film ve kitap önerileri, film ve kitap yorumları, fragmanlar, yıldızlar, yazarlar

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (9)

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Böyle bir şey neden bu kadar önemli derseniz, kadının ve erkeğin cinsellikten bunca uzak yaşamı bir süre sonra onların tüm davranışlarına yansır. Bakımsızdırlar, kendilerine bile ilgisizdirler, alıngandırlar, kaprislidirler, buna karşın kendilerini önemserler, kendileri ile dalga geçmezler ve şaka bile olsa dalga geçilmesini hazmedemezler. Bazı örneklerde de aşırı bakım vardır. Örneğin bazı kadınlar saçları, makyajları, giyim kuşamları ile o kadar bakımlıdır ki karşı cinsin ilgisini çekmek için her şekilde hazırdır. Ne var ki, bu gösteriler sadece bastırılmış cinselliğin göstergesidir. Kadın, evlilik yaşamında bulamadığı cinselliği bu şekilde göstermeye ve bastırmaya çalışmaktadır. Hatta bu kadınlar flört ilişkilerine de eğilimli olurlar; ama iş cinselliğe geldiğinde kendilerini öyle bir savunmaya başlarlar ki, flört ettikleri erkek neye uğradığını şaşırır. Bu kadınlar bir bakıma şanslıdır, çünkü beğenilme şansına kavuşurlar. Erkeklerin durumu hiçbir zaman böyle olmaz. Bir erkek, ne kadar cinsellik yaşarsa o kadar bakımlı olur. Bir erkek ne kadar bakımsızsa doğru dürüst cinsellik yaşamadığı da o kadar barizdir. Bu durumu kadında anlamak mümkün değildir. Yani kısaca özetleyelim: Kadın bakımsızsa kesinlikle aktif bir cinsellik yaşamıyordur (burada ne kadınlara ne de erkeklere haksızlık etmek istemem, özellikle toplumumuzda içinde arzu ve sevgi barındırmayan her pornografik ilişki seks olarak adlandırılmaktadır, bunlara seks diyecek miyiz?), kadın bakımlıysa ya aktif cinsellik yaşıyordur ya da aktif cinsellik yaşamadığı halde başka saiklerle (örneğin; kendini iyi hissetmek ya da diğer kadınları kıskandırmak için) bakımlıdır. Cinsiyetten bağımsız olarak, cinsellik yaşamayan, bunu yaşamlarından çıkartmış olan insanlar, önceleri mart kedileri gibi huzursuzlanır, asabileşir, çevrelerinde genellikle sorun çıkaran insanlar olarak tanınmaya başlar. Bu insanları kötülemiyorum, lanetlemiyorum; herkes, hepimiz, her yetişkin bu süreçten geçmiştir ya da geçecektir. Evlilik dediğimiz şeyin kaderinde bu vardır, mukadderattır. Çoğunluk bu durumda olduğu için bundan utanılmaz, durum giderek normalleşir. Çoğunlukla, çocuk doğduktan en fazla 5, 10, bilemedin 15 yıl sonra yataklar, hatta odalar ayrılır. Sebep de genellikle hep cinsellik dışında bir şeydir. Hadi örnek vereyim; aşırı horlama, sindirim sorunlarından kaynaklanan gaz sorunları, aşırı terleme, kötü koku, yatak küçük gelmeye başladığından rahat uyuyamama gibi, bildim mi?.. Hadi biraz daha ajitasyon yapayım: Özellikle, bizden önceki nesillerin aynı yatakta, aynı yastıkta ömür tüketmek gibi bir alışkanlıkları vardır. Bunun, gece yarısı yatakta yalnız başına ölme tehlikesine karşı önlem almak veya evde çocuklardan kendilerine oda sırası gelmediğinden ya da sırf etraf ne der korkusuyla olduğunu düşünürüm hep. İnsan sadece alışkanlıklarının değil korkularının da toplamıdır sonuçta.

Seks konusuna geri dönersek, tabii ki tavşanlar gibi çiftleşip duralım demiyorum ama bir yetişkinin bakımlı ve sakin bir birey olarak toplum yaşantısına katılması için bir şekilde cinsel bir yaşamı olması gerekir diye düşünüyorum. Cinsel yaşamın illa ki aktif olması da gerekmez, örneğin flört etmek de cinselliğin bir parçasıdır. Bu durumda, yaşam enerjilerini kaybetmemiş yaşlıların da cinsellik yaşadıkları söylenebilir. Bu konuda erkekler daha şanslıdır, çünkü hamile kalma ve “onursuz” (bu ifadeyi lanetleyerek yazıyorum; toplum yaşamının en ağır, en haksız tabiridir; cinsellik yaşayan bir kadın neden onursuzdur?) addedilme ihtimali olmadan ev dışında cinsel yaşama kavuşabilirler. Diğer taraftan, toplumsal yaşamın kuralları pek çok coğrafyada kadınların evlilik dışı cinsellik yaşamasını en basit tanımıyla iyi görmez, kapalı toplumlarda lanetler, daha da kapalı toplumlarda kadını ölüme gönderir. Bu konuda yorumu sizlere bırakıyorum.

Bu konulara değinmemin nedeni, erkekle kadının cinsellik karşısındaki tavırlarını biraz da olsa ortaya koymaktır. Evliliğin ilk yıllarından itibaren erkekle kadın arasındaki ilişkiler, cinsellikten alışkanlığa doğru bir seyir izler. İşte bu süreçte kadının çocuk sahibi olması, bu gidişatı hızlandırır. Bu seyir, erkek ve kadını farklı etkiler. Kadın, bu cinsel yaşam eksikliğini doğal yaşamın akışına uygun bulur ve bu durumu kendi muhteşem mantığı içinde rasyonalize ederken, erkek cinsellikten uzak yaşadığı yılların hesabını yapmaya başlamıştır bile. Doğrusu kadınların çeşitli durumları bir akıl ve mantık odağına oturtma yetenekleri çok gelişmiştir.

Sonuçta ne olur biliyor musunuz: Erkek gider… Erkeğin gidişinin cinsel açıklaması olabileceği gibi, kadının çocuk doğduktan sonraki bakımsızlığının da etkisi yüksektir. Erkeklerin kimi 1 yılda, kimisi 3 yılda, kimisi de 7 yılda gider. Gitmeyenler de gitmeyi düşünmüştür, denemiştir, başarmıştır ya da başaramamıştır, gelecek endişesi vb. nedenlerle geri dönmüştür. Burada, gerçek bir gidişten de söz etmiyoruz ha, yanlış anlaşılmasın. Gitmenin de çeşitleri vardır; tam gitmek, yarı gitmek, gider gibi olmak ve son olarak gitmeyi hayal etmek. Bunları bilelim sayın okuyucu, kimse kimseyi kandırmasın. Neyse ki, pek çoğu gitmez, maazallah “kutsal aile” çökerdi de sonra ne yapardık!

Evet, bir gün gelecek insanoğlu evlilik dışında birlikte yaşamaya yetecek yeni bir modeli topyekûn benimseyecek. Bundan da kuşkum yok! İnsanoğlunun bu dünyadaki doğru düzgün yaşantısının sadece bir kaç bin yıl olduğunu ve bundan 400-500 yıl öncesine kadar evlilik diye bir kurumun hiç de ciddiye alınmadığını düşünürsek, bu modelin bir gün sonunun geleceğini anlayabilirsiniz. Ayrıca, demokrasinin beşiği ve en iyi yaşandığı ülkelerde boşanma oranlarına da bakarsanız -ki daha bugün bile her iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanmaktadır, ne demek istediğimi anlarsınız. Neyse, bu tür yanlış toplumsal modellerin değişmesi zaman alacaktır; yani bu günleri göremeye ne benim ne sizin, ne de çocuklarımızın ve hatta onların çocuklarının bile ömrü yetmeyecektir…

(devam edecek)…

Share

Hits: 12

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir