film ve kitap önerileri, film ve kitap yorumları, fragmanlar, yıldızlar, yazarlar

“GECE HAYVANLARI” (NOCTURNAL ANIMALS) FİLMİ İÇİN BİR YORUM…

Tom Ford’u pek çoğumuz modacı olarak biliyoruz… Gözlükler, aksesuarlar tasarlayan Ford, Nocturnal Animals (Gece Hayvanları) ile ikinci filmini yönetti… Gerilim ve drama türündeki filmin oldukça etkileyici olduğunu baştan söylemek lazım; halen 7,5 olan IMDb puanından fazlasını hak ettiğini de… Bu başarıda; hikayesi, kurgusu, müziklerinin yanı sıra, başrolleri paylaşan Jake Gyllenhaal, Amy Adams ve bu filmdeki rolüyle en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Oscar’a aday olan Michael Shannon’un basit ama güçlü oyunlarının payını da göz ardı etmemek lazım…   

Gece Hayvanları, Austin Wright’ın ‘Tony and Susan’ isimli romanından sinemaya uyarlanmış, yani sağlam bir edebiyat altyapısı var… Kitabın yayımlanma öyküsü de ilginç… İlk basımı 1993 yılında yapılan kitap, Baskerville Publishers isimli küçük hacimli yayınevi tarafından yayımlanmadan önce, 11  büyük yayımcı tarafından reddedilmiş… Kısa zamanda ünlenen 334 sayfalık roman, halen 13 yabancı dile tercüme edilmiş durumda, ki maalesef Türkçe bu diller arasında yok…

Filmin birden çok katmanı var, bu da öykünün anlatımına zenginlik katıyor… Öncelikle filmin kırık bir aşk hikayesi ve intikam öyküsü anlattığını söyleyelim… Bunu da bir başka roman ile yapıyor, yani öykü içinde öykü… Yaşamın karmaşıklığı açısından bakılacak olursa, arka planda artık klasikleşmiş olan zengin kız, fakir oğlan öyküsünü izliyoruz… Aşağıda detaylarını vereceğim hikaye, bu klişenin varlığına rağmen son derece gerçeğe yakın… O kadar ki izleyicilere “ben olsam ne yapardım” sorusunu sordurduğuna eminim… Sadece filmde aktarılan gerilimli öyküdeki baş karakter açısından değil, Edward ve Susan’ın biten bir evlilikle sonuçlanan aşk hikayesinde de… Bu açıdan bakılınca filmde kısaca, “herkes istediğini yapmakta özgürdür, sonuçlarına katlandığı sürece” gerçeği anlatıldığı görülüyor… Şimdi kısaca filmin anlatımına geçebilirim sanırım:

Edward ve Susan, Teksas’ta bir geçmişleri olan iki kişidir… Geçmişleri, gençlik dönemindeki Edward’ın, çocukluk dönemindeki Susan’ın ağabeyi ile okul arkadaşlığından kaynaklanmaktadır… Susan, zengin bir burjuva ailesine mensuptur… O dönemde aralarında doğal olarak bir şey geçmeyen ikili, yıllar sonra New York’ta geleceklerini şekillendirmeye çalışan iki yetişkin olarak karşılaşır… Susan, sanat tarihi okurken, Edward yazar olma denemeleri yapmaktadır… Birlikte yedikleri yemekte, Susan Edward’ın ilk aşkı olduğunu itiraf eder, Edward de Susan’dan hoşlanır (ancak bir detay olarak) “annesine benzediği” söyler… Bu, Susan’ın görünüşte en son istediği şeydir, ama ne yaparsa yapsın sonunda ona benzediğini anlarız… Evlilik kararı alan ikilinin bu fikri, Susan’ın otoriter annesi tarafından hoş karşılanmaz… Annesi, Susan’ın eninde sonunda mutsuz olacağını, yanlış bir iş yaptığını, çünkü Edward’ın tanıdığı kadarıyla duygusal, zayıf ve gerçekten uzak olduğunu söyler… Susan’ın annesi böylelerini, yani zengin ve başarılı olma ihtimali olmayan erkekleri tercih etmediğini, kızının da aynı kendisi gibi olduğunu düşündüğünü anlarız… Evlilik, 3-4 yıl sonra bozulur… Nedenini tahmin edin: Çünkü Susan, Edward’ı başarısız ve zayıf bulmakta, onun başta kendisine hoş gelen duygusallığını zayıflığının ve ezikliğinin bir göstergesi olduğunu düşünmektedir… Edward, kendisini beğendirmek için iyi romanlar yazmaya çalıştıkça, onun yazma tekniğini beğenmediğini, böyle bir yere varamayacağını söylemekte ve yeteneğini küçümsemektedir… Susan’a göre, kendisi gerçekler dünyasında yaşarken, Edward hayal alemindedir ve oradan geri döneceği de yoktur… Bu sahnede, sanki bir an Susan’ın annesi konuşuyor gibi hissederiz… Susan, gerçekten de annesinin bir kopyası olmuştur…

Susan, hayat görüşlerinin farklı olduğunu, bu şekilde yaşamak istemediğini, kendisini çok mutsuz hissettiğini söyler ve ayrılmak ister… Son derece klasik bir mutsuz kadın portresi çizer… Burada Edward’ın diğer tarafını görürüz: Edward, Susan’a kendisini sevip sevmediğini sorar… Susan sevdiğini söyleyince de seven insanın sevdiğini öylece yüzüstü bırakıp gitmeyeceğini, sorunları düzeltmek için mücadele edeceğini, elindekilerin kıymetini bilmesi gerektiğini söyler… Aslında Susan’a göre duygusallık yapıyordur ama görürüz ki gerçeklik tarafında Edward vardır… Susan, “varoluş vakumu”na kapılmıştır ve ne yapacağını bilmez haldedir, bir an önce eski yaşantısına ve beklentilerine göre bu her bakımdan “fakir” yaşamdan kurtulmalıdır… Bu hikaye size bir şey ifade etti mi bilmiyorum ama “çağdaş” dediğimiz bu dünyada hemen her evde buna benzer tartışmaların yaşandığına emin olabiliriz: Yüksek beklentilerine karşılık bulamayan, mutsuz olan ve tek çarenin mücadele etmek yerine, çekip gitmek olduğunu düşünen bireyler…

Neyse, aradan 20 yıldan fazla bir zaman geçer… Zengin bir yaşantıya kavuşan ve bir kız çocuğu olduğunu anladığımız Susan, bir gün Edward’dan gelen bir zarf alır… Zarfın içinde, Edward’ın Susan’a ithaf ettiği “Gece Hayvanları” isimli bir roman taslağı vardır… “Gece hayvanı”, aynı zamanda Edward’ın geceleri uyumak bilmeyen Susan’a taktığı isimdir… Romanda, karısı ve kızı 3 serseri tarafından gözleri önünde kaçırılan ve tecavüz edilerek öldürülen bir adamın (Edward) intikam hikayesi anlatılmaktadır… Susan romandan çok etkilenir ve gece boyunca okur, okur… Bu arada filmin yan anlatımlarında, Susan’ın kendisini aldattığını bildiği yeni kocasıyla yaşadığı varlıklı hayatta mutsuz olduğunu, yetişkin bir kızları olduğunu ve dahası, Edward ile boşanma aşamasında Susan’ın Edward’ı zaten şimdiki kocasıyla aldattığını (Edward buna şahit olur) ve Edward’dan olan bebeğini kürtaj ettirdiğini öğreniriz… Yani Susan, yaptığı seçimlerle hem Edward’ı hem de onun çocuğunu öldürmüştür… 

Romandan çok etkilenen ve Edward ile yaşadığı günleri özleyen Susan, onunla bir yemekte buluşup konuşmak istediğini bildirir… Bir gün ve saatte anlaştıkları restorana süslenip gelen Susan, Edward’ın gelişini boşuna bekleyecektir… İntikam alınmış, mutsuz Susan’ın yaşamını geri dönemeyeceği şekilde mahvettiği gözler önüne serilmiştir…

Evet, filmin katmanlarını anlatmak gerçekten zorlu bir iş… Bir yanda, Edward ve Susan’ın eski birlikte yaşamları, diğer tarafta yeni ayrı yaşamları ve hepsinin dışında, filme aksiyon kazandıran Edward’ın Susan’a ithaf ettiği roman taslağının izleyiciye birebir yaşatılması… Bu katmanlar birbirinin içine o kadar iyi geçirilmiş ki, yönetmen Tom Ford, gerçekten iyi bir iş başarmış… Ancak, Edward ve Susan’ın ayrılma döneminin yoluna döşenen taşların biraz daha derin anlatılabilirdi diye düşünüyorum… Yani, onları ayıran (ki aslında çok klasikleşmiş şeyler) nedenlerin üzerine biraz daha gidilip, Edward’ın çaresizliği biraz daha vurgulanabilirdi… Kitapta nasıl anlatıldığını bilmiyorum ama, yönetmen bu konuda “zaten bunları herkes biliyordur tekrar etmeye gerek yok” diye düşünmüş gibi… Tabii ki bu eksiklik filmin “iyi bir film” olmasına engel değil…

Filmdeki karakterlerden, Edward’ın romanında (Tony adıyla) ve gerçek yaşamda filme konu olanların arasında geçişkenlik olduğu hemen göze çarpıyor… Edward (Tony) aslında romanda karısı ve kızı kaçırılıp eziyet görürken olanlara dur diyemeyen zayıf koca… Susan ise aslında Edward’ı ve onun doğmamış çocuğunu öldüren “gece hayvanı” ya da olanlara neden olan canilerle temsil ediliyor… Edward’ın sevdiklerini öldüren kişi… Cinayetleri araştıran polis Bobby Andes (Michael Shannon) ise daha farklı bir boyutta… Kanser yüzünden ölmekte olduğunu bilen Bobby Andes, büyük olasılıkla Edward’ın olmaya çalıştığı kişi ya da gölge kişiliği (süperegosu)… Romandaki Edward da öleceğini biliyor ve hatta kendi ölümüne sebep oluyor… Susan’ın gerçek hayatta evliliği sonlandırması ve yaşamından çıkıp gitmesine engel olamadığına benzer şekilde, romanda da karısının ve kızının canice öldürülmesine engel olamıyor ve kendini suçluyor…

Özetlemek gerekirse, Gece Hayvanları bazı anlarda göze çarpan yüzeysel anlatımlarına rağmen gerçekten seyredilmeye değer bir film…

 

Share

Hits: 103

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir