Daily Archives: 20 Aralık 2018

“AHLAT AĞACI” FİLMİ ÜZERİNE BİR YORUM…

Son filmi Kış Uykusu’ndan (2014) dört yıl sonra gösterime giren “Ahlat Ağacı” tipik bir Nuri Bilge Ceylan filmi… Sıradan insanı, bu insanların sıradan, maddi ve manevi zorluklarla dolu, bir kapan gibi kısıldıkları yaşamlarından bir türlü silkinip çıkamayan insanları anlatıyor yine… Ve bunu öyle bir anlatıyor ki, siz de oturduğunuz yerde o karakterlere bürünüyor ve onlardan biri oluveriyorsunuz… 

Üç saatlik film, mükemmele yakın bir çizgide ilerliyor. Zaman zaman yavaşlasa da, yaşananlar o denli tanıdık ki rahatsızlık vermiyor; sanki öyle yavaşça akması gerekir gibi… Filmde yer alan karakterler, her gün çarşıda pazarda, dolmuşta, iş yerinde karşılaşabileceğiniz gerçek tiplemeler… Küçük bir kasabada, son derece kısıtlı imkanlarla yaşamaya çalışan iki çocuklu bir aile, onların çevresinde bazıları çocuklarına problem çıkartan egoist, bazıları da onlara yardım eden verici yaşlı ebeveynler… Kasabanın belediye başkanı, yeni atanan imam, ilkokul öğretmenleri (ki birisi de filmin ana karakterlerinden biri), zorla yaşlı ve zengin bir adamla evlendirilen genç kız, zamanında ona aşık olup bir türlü doğru dürüst bir duygusal iletişime geçememiş (sosyal kodlar gereği, her şey yolunda olsa da zaten geçemeyecek olan) genç adamlar… Ve bunların en başında da doğduğu, büyüdüğü, içinde yaşadığı küçük kasabanın sınırlarını aşmaya çalışan, herkesi hakir gören, hayatı bildiğini, anladığını düşünen, isyankar bir genç, Sinan… 

Sinan ve ailesi, Çanakkale’nin Çan ilçesinde yaşarlar… Sinan, babası gibi öğretmen olmak üzere okur ve okulunu bitirip eve döner… Artık, kendine göre hayatı tanıdığını düşünen, her şeye muhalif, isyankar, babasını küçük gören, doğadan kopmuş ama modern yaşama da adapte olamamış, iki arada kalmış bir gençtir… Kitaplara, okumaya meraklıdır ve hatta kendisi de bir kitap yazar; kitabın adı aynı zamanda filmde de adını verir… Film boyunca bu kitabı bastırtmaya çalışır, ama parasızlık, etrafındaki paralı ve güçlü insanların ilgisizliği yüzünden bütün bunları kendi başına yapmaya çalışacaktır… Sinan, bir yandan yaşadığı bu sıkıcı, boğucu kasabadan nefret etmekte, öte yandan da hakkı olduğunu hissettiği kişisel gelişimini sağlayacak imkanlara kavuşamamanın ıstırabını çekmektedir… Yazdığı kitabın konusu da zaten bu yöndedir…

Bu duygularla kendini ve yaşadığı çevrenin koşullarını aşmaya çalışan Sinan, o kadar iyi seçilmiş ve işlenmiş bir prototip ki, kendinizi onun yerine koymadan edemiyorsunuz… Ben, Sinan’ın yerinde olsam ne yapardım? Sinan, film boyunca öyle çıkmazlara sürükleniyor ki, bunları aşmaya ne yaşam tecrübesi, ne maddi imkanları ne de yaşadığı çevrenin toplumsal yapısı izin verecektir; bu çok barizdir, ancak bir tek Sinan bunları görmeyi reddetmektedir… Ne var ki sonunda, şimdi işe yaramaz gördüğü babasının bir zamanlar kendisi gibi olduğunu, etrafındaki pek çok insan gibi maddi değerlere değil, insanlığa, doğaya ve insani değerlere yönelirken bunu başaramadığını, giderek toplumda “kaybeden” olarak görülen gruba dahil olduğunu anlayacaktır… Yazdığı kitabı başından sonuna okuyan, ona değer veren, onun hakkında yorumlar yapan tek kişi de babası olacaktır… Bütün bunların sonunda babası, her ne kadar düşkün bir adam gibi görünse de, kendini kurtaracak dönüşümün ne olduğunu görmüştür: Kendisini maddi ve manevi olarak bitiren, bitirdiği gibi karşılığında hiç bir şey vermeyen kasabadan, çocukluğunu geçirdiği köye, toprağına, tabiata dönecektir… Sinan, önceleri bu dönüşümün hiç de kendisi için bir çözüm yolu olmadığını düşünse ve babasının bu seçimini hakir görse de sonunda o da verimkar tabiata dönecektir… Filmin sonunda Sinan kuyuda kendisini asmış olarak hayal eder, bu bir intihardır, vazgeçiştir… Sinan, yeni ve başka bir adam olmak için eskisini ortadan kaldırmaktadır…

Son olarak, çekimlerin diğer Nuri Bilge Ceylan filmlerinde olduğu gibi muhteşem olduğunu, sanki usta bir fotoğrafçının işi olduğunu belirteyim… Uzun diyaloglar kahve sohbetlerinden bir seviye yukarıda ama içinde entelektüel açılımlar da bulabilirsiniz… Aile bağları, hayata tutunma çabası, sevgi, din, para, hırsızlık, açgözlülük, sahtekarlık, açıkgözlük, parasal ya da siyasi gücün kullanımı gibi pek çok konuda toplumumuzun (özellikle de küçük şehir insanlarının) içine işlemiş olan kimi zaman saf ve dürüst, kimi zaman da iki yüzlü ve art niyetli düşünüp, davranmalarına yol açan sosyal kodları tüm yönleriyle bu diyaloglarda bulabileceksiniz… İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim… 

Son olarak filmin, 2018 Oscar ödüllerinde Türkiye’nin ulusal film adayı olduğunu, ancak bir kaç gün önce açıklanan en iyi yabancı film dalında kısa listeye giremediğini ve halen IMDB puanının 8,4 olduğunu hatırlatayım… Ayrıca, filmin başlıca rollerini paylaşan Doğu Demirkol (Sinan), Murat Cemcir (babası) ve Bennu Yıldırımlar’ın (annesi) çok iyi oyunculuklarına da hayran kalmamak mümkün değil…

Filmin fragmanı aşağıda:

Share

Hits: 178