film ve kitap önerileri, film ve kitap yorumları, fragmanlar, yıldızlar, yazarlar

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (12)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

BİR ÇOCUK YAPTINIZ, BARİ İKİLEYİN…

Aslında bu başlığı yazıp yazmama konusunda kararsız kaldım. Bir çocuk yeterince sorun olurken, birden fazla çocuk daha fazla sorun değil midir? Bu yaşadığım kafa karışıklığı nedeniyle her iki türlü de yazmaya karar verdim: Yani hem tek çocuk, hem de birden çok çocuk durumunu.

Evet, konu her iki yönüyle de ele alınacak kadar ciddi. Tek başına bir çocuk yetiştirmek ya da birden çok çocuk sahibi olmanın iyiliği ve kötülüğü nerede başlar, nerelere uzanır?

Gelelim yazılacaklara: Önce, tek çocukla ilgili gerçekler… “Tek çocuk yerine birden çok sahibi olun” diye düşünenlerin bir bildikleri mi var? Neden acaba?.. Böyle düşünenlere göre örneğin; iki çocuk tek çocuktan iyidir. Ama bu demek değildir ki, üç çocuk da ikiden; dört çocuk üçten iyidir. Hayır dostlar! Her şeyin de bir sınırı var.

Tek çocuk her şeyden önce ebeveyn için daha az maddi güçlük yaşamak demektir, en azından daha üst düzeyde imkanlar seferber ederek çocuklarını yetiştirmek isteyenler için: Daha iyi bir okul, daha iyi büyüme koşulları, daha geniş fiziki imkanlar, daha büyük oda, kendine ait bir oda vs. gibi… 

Burada, araya girip bir şey söylemek istiyorum; bunun için geç kalmış olabilirim, ama yine söyleyeyim: Öyle gibi görünüyor olabilir ama ben çocuk düşmanı değilim, şu ana kadar öyle anlaşılmış olabilirim, ama değilim. Aksine, çocukların ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Bunu saf ahlakçılık adına ya da böyle düşünmeyenleri mutlu edip, sempati toplamak için söylemiyorum. Tam tersine, çocuklar o kadar önemlidir ki, eğer beceremeyecekseniz yapmayın diye söylüyorum. Bu işi sırf yakınlarınız, anneleriniz, babalarınız istiyor diye, arkadaşlarınızın hepsi çocuk sahibi oldu sizin de olsun diye yapacaksanız, yapmayın diye söylüyorum. Bu o kadar ciddi bir iştir ki, hazır yolun başındayken bu işe kalkışmayın ya da eğer yapacaksanız adam gibi yapın diye sizleri uyarmak için tekrar tekrar söylüyorum… Yanlış anlaşılmak istemem doğrusu!..

Gelgelelim, tek çocuk büyütmenin de hatırı sayılır zorlukları vardır. Her şeyden önce, tek çocuk doğduğu andan itibaren evin sahibi olacaktır. Gerçekten öyle olmasa bile öyle hissedecektir. Evdeki her şey onundur; annesi, babası, koltuk, kanepe, yemekler, giysiler, TV ve tabii oyuncaklar. Onun haberi ya da isteği olmadan bir şey olmamaktadır, dünya bile o istediği için dönmektedir. TV’de onun istediği programlar seyredilir, onun sevdiği yemekler yapılır, sadece onun olur verdiği oyuncaklar alınır, onun sevdiği insanlarla daha sık görüşülür. Bunun nedeni, evde ve sokakta ilginin odağı olmasıdır. Anne ve babası onun için yaşamaktadır ve yaşayacaktır. Bu onların görevidir. Sokaklarda zırıl zırıl ağlayan çocuklar aslında bunun şaşkınlığını yaşamaktadır. Bu ilginin nerede biteceğini bilmedikleri için anlam veremezler. Sınırlarını kendilerinin bile bilemediği bir açmazın ortasında şımardıkça şımarırlar. Ağlayan ve şımarıp duran çocuk aslında kendisine nerede durması konusunda hiçbir yol göstermeyen aşırı ve sınırsız bir ilgi değil, sınırlı ve kararlı bir ilgi ve disiplin beklemektedir. Sınırlarının nerede başlayıp, nerede bittiğinin kendilerine gösterilmesini belirtilmesini beklemektedir. Tabii ki bunu şimdi ifade ettiğim gibi ifade edemezler, ama durum böyledir.

Bunu başka nasıl anlatmalı? Ha, evet, bu tam bir histeri durumudur. Hani, yetişkinler neden ağladıklarını bile bilmeden ağlarlar ya bazen, işte tam da böyle. Ya da piyangodan en büyük ikramiye kendisine isabet eden kişiler bunun sarhoşluğuna kapılıp ne yapacaklarını bilemezler ya, işte biraz da öyle. Kendini bilmeden geçen bebeklik çağı geçtikten sonra çocuk biraz büyüdüğünde okul da onun olacaktır. Ebeveynler tek ve değerli çocuklarının en iyi eğitimi alması için onu en pahalı (özellikle “en iyi” demiyorum) okullara göndereceklerdir. Ama okulda işler beklediği gibi gitmemektedir. Onun isteklerine boyun eğmeyen gerçek dünyada ilk şaşkınlığını yaşar çocuklar, mesela kreşte… Kreşe giden çocukların ilk şaşkınlığı, her şeyin sahibi olan benliklerinin nasıl olup da oraya buraya kendi istemi dışında sürüklendiğidir. Anne ve babası onu bırakıp gitmektedir işte. Nerede kaldı evdeki efendilik günleri? Bu tuhaf insanlar da kimdir böyle? Bir sürü çocuk, hepsi de bir şeylerin peşinde gibi. Aynı kendisi gibi. Bu oyuncaklar da artık kendisinin değil. Her şey değişti sanki ve geriye dönüş de yok! Çocuk, bu durumda iki yoldan birini seçer: koşullarıyla barışır ve durumunu kabullenir; koşullarıyla barışmaz ama yine de durumu kabullenir. Yani her durumda da durumu kabullenir ama koşullarla barışık olmayan çocuk evdeki şımarıklığını abartır. Ebeveyn, çocuklarını kreşe bırakmak zorunda kaldıkları için suçluluk hissedecekleri için çocuğun şımarıklığını beslerler. Bu çoğunlukla böyle olur, en azından ebeveyn ya da çocuğun kendisi buradan çıkış yolu olmadığını görene kadar.     

Eğitim sürecine devam edelim: Bu süreçte çocuk, okulun yanı sıra ne kadar kurs varsa mümkün mertebe gönderilecektir: Yüzme, tenis, basketbol gibi en bilinenlerinden, piyano, bale, buz pateni gibi aile koşullarında en az bilinenlere kadar. Ebeveyn çocuklarının yeteneklerinden o kadar emindir ki, her aktivite için zaman ve para harcamaya çekinmezler. Hafta sonları çocuğun ihtiyaçlarına adanmıştır. Sabah başlayan kurs trafiği, akşamlara kadar sürer. Çocuk, hafta içinde okulda alamadığı nefesi, hafta sonunda da alamaz. Yeteneğinin sınırlı olduğu bir sürü aktivitenin peşinden koşturulur durur. Tabii ki bu durum uzun sürmeyecektir. Ya çocuk “yeter” der ya da ana-baba. Evet, bu durum bir gün sona erer ama başka şeyler çıkar. Şöyle ki, daha ciddi aktiviteler başlar. Çocuk büyüdüğü için eğitimle ilgili endişeler artar. Matematik, yabancı dil, edebiyat gibi dersler iyi gitmemektedir. Bunun için dışarıdan takviye öğretmenler bulunur. Bunlar ayrı zaman ve para demektir. Genellikle çocuk bu öğretmenlere ya da destekleyici eğitim kurumlarına taşınır da taşınır. İşte dostlar, bu süreç uzun sürer. Yıllar ve yıllar sürer, ta ki çocuk orta öğretimi bitirene kadar; kaç yıl oluyor toplamda, sanırım en az 6-7 yıl kadar. Çocuk sayısı ne kadar az ise, bu süreçteki güçlükler o kadar zorlu olacaktır. Çocuklar ve siz dayanmak zorundasınız!

(devam edecek)…

Share

Hits: 36

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir