film ve kitap önerileri, film ve kitap yorumları, fragmanlar, yıldızlar, yazarlar

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (11)

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Peki, bu olasılıkların varlığı çocuk sahibi olmanızı engellemeli mi? Hayır, tabii ki değil. Herkesin bir gün “nankörlüğün nasıl bir şey olduğu hissini” yaşamasında hiçbir sakınca yoktur benim açımdan, yaşam deneyimi, yaşam deneyimidir. Çünkü tek bir ömürlük hakkımız var, eee, mümkünse her bir şeyini yaşayalım, değil mi dostlar?

“Çocuk sahibi olmamızın önündeki tek engel sadece bu mu yahu?” diyeceksiniz? Bence bu bahsettiğim nankörlük en önemli unsurların başında geliyor olsa da diğerlerinden de bahsedelim bari. Her şeyden önce çocuğunuzu istediğiniz (o her ne ise) gibi yetiştirebilecek misiniz? Kendinizde böyle bir yetenek görüyor musunuz? Çocuğa iyilik, sevgi, anlayış, vicdan, sağduyu gibi duygu ve düşünceleri verebilecek misiniz? Siz bunları vermeye çalışsanız bile çocuk bunları alabilecek mi, almak isteyecek mi?

Bu sözlerime o kadar çok karşı çıkan şeyler söylendiğini duyuyorum ki, her birini tek tek cevaplayacağım, merak etmeyin… Biz de çocuk büyüttük unutmayın kardeşlerim, hem de bu söylediklerimin hepsine “evet” cevabını verdiğimi düşünürken başıma geldi her şey.

Şimdi fark ettim ki, anlatırken o kadar hızlı gidiyorum ki pek çok detayı atlıyorum ya da yüzeysel geçiyorum. Evet, bu konuda yazılmamışları yazmaya çalışıyorum; bu adil değil… “Neden?” derseniz, ben de derim ki: “Neden ben bunu şimdi, şu anda yapıyorum da, benden öncekiler yapmamışlar?” Bunun, benim bildiğim bir cevabı yok ya da şöyle bakıyorum olaya: “Kimse, başkalarının gözünde kötü olmamak için insan ırkının devamını sağlayan bu sürece zarar verecek bir fikir ileri sürmek istemedi”… Başka ne olabilir ki; raflar çocuk eğitimi ile ilgili kitaplarla dolu olduğuna göre, bu kitapların yazarlarına para kazandıracak ana faaliyet, daha çok çocuğun doğurulması ve yetiştirilmesi olacaktır; ekonomi-politik bunu emreder. Tabii ki çocuk eğitimi kitaplarının yazarları da, “çocuk sahibi olmayın, buna değmez” deyip, kendi ayaklarına kurşun sıkmayacaklardır. Ne kadar çok doğum, o kadar çok çocuk, bir o kadar sorunlu çocuk ve nihayet o kadar çok sayıda çocuk eğitimi kitabı satışı demektir.

Neyse, konuya dönelim. Çocuk, önce bebeklik demektir. Bu sürecin planı ve sorunları ayrıca anlatılmaya değecek kadar bambaşkadır. Bebeğin anne rahmine düşmesi, neredeyse bir bayram havasında kutlanır. Kendisine “hamileyim” diye müjde veren eşine, doğru dürüst (“beklenen” diyelim) bir reaksiyon veremeyen erkek, maça bir sıfır yenik başlar. Onun için, çocuk bekleyen bir erkek bu anın provasını zihninde önceden defalarca yapmak, bu müjdeye karşılık olarak ilk ağızda söyleyeceği sözleri aklında bir yerlere kaydetmek ve hatta maddi durumuna göre gerekli (mücevherat vs.) tedbirleri tekrar tekrar düşünmek ve gözden geçirmek durumundadır.

Bir kez daha hatırlayalım: çocuk, çoğu kadın için bir gereklilik iken, çoğu erkek için “kendisine dayatılan bir gerekliliğin gereklerinin” yerine getirilmesidir. Bebek, kadının fiziken içinde ve ayrıca aklında büyür, erkeğinse tamamen dışında. Düşünsenize, bir erkek, kadının bu yönde istekleri ve planları olmasa, gelecek bebeğin hangi ihtiyaçları için hazırlık yapabilir? Hemen hemen hiç… Bu dönemde her şey mantıksız gelişir. Kadın, hamilelik dönemi boyunca ya çok kilo almaktan ya da gereğinden az kilo almış olmaktan yakınır. Her fırsatta doktorlara taşınılır, gerekli gereksiz tüm tetkikler yaptırılır, bunların her biri tabii ki yüklü birer fatura karşılığıdır.

Sayın okuyucuya burada tekrar vurgulamalıyım ki, bu anlattığım süreçler “şehirli ve okumuş-yazmış çiftler” içindir. Neyse, evet, bu süreçte doktorlar burjuva çiftimizi yakalamışken, daha fazla tıbbi analiz için çeşitli vesileler üretirler, açıkçası bunda da üstlerine yoktur. Her tıbbi analiz maliyetleri artırır. Kutsal medikal takip sürecinde çiftin üzerinde oluşturulan endişe ve hatta korku bulutu içinde ultrason, derin genetik tahliller vs. gibi son derece pahalı tıbbi tahlillerle çiftin kanını çekme süreci doğuma kadar sürer gider. Bu testlerin sonuçlarını beklemek, bebeğin doğumunu beklemekten zordur. Bebeğin sağlık durumu, boyu, kilosu, kafa ve diğer organlarının gelişiminin önemi, annenin sağlık durumundan fersah fersah ileridedir.

Bir yandan da bebeğin doğumdan sonraki ilk dönemi için gerekli hazırlıklar yapılır; yatağı, elbiseleri, ilk oyuncakları vs. ayrıntıların hatırlanması ve hazırlanması gereklidir. Bu hazırlık döneminde çiftler arasında, maddi imkânları seferber etmekten başka, pek sorun çıkmaz. Ama kader ağlarını örmektedir. Çiftlerin ebeveynleri evde daha bir görünür olurlar. Kadının annesi ile erkeğin annesi, gelecekteki zorlu mücadelelerine hazırlık yapar gibi evden çıkmaz olurlar. Genellikle kadının annesi, sevgili kızına yardım etmek için çiftimizin evine taşınır ya da evi komşu kapısı yapar. Bu durum, o anda pek anlaşılmasa da gelecekteki bazı tehlikelerin habercisidir. Erkeğimiz, başlangıçta evde birden çok kadının olmasından bahtiyardır. Evin işlerinin daha kolay görülmekte olması erkeğin yararınadır. Her şeyden önce evde hamile karısına yardım etme zahmetinden kurtulmaktadır; günlük yemekler bir şey yapmaya gerek kalmadan hazır olmaktadır; an itibariyle evde gözle görülür bir temizlik bir düzen hâkim olmuştur. Burada duralım ve erkeğin annesinin de en az kadının annesi kadar istekli ve arzulu olduğunu varsayalım. Bu durumun bir sorun yaratması kaçınılmazdır. Evde bir kadın, iki kadın ve şimdi de üç kadın olmuştur: bu çiftimizin huzuru ve mutluluğu için bariz bir tehdit ve tehlikedir. Böyle bir durumda ilk sorunlar böylece başlar, aksi durumda, yani sadece kadının annesinin sürece dâhil olduğu, erkeğin annesinin ise geride durmayı tercih ettiği hallerde ilk sorunların ortaya çıkması gelecek bir zamana ertelenir. Peki, bu zaman, ne vakit gelir?: Kadının annesinin, “üstlendiği görevi” abarttığı zaman gelir, yani evin hallerine gereğinden fazla müdahil olmaya başladığı anda… Neyse, bu konuyu daha fazla ileri götürmek istemiyorum. “Neden?” derseniz: Bu sorunlar, çiftimizin gelecekte başlarına gelecek pek çok şeyin yanında hiçbir şeydir.

Neticede, hayvanlar dünyasının en uzun hamilelik dönemlerinden biri sona erer ve bebeğimiz sağlıklı bir şekilde doğar. Acaba, hep böyle mi olur? Bu, iyi senaryodur. Kötü senaryolar ise: bebeğin ölmesi ve daha da kötüsü, bebeğin sağlıklı doğmaması ihtimalidir. Bunlar okuyucuya çok ağır gelebilir, kabul ediyorum. Ama gerçekleri ve tüm ihtimalleri yazmak benim görevim, yoksa bu okuduklarınızın diğer kitaplardan bir farkı kalmaz. Bebeğin çeşitli nedenlerle kaybı çok ağır bir deneyimdir. Çiftlerin buna katlanmaları, insan ilişkileri açısından o kadar büyük bir yüktür ki bunu tarif etmek çok güçtür. O yüzden, bu yükün büyüklüğünü tahayyül etmeyi okuyucuya bırakıyorum. İkinci kötü senaryonun etkileri ise birincisinden daha ağırdır. Sağlıksız doğan bir bebek, uzun ve uzun yıllar çiftimizin yaşamını derinden etkiler. Çiftler, bilinç dışında da olsa birbirini suçlar. Bebeğin ve gelecek yıllarda çocuğun bakımı için, sağlıklı bir çocuğa sahip çiftlere nazaran, sayısız fedakârlıklar yapılacaktır. Bütün bunları da okuyucuya bırakmakta yarar var, çünkü tatsız bir konuyu burada tüm detaylarıyla aktarmak benim de içimden gelmiyor.

Bu yüzden hemen bir başka konuya geçelim, hem de daha çok ilginizi çekecek bir konuya: Kaç çocuk iyidir? Şimdi, diyeceksiniz ki: “Bu da nereden çıktı? Hani hiç çocuk yapmayın!.. diyordunuz”. Haklısınız, ama burada büyük bir parantez açmak zorundayım, neden mi; sizlerin iyiliği için dostlar. Evet, artık yeni bir başlığa hazırım…

(devam edecek)…

Share

Hits: 23

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir