sürecin planı ve sorunları ayrıca anlatılmaya değecek kadar bambaşkadır. Bebeğin anne rahmine düşmesi, neredeyse bir bayram havasında kutlanır. Kendisine “hamileyim” diye müjde veren eşine, doğru dürüst (“beklenen” diyelim) bir reaksiyon veremeyen erkek, maça bir sıfır yenik başlar. Onun için, çocuk bekleyen bir erkek bu anın provasını zihninde önceden defalarca yapmak, bu müjdeye karşılık olarak ilk ağızda söyleyeceği sözleri aklında bir yerlere kaydetmek ve hatta maddi durumuna göre gerekli (mücevherat vs.) tedbirleri tekrar tekrar düşünmek ve gözden geçirmek durumundadır.

Bir kez daha hatırlayalım: çocuk, çoğu kadın için bir gereklilik iken, çoğu erkek için “kendisine dayatılan bir gerekliliğin gereklerinin” yerine getirilmesidir. Bebek, kadının fiziken içinde ve ayrıca aklında büyür, erkeğinse tamamen dışında. Düşünsenize, bir erkek, kadının bu yönde istekleri ve planları olmasa, gelecek bebeğin hangi ihtiyaçları için hazırlık yapabilir? Hemen hemen hiç… Bu dönemde her şey mantıksız gelişir. Kadın, hamilelik dönemi boyunca ya çok kilo almaktan ya da gereğinden az kilo almış olmaktan yakınır. Her fırsatta doktorlara taşınılır, gerekli gereksiz tüm tetkikler yaptırılır, bunların her biri tabii ki yüklü birer fatura karşılığıdır.

Sayın okuyucuya burada tekrar vurgulamalıyım ki, bu anlattığım süreçler “şehirli ve okumuş-yazmış çiftler” içindir. Neyse, evet, bu süreçte doktorlar burjuva çiftimizi yakalamışken, daha fazla tıbbi analiz için çeşitli vesileler üretirler, açıkçası bunda da üstlerine yoktur. Her tıbbi analiz maliyetleri artırır. Kutsal medikal takip sürecinde çiftin üzerinde oluşturulan endişe ve hatta korku bulutu içinde ultrason, derin genetik tahliller vs. gibi son derece pahalı tıbbi tahlillerle çiftin kanını çekme süreci doğuma kadar sürer gider. Bu testlerin sonuçlarını beklemek, bebeğin doğumunu beklemekten zordur. Bebeğin sağlık durumu, boyu, kilosu, kafa ve diğer organlarının gelişiminin önemi, annenin sağlık durumundan fersah fersah ileridedir.

Bir yandan da bebeğin doğumdan sonraki ilk dönemi için gerekli hazırlıklar yapılır; yatağı, elbiseleri, ilk oyuncakları vs. ayrıntıların hatırlanması ve hazırlanması gereklidir. Bu hazırlık döneminde çiftler arasında, maddi imkânları seferber etmekten başka, pek sorun çıkmaz. Ama kader ağlarını örmektedir. Çiftlerin ebeveynleri evde daha bir görünür olurlar. Kadının annesi ile erkeğin annesi, gelecekteki zorlu mücadelelerine hazırlık yapar gibi evden çıkmaz olurlar. Genellikle kadının annesi, sevgili kızına yardım etmek için çiftimizin evine taşınır ya da evi komşu kapısı yapar. Bu durum, o anda pek anlaşılmasa da gelecekteki bazı tehlikelerin habercisidir. Erkeğimiz, başlangıçta evde birden çok kadının olmasından bahtiyardır. Evin işlerinin daha kolay görülmekte olması erkeğin yararınadır. Her şeyden önce evde hamile karısına yardım etme zahmetinden kurtulmaktadır; günlük yemekler bir şey yapmaya gerek kalmadan hazır olmaktadır; an itibariyle evde gözle görülür bir temizlik bir düzen hâkim olmuştur. Burada duralım ve erkeğin annesinin de en az kadının annesi kadar istekli ve arzulu olduğunu varsayalım. Bu durumun bir sorun yaratması kaçınılmazdır. Evde bir kadın, iki kadın ve şimdi de üç kadın olmuştur: bu çiftimizin huzuru ve mutluluğu için bariz bir tehdit ve tehlikedir. Böyle bir durumda ilk sorunlar böylece başlar, aksi durumda, yani sadece kadının annesinin sürece dâhil olduğu, erkeğin annesinin ise geride durmayı tercih ettiği hallerde ilk sorunların ortaya çıkması gelecek bir zamana ertelenir. Peki, bu zaman, ne vakit gelir?: Kadının annesinin, “üstlendiği görevi” abarttığı zaman gelir, yani evin hallerine gereğinden fazla müdahil olmaya başladığı anda… Neyse, bu konuyu daha fazla ileri götürmek istemiyorum. “Neden?” derseniz: Bu sorunlar, çiftimizin gelecekte başlarına gelecek pek çok şeyin yanında hiçbir şeydir.

Neticede, hayvanlar dünyasının en uzun hamilelik dönemlerinden biri sona erer ve bebeğimiz sağlıklı bir şekilde doğar. Acaba, hep böyle mi olur? Bu, iyi senaryodur. Kötü senaryolar ise: bebeğin ölmesi ve daha da kötüsü, bebeğin sağlıklı doğmaması ihtimalidir. Bunlar okuyucuya çok ağır gelebilir, kabul ediyorum. Ama gerçekleri ve tüm ihtimalleri yazmak benim görevim, yoksa bu okuduklarınızın diğer kitaplardan bir farkı kalmaz. Bebeğin çeşitli nedenlerle kaybı çok ağır bir deneyimdir. Çiftlerin buna katlanmaları, insan ilişkileri açısından o kadar büyük bir yüktür ki bunu tarif etmek çok güçtür. O yüzden, bu yükün büyüklüğünü tahayyül etmeyi okuyucuya bırakıyorum. İkinci kötü senaryonun etkileri ise birincisinden daha ağırdır. Sağlıksız doğan bir bebek, uzun ve uzun yıllar çiftimizin yaşamını derinden etkiler. Çiftler, bilinç dışında da olsa birbirini suçlar. Bebeğin ve gelecek yıllarda çocuğun bakımı için, sağlıklı bir çocuğa sahip çiftlere nazaran, sayısız fedakârlıklar yapılacaktır. Bütün bunları da okuyucuya bırakmakta yarar var, çünkü tatsız bir konuyu burada tüm detaylarıyla aktarmak benim de içimden gelmiyor.

Bu yüzden hemen bir başka konuya geçelim, hem de daha çok ilginizi çekecek bir konuya: Kaç çocuk iyidir? Şimdi, diyeceksiniz ki: “Bu da nereden çıktı? Hani hiç çocuk yapmayın!.. diyordunuz”. Haklısınız, ama burada büyük bir parantez açmak zorundayım, neden mi; sizlerin iyiliği için dostlar. Evet, artık yeni bir başlığa hazırım…

(devam edecek)…

Share

Hits: 23