Monthly Archives: Aralık 2018

HAYATIM YALAN, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

HAYATIM YALAN, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

Yönetmen: Peter Segal

Oyuncular: Jennifer Lopez, Leah Remini, Vanessa Hudgens

Tür: Komedi, Romantik

Süre: 1 sa. 43 dak.

IMDb Puanı: 5,8

Konu: Güzel bir kadın olan Maya artık 40 yaşına gelmiştir… Büyük bir alışveriş merkezinde çalışmakta olan Maya, kariyer olarak pek de başarılı denecek bir geçmişe sahip değildir… Bu nedenle de Maya gerçekleştiremediği hayallerinin hüsranıyla boğuşmaktadır… 40 yaşına basmasıyla birlikte riskli bir karar alan Maya hayatını ve kendi potansiyelini yeniden keşfetmeye başlar… Bu süreçte Maya, önündeki tek engelin kendisi olduğunu fark eder ve yeni bir yaşam için hiçbir zaman geç olmadığına kanaat getirir… Kendine sıfırdan bir hayat hikayesi yaratan Maya, Madison Caddesi’nin elit zenginlerine zeki bir kadının neler başarabileceğini gösterecektir… Anlattığı geçmiş yalan olsa bile zeka Maya’nın içinden gelmektedir!..

Share

Hits: 13

AŞKIN ALGORİTMASI, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

AŞKIN ALGORİTMASI, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

Yönetmen: Drake Doremus

Oyuncular: Lea Seydoux, Ewan McGregor

Tür: Romantik, Bilim-Kurgu

Süre: 1 sa. 44 dak.

IMDb Puanı: 6,1

Konu: Film, devrim niteliğinde bir çalışma yapan iki meslektaşı konu alıyor… Mühendis olan Cole ve Zoe, ideal android eşler tasarlayan bir şirkette çalışmaktadır… Romantik ilişkileri geliştirmek ve mükemmelleştirmek için bir teknoloji tasarlayan ikilinin çalışmaları ilerledikçe, keşifleri hayal edebileceklerinden çok daha derinleşir… Doğal yollarla değil de insan elinde yaratılan sentetik insanlar, hissetmeyi keşfedip sevmeyi başarabilmektedir… Bu beklenmeyen mucizeye insanların vereceği tepkiler de bir hayli karmaşıktır… Bu süreçte insan ilişkilerinde çığır açan Cole ve Zoe arasındaki yakınlaşma da kaçınılmaz olur… Fakat android robotlardan Ash’in de Zoe’ye ilgi duymaya başlaması, genç kadının gerçeklerle yüzleşmesine yol açar…

Share

Hits: 14

BUMBLEBEE, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

BUMBLEBEE, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

Yönetmen: Travis Knight

Oyuncular: Hailee Steinfeld, John Cena, Jorge Lendeborg Jr.

Tür: Aksiyon, Macera, Bilim-Kurgu

Süre: 1 sa. 53 dak.

IMDb Puanı: 7,3

Konu: 1980’li yıllarda tek başına kalan Bumblebee henüz çok gençtir… Nereye gideceğini bilemeyen ve kimsesi olmayan sarı autobot Bumblebee 1987 yılında sürekli kaçmakta ve saklanmaktadır… Bu süreçte güvenli liman olarak sakin bir Kaliforniya sahil kasabasına sığınmıştır… Charlie ise 18 yaşına basmak üzere olan bir genç kızdır… Bir gün Bumblebee’yi harap halde keşfeder… Çalışma ihtimali olan bir külüstür gördüğünü zanneden genç kadın onu tamir etmek için kolları sıvar… Bumblebee’yi atölyesine götüren ve üzerinde çalışmaya başlayan Charlie, amacına ulaştığında ise bu arabanın sıradan bir “tosbağa” olmadığını keşfeder… Bumblebee ile arkadaşlık kuran Charlie, en yakın arkadaşına dönüşen autobotu peşindeki decepticonlardan koruyabilmek için onunla birlikte bir maceraya atılacaktır… Daha önce radyo dalgaları aracılığıyla konuşabilen Bumblebee bu filmde kendi sesine sahip olacak…

Share

Hits: 14

SOĞUK SAVAŞ, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

SOĞUK SAVAŞ, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

Yönetmen: Pawel Pawlikowski

Oyuncular: Joanna Kulig, Tomasz Kot, Borys Szyc

Tür: Romantik, Müzik, Drama

Süre: 1 sa. 28 dak.

IMDb Puanı: 7,8

Konu: Film, birbirinden tamamen farklı farklı karakterlere sahip bir kadın ve bir erkek arasındaki tutkulu ama imkansız bir aşkın öyküsünü anlatıyor… Zula ve Wiktor birbirinden tamamen farklı karakterlere sahip olan iki aşıktır… Her ne kadar birbirleriyle anlaşamayacak tipler olsalar da kader onların yollarını ayrılmayacak şekilde birbirine bağlar… 

Share

Hits: 12

“AHLAT AĞACI” FİLMİ ÜZERİNE BİR YORUM…

Son filmi Kış Uykusu’ndan (2014) dört yıl sonra gösterime giren “Ahlat Ağacı” tipik bir Nuri Bilge Ceylan filmi… Sıradan insanı, bu insanların sıradan, maddi ve manevi zorluklarla dolu, bir kapan gibi kısıldıkları yaşamlarından bir türlü silkinip çıkamayan insanları anlatıyor yine… Ve bunu öyle bir anlatıyor ki, siz de oturduğunuz yerde o karakterlere bürünüyor ve onlardan biri oluveriyorsunuz… 

Üç saatlik film, mükemmele yakın bir çizgide ilerliyor. Zaman zaman yavaşlasa da, yaşananlar o denli tanıdık ki rahatsızlık vermiyor; sanki öyle yavaşça akması gerekir gibi… Filmde yer alan karakterler, her gün çarşıda pazarda, dolmuşta, iş yerinde karşılaşabileceğiniz gerçek tiplemeler… Küçük bir kasabada, son derece kısıtlı imkanlarla yaşamaya çalışan iki çocuklu bir aile, onların çevresinde bazıları çocuklarına problem çıkartan egoist, bazıları da onlara yardım eden verici yaşlı ebeveynler… Kasabanın belediye başkanı, yeni atanan imam, ilkokul öğretmenleri (ki birisi de filmin ana karakterlerinden biri), zorla yaşlı ve zengin bir adamla evlendirilen genç kız, zamanında ona aşık olup bir türlü doğru dürüst bir duygusal iletişime geçememiş (sosyal kodlar gereği, her şey yolunda olsa da zaten geçemeyecek olan) genç adamlar… Ve bunların en başında da doğduğu, büyüdüğü, içinde yaşadığı küçük kasabanın sınırlarını aşmaya çalışan, herkesi hakir gören, hayatı bildiğini, anladığını düşünen, isyankar bir genç, Sinan… 

Sinan ve ailesi, Çanakkale’nin Çan ilçesinde yaşarlar… Sinan, babası gibi öğretmen olmak üzere okur ve okulunu bitirip eve döner… Artık, kendine göre hayatı tanıdığını düşünen, her şeye muhalif, isyankar, babasını küçük gören, doğadan kopmuş ama modern yaşama da adapte olamamış, iki arada kalmış bir gençtir… Kitaplara, okumaya meraklıdır ve hatta kendisi de bir kitap yazar; kitabın adı aynı zamanda filmde de adını verir… Film boyunca bu kitabı bastırtmaya çalışır, ama parasızlık, etrafındaki paralı ve güçlü insanların ilgisizliği yüzünden bütün bunları kendi başına yapmaya çalışacaktır… Sinan, bir yandan yaşadığı bu sıkıcı, boğucu kasabadan nefret etmekte, öte yandan da hakkı olduğunu hissettiği kişisel gelişimini sağlayacak imkanlara kavuşamamanın ıstırabını çekmektedir… Yazdığı kitabın konusu da zaten bu yöndedir…

Bu duygularla kendini ve yaşadığı çevrenin koşullarını aşmaya çalışan Sinan, o kadar iyi seçilmiş ve işlenmiş bir prototip ki, kendinizi onun yerine koymadan edemiyorsunuz… Ben, Sinan’ın yerinde olsam ne yapardım? Sinan, film boyunca öyle çıkmazlara sürükleniyor ki, bunları aşmaya ne yaşam tecrübesi, ne maddi imkanları ne de yaşadığı çevrenin toplumsal yapısı izin verecektir; bu çok barizdir, ancak bir tek Sinan bunları görmeyi reddetmektedir… Ne var ki sonunda, şimdi işe yaramaz gördüğü babasının bir zamanlar kendisi gibi olduğunu, etrafındaki pek çok insan gibi maddi değerlere değil, insanlığa, doğaya ve insani değerlere yönelirken bunu başaramadığını, giderek toplumda “kaybeden” olarak görülen gruba dahil olduğunu anlayacaktır… Yazdığı kitabı başından sonuna okuyan, ona değer veren, onun hakkında yorumlar yapan tek kişi de babası olacaktır… Bütün bunların sonunda babası, her ne kadar düşkün bir adam gibi görünse de, kendini kurtaracak dönüşümün ne olduğunu görmüştür: Kendisini maddi ve manevi olarak bitiren, bitirdiği gibi karşılığında hiç bir şey vermeyen kasabadan, çocukluğunu geçirdiği köye, toprağına, tabiata dönecektir… Sinan, önceleri bu dönüşümün hiç de kendisi için bir çözüm yolu olmadığını düşünse ve babasının bu seçimini hakir görse de sonunda o da verimkar tabiata dönecektir… Filmin sonunda Sinan kuyuda kendisini asmış olarak hayal eder, bu bir intihardır, vazgeçiştir… Sinan, yeni ve başka bir adam olmak için eskisini ortadan kaldırmaktadır…

Son olarak, çekimlerin diğer Nuri Bilge Ceylan filmlerinde olduğu gibi muhteşem olduğunu, sanki usta bir fotoğrafçının işi olduğunu belirteyim… Uzun diyaloglar kahve sohbetlerinden bir seviye yukarıda ama içinde entelektüel açılımlar da bulabilirsiniz… Aile bağları, hayata tutunma çabası, sevgi, din, para, hırsızlık, açgözlülük, sahtekarlık, açıkgözlük, parasal ya da siyasi gücün kullanımı gibi pek çok konuda toplumumuzun (özellikle de küçük şehir insanlarının) içine işlemiş olan kimi zaman saf ve dürüst, kimi zaman da iki yüzlü ve art niyetli düşünüp, davranmalarına yol açan sosyal kodları tüm yönleriyle bu diyaloglarda bulabileceksiniz… İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim… 

Son olarak filmin, 2018 Oscar ödüllerinde Türkiye’nin ulusal film adayı olduğunu, ancak bir kaç gün önce açıklanan en iyi yabancı film dalında kısa listeye giremediğini ve halen IMDB puanının 8,4 olduğunu hatırlatayım… Ayrıca, filmin başlıca rollerini paylaşan Doğu Demirkol (Sinan), Murat Cemcir (babası) ve Bennu Yıldırımlar’ın (annesi) çok iyi oyunculuklarına da hayran kalmamak mümkün değil…

Filmin fragmanı aşağıda:

Share

Hits: 178

2018 OSCARLARI İÇİN 9 DALDA ADAY LİSTELERİ AÇIKLANDI…

Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi dokuz kategori için kısa adaylık listelerini açıkladı… Her yıl açıklanan kısa listelere ek olarak bu sene 1979’dan bu yana ilk kez müzik kategorilerinin de kısa listeleri açıklandı… Türkiye’nin Oscar için aday gösterdiği Nuri Bilge Ceylan’ın “Ahlat Ağacı” filmi listeye giremedi… Oscar adaylarının tamamı 22 Ocak 2019 günü açıklanacak… 91. Akademi Ödülleri ise 24 Şubat 2019’da sahiplerini bulacak…

İşte kısa listelerin tamamı:

Yabancı Dilde En İyi Film

Kolombiya, “Birds of Passage”
Danimarka, “The Guilty”
Almanya, “Never Look Away”
Japonya, “Shoplifters”
Kazakistan, “Ayka”
Lübnan, “Capernaum”
Meksika, “Roma”
Polonya, “Cold War”
Güney Kore, “Burning”

En İyi Film Müziği

“Annihilation”
“Avengers: Infinity War”
“The Ballad of Buster Scruggs”
“Black Panther”
“BlacKkKlansman”
“Crazy Rich Asians”
“The Death of Stalin”
“Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald”
“First Man”
“If Beale Street Could Talk”
“Isle of Dogs”
“Mary Poppins Returns”
“A Quiet Place”
“Ready Player One”
“Vice”

En İyi Özgün Şarkı

“When A Cowboy Trades His Spurs For Wings” – “The Ballad of Buster Scruggs”
“Treasure” – “Beautiful Boy”
“All The Stars” – “Black Panther”
“Revelation” – “Boy Erased”
“Girl In The Movies” – “Dumplin’”
“We Won’t Move” – “The Hate U Give”
“The Place Where Lost Things Go” – “Mary Poppins Returns”
“Trip A Little Light Fantastic” – “Mary Poppins Returns”
“Keep Reachin’” – “Quincy”
“I’ll Fight” – “RBG”
“A Place Called Slaughter Race” – “Ralph Breaks the Internet”
“OYAHYTT” – “Sorry to Bother You”
“Shallow” – “A Star Is Born”
“Suspirium” – “Suspiria”
“The Big Unknown” – “Widows”

En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı

“Black Panther”
“Bohemian Rhapsody”
“Border”
“Mary Queen of Scots”
“Stan & Ollie”
“Suspiria”
“Vice”

En İyi Görsel Efekt

“Ant-Man and the Wasp”
“Avengers: Infinity War”
“Black Panther”
“Christopher Robin”
“First Man”
“Jurassic World: Fallen Kingdom”
“Mary Poppins Returns”
“Ready Player One”
“Solo: A Star Wars Story”
“Welcome to Marwen”

En İyi Belgesel

“Charm City”
“Communion”
“Crime + Punishment”
“Dark Money”
“The Distant Barking of Dogs”
“Free Solo”
“Hale County This Morning, This Evening”
“Minding the Gap”
“Of Fathers and Sons”
“On Her Shoulders”
“RBG”
“Shirkers”
“The Silence of Others”
“Three Identical Strangers”
“Won’t You Be My Neighbor?”

En İyi Kısa Belgesel

“Black Sheep”
“End Game”
“Lifeboat”
“Los Comandos”
“My Dead Dad’s Porno Tapes”
“A Night at the Garden”
“Period. End of Sentence.”
“’63 Boycott”
“Women of the Gulag”
“Zion”

En İyi Kısa Film

“Caroline”
“Chuchotage”
“Detainment”
“Fauve”
“Icare”
“Marguerite”
“May Day”
“Mother”
“Skin”
“Wale”

En İyi Kısa Animasyon Filmi

“Age of Sail”
“Animal Behaviour”
“Bao”
“Bilby”
“Bird Karma”
“Late Afternoon”
“Lost & Found”
“One Small Step”
“Pépé le Morse”
“Weekends”…

Share

Hits: 65

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (16)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

15. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Şimdi gelelim bir başka duruma; çocuğa onunla gurur duyduğunuzu ve onu çok sevdiğinizi sadece sözlerle değil, davranışlarınızla da belli etme işine. Burada yolumuz yine başa dönersek, çocukla gereksiz el ve söz temasına girmeme davranışıyla kesişiyor. Sakın yanlış anlaşılmasın; bu davranış yöntemi asla ve asla çocuğa sevgiyle temas etmemek, ona sevgiyle sarılmamak ya da onu ne kadar sevdiğimizi, onunla ne kadar gurur duyduğumuzu, onun bizim çocuğumuz olmasından ne kadar mutlu olduğumuzu sık sık söylememek anlamına gelmemektedir. Her şeyden önce çocuğunuz nasıl ebeveynini seçemiyorsa, bizler de çocuklarımızı seçemeyiz. Ama onlara göre avantajlarımız var; onlardan bizleri eğitmelerini ve yaşama hazırlamalarını beklemeyiz, aksine onlara yaşam hakkında bilgiler vermek, onları kendi başlarına birer birey olmalarına yetecek yeteneklerle donatmak, toplum içinde güvenilir ve doğru insanlar olarak karışmalarını sağlamak bizlerin elindedir. Bu avantaj birçokları için yük gibi algılansa da, bir küçük insanı, bir bitkiye gösterilen hassasiyetle yetiştirmek ve yaşama hazırlamak büyük bir iş ve aynı zamanda gurur vesilesidir.

Burada ahlakçılık oynamak istemem. Ahlak ve ahlakçılık arasında önemli bir sınır vardır. Ahlakçılar, toplumun ahlakını “ahlak” olarak kabul ederler ve çocuklarını da bu doğrultuda yetiştirirler. Onlar için yanlış hiçbir şey olmamalıdır; örneğin çocuk hiçbir kabahate karışmamalı, eşiyle olan birlikteliğini boşanma ile sonuçlandırmamalı, gizli saklı işler yapmamalıdır. Halbuki bu yetiştirilen bir birey için özgürlüklerin kısıtlanması anlamına gelir. Her birey, başkalarına zarar vermemek, hayır yanlış oldu, işlerin ters gitmesi durumunda başkalarına zarar vermeyi de göze alacak şekilde (ki hiçbir karar -örneğin; boşanma kararı zararsız kapatılamaz) kararlı olmak, hayatını kendi istediği gibi kurabilmek ve sürdürebilmek özgürlüğüne sahiptir. Çocuğunuza vereceğiniz eğitim, onun sizler yaşamdan ayrıldıktan sonra bile, hatta 50-60 yaşında bile yeniden bir yaşam kurma gayret ve kararlılığını sağlayacaktır. Gerçek ahlak budur. Yani, toplumdan değil bireyin vicdanından kaynak alan doğru düşünme ve davranma yeteneğidir. İşte, anne babanın yapması gereken tam da bu şeydir. Yani, bütün anlatmaya çalıştığım şeyin esası burada yatmaktadır; çocukta bireysel ahlakın geliştirilmesi ve yerleştirilmesi.

Konumuza geri dönecek olursak, bu ancak çocuğa yeteri kadar sevgi ve disiplini birlikte verebilmekten geçer. İşte tam da burada, çok değerli bir sosyolog olan Emre Kongar’dan aldığım bir dersi paylaşmak isterim. Kongar, bir söyleşide ikiz kızlarını yetiştirirken nasıl bir yol izlediğini soran kişiye şöyle söylemişti: “Bunu şöyle yaptım: Kızlarıma kendilerini bilme yaşına gelene kadar yüzde 50 sevgi ve yüzde 50 disiplin, daha sonrasında ise yüzde 100 sevgi verdim. Çünkü zaten o yaşa geldiklerinde öz disiplinleri yeteri kadar gelişmişti.” Konuyu bu kadar iyi özetleyen bir başka anekdot daha bilmiyorum. Bu, ta en başta söylediğim gibi; gereksiz söz, el ve göz teması kurmamaktan geçiyordu. Pek çok saçma fikirde karşılaşıldığı gibi, çocuk aslında anne babayla arkadaş olmak istemez. Onları bir otorite ve disiplin simgesi olarak görmek ister. Gerekli zamanlarda gösterilen içten sevgi dokunuşları ve gurur okşayıcı sözler ve bakışlar, çocuğa doğru yolda olduğunu, bir birey olma yolunda iyi gittiğini ve zamanla daha da iyi olacağını belirtmeye yeter.

Gelelim gereksiz göz temasına. Pek çok ebeveyne göre çocuklar hep göz önünde olmalıdır. Hayır, doğru olan; çocuğun hep anne ya da babanın gözetleme alanında olmasıdır. Ebeveyn, çocuğu göz önünden ayırmama gibi bir yol izlemek yerine, onları hep gözetleme alanlarında tutmalıdır. Örneğin çocuk, parkta oynarken, gerekli durumlarda müdahale edilebilecek uzaklıkta olmalı ama tam da ebeveynin gözünün önünde olmamalıdır. Bunu anlatmakta zorlanıyorum. Örnekle anlatayım: Çocuk, annesiyle gittiği bir parkta oynamaktadır. Etraftaki tehlikeli noktalar, önceden gözden geçirilir ve gerekirse çocukla paylaşılır. Sonra çocuk oynamaya başlar ve gözetleme alanından çıkmaması sağlanır. Aslında çocuklarda tehlikenin büyüklüğünü algılama yeteneği zamanla ortaya çıkar, ama 5-6 yaşındaki çocukta henüz gelişmemiştir. Çocuk, oynarken sıklıkla düşer ve içinde bulunduğu tehlikenin büyüklüğünü orada olan annesin davranışlarından çıkarsama yoluyla anlar. Eğer anne, kendisine herhangi bir zarar vermeyecek ya da yaralamayacak şekilde düşen çocuğa gülümser ve önemli bir şey olmamış gibi davranırsa, çocuk böyle düşmelerin aslında kendisine önemli bir zarar vermeyeceğini öğrenecektir. Ama anne kendisini yaralamayacak şekilde düşen çocuğun üzerine doğru bağırış ve gözyaşlarıyla koşarsa, çocuk da içinde bulunduğu durumun oldukça riskli olduğunu sanıp ağlamaya başlayacaktır. Bu, defalarca denenmiş bir durumdur. Çocuğunuzun mızmız olmasını istemiyorsanız, gerçek tehlike ve tehditle gerçek olmayanları öncelikle kendiniz ayırt edebilmelisiniz. Göreceksiniz ki, çocuğunuzu böyle yetiştirdiğinizde, başına bir şey geldiğinde ağlıyorsa kendisine gerçekten bir zarar vermiş, mesela bir yerini kanatmış demektir. Aksi takdirde davranırsanız, sizi temin ederim ki mızmız, en küçük şeylere tepki veren, ağlayan, en küçük bir düşmede ya da yaralanmada size koşup, şefkat bekleyen büyümeyen bir bebeğiniz olacaktır. Genel olarak yapılan yanlış çocuğun üzerine titremenin, onun her yaptığına karışmak davranmak, ona hep el, söz, göz mesafesinde olup her saniyesine karışmak olduğunu sanmaktır. Böyle yaptınız takdirde, hep gözaltında olan yetişkin bir bireyin davranışlarında olduğu gibi psikolojisi giderek bozulan bir birey yaratmanız garantidir. Halbuki bunun yerine çocuğun kendisine zarar verecek davranışlarını önlemek için yeterli mesafede durup (bu mesafe çocuğun bulunduğu ya da oynadığı yerin ne kadar güvenli olduğuna göre değişir, örneğin; 2-3 metre de olabilir, 5-6 metre de), tek gözünüzle onu kollarsanız, asla her seferinde müdahale etmemeyi öğrenirseniz, yani sessiz güç (otorite) olmayı başarırsanız sakin, kendine güvenen, sadece kendisine güvenmekle kalmayıp, yanlış bir davranışında kendisine müdahale edeceğini bilen kendisinden daha bilgili ve deneyimli bir otoritenin gözetiminde emniyette olduğunu içten içe bilen, yani size de güven duyan bir çocuğunuz olacaktır. Kısacası, burada yine aynı ilke çalışmaktadır: çocukla gereksiz el, söz ya da göz teması kurmamak…

(devam edecek)…

Share

Hits: 24

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (15)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Bu örneğe tekrar bakılacak olursa; bir taşla, bir anda birden çok kuş vurulduğu görülecektir: 1) Doğrudan kendisine söylenmese de çocuk bir birey yerine konulduğunu hissetmiştir (yani gereksiz diyalogdan, söz temasından kaçınılmıştır), 2) Çocuğa istediği oyuncak alınmıştır ama babanın (yani otoritenin, sürü liderinin) istediği zamanda -bir kazan-kazan dengesi kurulmuştur, 3) Çocuğa istediği bir şeye erişmek için bazen beklemesi, sabretmesi, plan yapması, hatta para biriktirmesi gerektiği gösterilmiştir, 4) Kısacası; çocuğun alışveriş davranışı disipline edilmiş, birey olarak hakları tanınmış, güven duymanın ve verilen sözü yerine getirmenin ne demek olduğunu anlaması sağlanmıştır. Bu çocuk, ne bu kez ne de bir dahaki seferde, alışveriş için ağlayıp tepinmeyecek, eteklere yapışıp yerlerde yuvarlanmayacaktır.   

İkinci bir örnek de çocuğun bilgisayar oyunlarına ve TV seyretme durumuna ilişkindir. Her çocuk, bu iki şeyin de düşkünüdür. Bu iki unsurunda çocuğun zihinsel, bilişsel kapasitesini bir yere kadar artırıyor olması yadsınamaz. Ama yok ettiği o kadar çok şey vardır ki: 1) zamanı kullanma becerisi, 2) yaratıcılık, 3) motor (el-göz uyumu, el becerisi) yetenekler. Bunlar az şeyler midir? Maalesef hiç değil. Günümüz ev yaşantısında, bilgisayar oyunları ve TV seyretme aktiviteleri, çocuğun ebeveynle çatışma haline geldiği en önemli noktalardan biridir. Ne var ki, bunun bir çaresi bulunmaktadır. Hem de çocuğu birey olarak kırmadan ve ebeveynleri zor durumda bırakmadan ve yine tekrar edeyim; gereksiz söz teması kurmadan. Yine bir örnekle açıklamaya çalışayım: Çocuk bilgisayar oyunu oynamak istemektedir. Ebeveyn de en azından bilinçli bir ebeveyn olarak çocuklarının bu işle haddinden fazla zaman geçirdiğini düşünmektedir. Kolay yol, çocuğa asla bilgisayar oyunu oynamayacağının söylenmesidir. Bunun yaratacağı gerginliği hiç bir anne baba gerektiği gibi yönetemeyecektir. Halbuki bunun yerine çocuğa sadece belirli bir süre (örneğin; yarım saat, 45 dakika gibi) bilgisayar oyunu oynayabileceği, sonra da birlikte örneğin; arabalarıyla oynamanın çok güzel olacağı söylenirse evde hiçbir gürültü olmayacaktır. Tabii, buradaki koşul, bilgisayar oyunundan sonra mutlaka araba oyunu için zaman ayırmaktır. Buradaki kazançlara bakalım: 1) Çocuk bilgisayar oyunu oynamış ve kendince kazançlı çıkmıştır, 2) Ebeveyn, sürü lideri olduklarını tekrar göstermiş ama bu arada çocuğun birey olma (kendi kararını verme) hakkına zarar vermemiştir, ebeveyn kazanmıştır, 3) bilgisayar oyunundan sonra çocukla oynanan araba oyunu, çocuğa el yeteneklerini geliştirme ve ebeveynle güzel vakit geçirme şansını vermiştir. Yine hatırlatalım; bu örnekte de çocukla gereksiz diyaloğa (söz temasına) girilmemiştir.

Çocuklar karşısında ebeveynin tutumu o kadar hassas ve anlıktır ki, çocuğa yönelik olsun ya da olmasın, bilerek veya bilmeyerek yapılan doğru ya da yanlış bir hareket anında kayda girer. Çocuk için doğru artık budur. Bir keresinde, bir para çekme makinasından aldığı fişi yırtıp yere atan adamın yanındaki minicik çocuğun (sanırım 3 yaşlarındaydı), kâğıt parçalarını yere düşene kadar gözleriyle takip ettiğine şahit oldum,  o saniyeler içinde çocuğun çevre eğitimi tamamlanmıştı. Ebeveynler bazen çocukla olan temaslarında, çocuğun taleplerine karşılık, anlık olarak ne diyeceklerini bilemezler. Bu gibi durumlarda, akla gelen ilk cevabı verme kolaycılığına kapılmamak gerekir. Bunu pek çok anne baba anı kurtarmak ve o an için çocuğun taleplerinden kurutulmak için kestirme bir yol olarak kullanırlar. Hâlbuki bu gibi ters durumlarda, “bunu düşünmem lazım” denebilir ve hatta süre de verilebilir, örneğin; “bunu yarın öğlene kadar düşünmem gerekiyor” gibi. Düşünmeden verilen sözler, artık otorite simgesi olan ebeveynin ağzından bir kez çıktığı için, çocuk için güvenin ve doğrunun simgesi haline gelir.

Evet, yukarıdaki örnekler de göstermektedir ki hem çocuğun hem de ebeveynin istediklerinin birlikte gerçekleştirilmesi mümkündür. Bu süreçte sabırlı olmak, çocuğa güven vermek, ona bir birey olarak haklar tanımak ve bunların arkasında durmak ve istikrar ve kararlılıkla mücadele etmek gerekir. Bu mücadele aslında yetiştirmek istediğiniz adamın ya da kadının yapım sürecidir.

(devam edecek)…

Share

Hits: 20

2018 AVRUPA FİLM ÖDÜLLERİNDE EN İYİ FİLM “COLD WAR”…

Bu yıl 31 nci kez verilen Avrupa Film Ödülleri (EFA) dün verildi… Aday gösterildiği tüm kategorileri kazanan Pawel Pawlikowski yönetimindeki “Cold War” en iyi film ödülünü kazandı… Polonya, İngiltere ve Fransa ortak yapımı olan filmin başrollerini Joanna Kulig, Tomasz Kot, Borys Szyc paylaşıyor… Filmin konusu ise şöyle: Zula ve Wiktor savaştan harabe halinde çıkan Polonya’da karşılaşır… Farklı geçmişlere ve karakterlere sahip olan kahramanlarımız birbiriyle asla anlaşamayacak tiplerdir, ama kader yollarını ayrılmayacak şekilde birbirine bağlamıştır… 50’li yılların Polonya, Berlin, Yugoslavya ve Paris’inin soğuk savaş atmosferinde geçen film; politik görüş, kişilik özellikleri ve kaderin cilveleriyle savrulan bir çiftin, imkânsız zamanlarda geçen imkânsız aşk hikâyesini anlatıyor… EFA’da İtalya’nın Oscar adayı “Dogman” ise üç ödül kazandı…

İşte kazananların listesi:

  • En İyi Film: Cold War

  • En İyi Komedi: Death of Stalin – Armando Iannucci
  • En İyi Yönetmen: Pawel Pawlikowski – Cold War
  • En İyi Kadın Oyuncu: Joanna Kulig – Cold War
  • En İyi Erkek Oyuncu: Marcello Fonte – Dogman
  • En İyi Senarist: Pawel Pawlikowski – Cold War
  • En İyi Belgesel: Bergman – A Year In A Life
  • En İyi Kısa Film: The Years – Sara Fgaier
  • Keşif Ödülü: Girl – Lukas Dhont
  • En İyi Animasyon: Another Day of Life – Raul de la Fuente, Damian Nenow
  • EFA Halkın Tercihi Ödülü: Call Me By Your Name – Luca Guadagnino
  • En İyi Görüntü Yönetmeni: Martin Otterbeck – U
  • En İyi Kurgucu: Jaroslaw Kaminski – Cold War
  • En İyi Prodüksiyon Tasarımcısı: Andrey Ponkratov – The Summer
  • En İyi Kostüm Tasarımcısı: Massimo Cantini Parrini – Dogman
  • En İyi Saç ve Makyaj: Dalia Colli, Lorenzo Tamburini, Daniela Tartari – Dogman
  • En İyi Besteci: Christoph M. Kaiser ve Julian Maas – 3 Days in Quiberon
  • En İyi Ses Tasarımcısı: Andre Bendocchi-Alves ve Martin Steyer – The Captain
  • En İyi Görsel Efekt: Peter Hjorth – Border
  • Dünya Sineması Başarı Ödülü: Ralph Fiennes
  • EFA Hayat Boyu Başarı Ödülü: Carmen Maura…
Share

Hits: 72

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (14)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Neyse, aslında ben Rousseau gibi kadar didaktik şeyler yazmak istemiyorum, bunu biliyorsunuz. Yalnızca sizleri biraz düşündürmek istiyorum. Belki, aranızdan bana hak verenler çıkabilir.

Bu, öyle geniş bir konu ki nereden başlayayım bilemiyorum. Galiba en doğrusu, öyle klasik şeylerden vaz geçip dosdoğru inandıklarımı yazmak olacak. Zaten, bu konuda yazılmış birbirine benzeyen o kadar çok kitap var ki, standart ve klasik öğütler artık kabak tadı veriyor. Bense öğüt vermek istemiyorum, sizlere öğüt vermek haddim değil. Onun için burada yazdıklarımın öğüt olarak algılanmasını istemiyorum. Hatta, aralarında bırakın yol göstermeyi, size saçma sapan gelebilecek şeyler bile olacağını biliyorum.

Son yıllarda belgesel kanallarından birinde yayınlanan “Köpeklere Fısıldayan Adam” programını seyrederken, klasik tabirle beynimde bir şimşek çaktı. Bu bir köpek eğitimi belgeseliydi ve size garip gelebilir ama çocuk eğitimiyle, en azından benim bir süredir aklımda evirip çevirip şekillendirmeye çalıştığım temel çocuk eğitimi yöntemleriyle neredeyse birebir örtüşüyordu. Bunu birkaç arkadaşımla paylaştığımda yüzüme garip garip baktıklarını hatırlıyorum. Bir köpeğin ve bir çocuğun eğitimi nasıl olur da benzeyebilirdi ki? Hatta biraz alınmış bile olabilirler, çocuklarımızı köpeğe benzeten bu adamın söylediklerini dinlemeye gerek yok diye düşünmüşlerdir sanırım.

Köpekler fısıldayan adam Meksika asıllı Amerikalı köpek eğitmeni Cesar Millan, köpeklerle yıllarca süren deneyimlerinin ışığında şunları söylüyordu:

  • Köpeğinizle gereksiz el teması, söz teması ve göz teması kurmayın. Yani köpeğinize ihtiyaç olmadan dokunmayın, ona laf olsun diye bir şey söylemeyin ya da lafı uzatmayı ve gerekli değilse ona dosdoğru bakmayın. İşte kafamda şimşek çaktıran şeylerden ilki buydu.
  • İkincisi ise daha değişikti: Cesar Millan köpek sahiplerine köpeklerin bir lidere ihtiyaç duyduklarını, bu yüzden sürünün lideri olmalarını ve bu liderliği köpeklerine gerektiğinde göstermeleri gerektiğini öğütlüyordu.

Bilmiyorum bu öğütler sizin zihninizde de bir ışık yaktı mı? Ben ise yıllardır çocuk eğitimini bu kadar iyi özetleyen sözler duymamıştım. Tabii ki bütün bunlar köpekler için geliştirilmiş yöntemlerdi, yani çocuklar söz konusu olduğunda üzerinde biraz daha düşünmek gerekiyordu. Ben de bunu yaptım. Şimdi düşüncelerimi biraz daha açmak istiyorum.

  Çocuk eğitiminin temeli, kendine güvenen ama vicdansız ve kibirli olmayan, hareketli ama şımarık olmayan, düşüncelerini açıkça ifade edebilen ama bunları yaparken küstah olmayan ve ne istediğini bilen ama arsız olmayan bir çocuk yetiştirmektir. Ne yazık ki bütün bunları yapabilmek, söyleyivermek kadar kolay değildir.

Şimdi, uzun lafın kısası, kendi deneyim ve gözlemlerime göre, çocuğunuza yukarıdaki temel nitelikleri kazandırmak için Cesar Millan’ın tavsiyelerini aynen uygulamak gerekiyor. Diyebilirsiniz ki, ne yani çocuğumuzu istediğimiz zaman sevemeyecek miyiz? Ona dokunamayacak mıyız, istediğimiz zaman şakalaşamayacak mıyız? Bütün bunları söylemekte haklısınız. Mesele şu ki, burada bir ayar var: o ayar da “gereksiz” kelimesinde gizli. Örneğin, çocuğunuzu öyle bir zamanda sevin ki, buna tam da ihtiyaç duyduğu an olsun; çocuğunuza bir şeyi öyle bir zamanda söyleyin ki o sözden en çok faydalanacağı zamanda olsun ve çocuğunuzla öyle bir anda ilgilenin ki kendi yeteneklerini ya da duygularını yaşamasına da zamanı olsun.

Bunu beceremeyen, bu yöntemlerden haberi dahi olmayan anne babaların varlığını biliyoruz, çevremizde gözlemliyoruz. Mesela, çocuğuyla kucak kucağa olmanın onu mutlu etmeye yeteceğini düşünür bu ebeveynler. Ya da onu devamlı gözünün önünden ayırmamakla doğru bir iş yaptıklarını, çocuklarını kötülüklerden koruduklarını düşünürler. Veya olayları o şekilde tartışırlar ki sonuç mutlaka bir küslük ya da evin içinde bir itiş kakış olur.

Bu düşüncelerimi örnekler olmadan anlatmanın hemen hemen imkânsız olduğunu görüyorum şu anda; bu yüzden bir kaç örnek vermek istiyorum. Bu örneklerin kendimce anne baba ve çocuk arasındaki mümkün olan en temel ilişki noktalarına odaklanmasına dikkat edeceğim.

Aslında her şey şöyle başlar: Bir çocuk sizin bir parçanızdır ama, hükmettiğiniz herhangi bir organınız, bir uzantınız değildir, o kendi başına bir bireydir. Eğer ona bu şekilde davranmazsanız, çocukluk günleri bitip de gerçekten birey olması gerektiği zaman, yine sizin uzantınız olmaya, sizin kuvvetli gölgenize ve güven dolu kollarınıza geri dönmeye çalışacaktır. Bu duygu, pek çok psikolojik sorunun temel kaynaklarından biridir. Çocuğunuz bir bireydir. Evet, daha çok küçükken bu bireyi beslemek, giydirmek, gezdirmek, altını değiştirmek gibi bir göreviniz vardı, o zamanlar yalın bir bireylik halini hak etmiyordu, doğru. Ama, bu durum çok kısa zamanda değişti, o artık bir birey ve sizin takdir edeceğiniz bazı sınırlar içinde kendi bireyliğini yaşamak zorunda. Burada koşul, “sizin takdir edeceğiniz sınırlar”dır. Bu sınırları belirlemek zaman zaman çok güçtür. Örneğin, kişiliğin belirlenmeye başladığı 4-6 yaşlarında bile, çocuklarını tamamen sınırsız bir özgürlükte, kendi bireysel haliyle baş başa bırakmayı bir marifet sayan, çocuklarını her türlü kararlarını kendi başlarına vermeleri için zorlayan aileler bu durumda bir uç örnektir. Veya tam tersine çocuklarına yaşama alanı vermeyen, bütün kararları onun adına kendileri vermeyi marifet sayan aileler de vardır. Bunlar da diğer uç örneği teşkil etmektedir. Her iki durumda da gereksiz söz ve göz teması kurulmaktadır. Yani, gereksiz diyaloglarla çocuk ya şımartılarak baştan çıkartılmakta ya da tam tersine sıkı sıkıya göz hapsinde tutulmaktadır. Her iki durumda da sonuç iyi olmayacaktır. Bu çocukları hemen tanırsınız aslında; örneğin alışveriş merkezinde zırlayıp, yerlerde tepinen çocuklar bunlardır. Annelerinin eteğine yapışıp, şunu bunu da istiyorum diye avaz avaz bağırıp duran, çıldırmış çocuklar da bunlardır. Bu çocuklar gereksiz el, göz ve söz temasının kurbanlarıdır. Aslında bu çocuklar şöyle bağırmaktadır: Ben biraz doğru zamanlı ve doğru dozda ilgi ve disiplin istiyorum, neden bunu benden esirgiyorsunuz? Doğada sürü liderinin yaptığı budur: Sürüdekilere doğru zamanda ve doğru dozda ilgi ve yeri geldiğinde aynı zaman ve dozda disiplin vermek. O zaman ne yapılmalıdır: Örneğin; çocuğa bir şey alınırken çocuğunda fikrini sormak mı, yoksa hiç sormamak mı? Doğru, bu ikisinin arasındadır. Yine alış veriş örneğinden devam edecek olursak: Baba ve çocuk oyuncak dükkânına girerler. Bu dükkân, herhangi bir çocuğu sevinçten çıldırtacak kadar çekici oyuncakla doludur. Baba, dükkâna girmeden çocuğuna “Bugün alma günümüz değil, bugün oyuncaklara bakma ve alışveriş planı yapma günü, alışverişi bir sonraki gelişimizde yapacağız” der. Ya da “bugün yeterli paramız olmadığı için, sadece seçeneklere bakacağız ve plan yapacağız, bir sonraki gelişimizde alırız” der. Burada çocuğa, harçlıklarından para biriktirip oyuncağı alma şansı da verilebilir. Çocuk bunu aklına yazar. Aslında tam bir yetişkin birey gibi davranmıştır, bu iyi bir şeydir. Ama, dikkat, çocuk bir şeyi daha aklına yazmıştır: Babasının “bir sonraki gelişte alacağız” deyişini. O gün seçeneklere bakılır, alışveriş planı yapılır ve bir sonraki gelişte bunlar kesinlikle alınır. Böylece çocuk, tam olarak bir birey olmanın ve öyle hissetmenin ne demek olduğunu anlar, sözünü yerine getirdiği, güvenini sarsmadığı, adam olduğu için babasına müteşekkir olur ve o da kendi çocuğuna aktarmak için bu davranışı aklına yazar. Asıl büyük ders işte budur. Yoksa, çocuğa o oyuncakları almak marifet değildir.

(devam edecek)…

Share

Hits: 17