film ve kitap önerileri, film ve kitap yorumları, fragmanlar, yıldızlar, yazarlar

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (17)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

15. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

16. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Sevgili okuyucu, bir sürü lafügüzaf arasında en önemli konulardan birini de atlamayayım. Kendi yaşamlarımızda, farkına varmadan dibe vurduğumuz bir konu var ki bunu söyleyince herkes gibi siz de “aa, ben öyle değilim” diyeceksiniz ve yanılacaksınız. O da, karşımızdakini dinler gibi görünüp dinlememe hastalığımız. Genlerle taşınan bu hastalık, bulaşıcı değildir ama genlerimizde olduğu için hemen herkesi etkilemiştir. “Benim ebeveynlerim beni can kulağıyla dinlerdi” diyen kaç kişi çıkar aramızda? Bırakın dinlenmeyi, ne konuşuluyordu ki evlerimizde? Neyse, çocukluk anılarımıza çok fazla geri dönmeden sadede geleyim: Çocuklarınızı dinleyin… Yani, onları gerçekten dinleyin. Söyledikleri çocukça (ki başka türlü ifade edemedikleri için öyle söylemişlerdir) şeyler içinde o kadar derin şeyler bulabilirsiniz ki şaşarsınız. “Hangimiz kendimizi tam olarak ifade edebiliyoruz ki çocuktan ne bekleyebiliriz” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, bu bir bakıma doğru çünkü bizler kendi duygularımızı ve düşüncelerimizi o kadar çok baskı ve kontrol altında tutuyoruz ki, çoğu zaman tam tersini söyleyecekken başka bir şey söyleyiveriyoruz. Huzur kaçmasın diye eşimize; onu sevdiğimizi, özlediğimizi, hiç aldatmadığımızı (bu ne demekse, oysa herkes birbirini aldatıyor, üstelik sadece cinsel anlamda değil, örneğin; kıskanç biri değilim diyerek, kimseye kötülük yapmam diyerek, çocukları severim diyerek vs.) söylüyoruz ve bunların çoğu sabun köpüğü gibi havaya karışıp gidiyor. Hangimiz (ki şanslı olanlarımızı bunun dışında tutuyorum) o’nu gördüğünde çok mutlu oluyor, her seferinde o’na ilk kez sarılıyormuş gibi sarılıyor, hangimiz? Belki bu açıdan, bir şekilde devam eden çoktan bitmiş evlilikler bile daha huzur dolu ve aldatmasız olabilir. En azından yalan söylemek zorunda kalmaz insan… Neyse, nereden nereye geldik. Çocuklarınızı dinleyin, evet buradaydık. Onları dinleyin çünkü vereceğiniz cevaplar onlar için umduğunuzdan daha değerlidir. Çünkü onlara baştan savma cevaplar verdiğinizde bunu anlarlar ve siz, evet çocuğunuzu eğitmek için can atan sizler, büyük bir fırsatı o anda kaçırmış olursunuz. Yani işin özü, onların ne dediğini anlamak için değil, tam tersine söylediklerine doğru ve hepsi kayıt altına alınan güzel cevaplar ve tavırlarla karşılık verebilmek için onları can kulağıyla dinleyin. Unutmayın, cevap sadece sözlerle değil, tavırlarla da verilir. Hatta belki daha da çok tavırlarla, davranışlarla verilir. Bu konuda son olarak, onlarla konuşurken gözlerinizle takip edin, gözler sözlerden çok şey söyleyebilir. 

Bu bölümün sonuna geldim sanırım. Yine söylemeliyim ki bütün bunlar bazı okuyuculara yararsız, yanlış ve gereksiz gelebilir. Hatta bunları yaparak bir yarar elde etmeyenleriniz de olacaktır. Bunun dört nedeni olabilir: 1) Bu söylediklerimi zamansız ve yanlış uygulamışsınızdır, 2) Yeterince sebat etmemişsinizdir, 3) Çocuğa bu temel davranışları vermekte artık çok geç kalmışsınızdır 4) Yukarıdakilerin hepsi.

Söylediklerimi hafife almayın, yoksa çocuğunuz bunu anlar…

BİRAZ DAHA ÇOCUK EĞİTİM

“Hepsi bu kadar mı?” diyenleriniz ve hala okumaya devam edenleriniz için özel (bir bonus) olarak hazırlanan bu bölümümüzde, çocuk eğitiminde son olarak keşfedilen bazı karanlık alanları aydınlatacağım. “Bakalım daha nelere değinecek, bu adam da sıktı artık” demeyin diye söylüyorum, bu kısım daha da ilginç.

Uzatmayım, çünkü ben de sıkılmaya başladım sanki. Neyse, çocuklarımızı yetiştirirken önemli bir husus da onlara sihirli kelimeleri öğretmemek, daha doğrusu bu konuda sebat göstermemek. “Nasıl” diyeceksiniz? Öyle ki, çocuğunuz sihirli kelimeler olan “lütfen” ve “teşekkür ederim”i sanki isimleri gibi öğrenmelidir. Bu “sihirli kelimeler” benim uydurmam değil elbette; Robert Kolej’de okurken (şaka tabii, düz lisede bunları öğretmiyorlar, kim bilir ben de nerede duydum ilk kez), yani batı kültüründe “magic words” denilen “please” ve “thank you”, hatta “yes, thank you”, “no, thank you” ayrımındaki ifadeleri kullanmayı öğretmeden bir çocuğu akıllı uslu yetiştirdim diyemez kimse. Bunlar, yılanı deliğinden çıkartan sözlerdir, kişinin duygulanım ve kendine söylenene ya da yapılana karşı şükran durumunu gösterirler. Bunlarsız “insan” olunmaz. Bir başka sorun da özür dileme meselesinde gizlenmektedir. Bir kez, her insan hata yapar, yapmalıdır. Hata yapmaktan korkan insan “yaşadım” diyemez. Özür dilemek ise, özrün ötesinde bir şeydir, ama doğru kullanılırsa. Şöyle ki, örneğin çocuğunuz istemediğiniz bir şey yaptı ve siz de yüce analık babalık hakkınızı kullanarak onu cezalandırdınız. Ve, sonrasında çocuğunuz gelip size “özür dilerim” dedi. Buraya kadar her şey mükemmele yakın, yani en azından çocuğa özür dilemeyi öğretmişim yahu diye düşünebilirsiniz. Ama söylemeliyim ki, bir adım daha var bunun ötesinde, yani çözümünüz şimdilik mükemmel değil. Merak etmeyin, mükemmel çözümü de siz bulun demeyeceğim, doğrudan söyleyeceğim. Çocuğun özür dilemeyi öğrenmesi çok güzel olmakla birlikte, bir adım ötesi neden özür dilediğini açıkça bilmesi, idrak etmesidir. Yoksa, bu havada kalan bir özür olur ki, tüketim çağında çabuk tüketilen bir metaya dönüşüverir. Çocuk, bir şey yapar, özür diler, tekrar yapar, yine özür diler ve bu böylece sürüp gider. Eğitim bunun neresinde? O yüzden, çocuğunuz özür dilediğinde bunun nedenini de söylemesini isteyin kendisinden, söylemeden bırakmayın. Örneğin; “seni kırdığım için; o sözü söylediğim için; yatağımı, oyuncaklarımı vs. toplamadığım için,; şımarıkça davrandığım için özür dilerim” gibi. Ancak o zaman bu özür dileme işi, öğrenilmiş bir davranış olmaya başlar. Yine de siz bilirsiniz. Aslında, burada ekleme yapmalıyım ama bu da çocuk eğitime dâhil mi diye düşünebilirsiniz, o da şu: Çocuğunuzu (kendinizi de tabii) öyle eğitin ki küçük, gündelik özürler (yer isterken, izin isterken vs. edilen özürler) hariç hiç büyük özür dilemesin. Bu da nereden çıktı demeyin, anlamı şu: Öyle insanlar olsunlar ki kimseyi kırmasınlar, büyük kusurlar işlemesinler ve böylece de büyük özürler dilemek zorunda kalmasınlar. Son söz: İnsanca davranışları alışkanlık haline getirmek, bu yüzden de mümkün olduğunca az özür dilemek zorunda kalmak ve her koşulda doğru dürüst (samimi) özür dileyebilmek insanlığın gelebildiği en üst aşamalardan biridir.

(devam edecek)…

Share

Hits: 17

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir