Daily Archives: 03 Aralık 2018

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (5)

Sevgili edebiyat ve sinema düşkünleri, bugün sizlerle tanınmamış bir yazarın (ne yazık ki ismini şimdilik saklamamızı istedi) son günlerde elime geçen kısa bir eserini paylaşacağım… Deneme türünde yazılmış bu eserde yazar, aşk, sevgi, evlilik, boşanma ve çocuk eğitimi konularında fikirlerini paylaşıyor, ancak itiraf etmeliyim ki (zaten kendisi de eserin başında bu şekilde bir uyarıda bulunuyor) bu denemede okuyacağınız fikirlerin bir kısmı (hatta büyük bir kısmı) klişelere aykırı ve rahatsız edici… Yine de sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Neyse, bunlar oldukça yan konular. Yeniden asıl konuya dönersek; bir erkek ve bir kadın ne zaman kendini tanımaya başlar? Cevap “erken bir zamanda değil”dir. Bunu açarsak; kişisel düşüncem erkekte doğru zaman 35-40, kadında ise 30-35 yaş aralığıdır. Erkek, kadına göre daha zor ve geç büyüdüğünden (hatta çoğu zaman hiç büyüyemediğinden, kutsal annelik korumacılığı sağ olsun), evlilik konusunda 35 yaşından sonra düşünmeye başlamalı, 40 yaşlarında da evlenmelidir. Geç yaşta yapılan evliliklerin daha uzun sürmesinin ilk nedeni bu, ikinci nedeni de daha geç dönemlerinde evlilik yapan bireylerin, kötü evliliklerini bile bile sürdürmek konusunda daha azimli olmalarıdır. Çünkü örneğin; 40 yaşında evlenip 50-55 yaşında kötü bir evlilik yaptığını idrak eden insanların, bu geç yaşlarında yeni bir yaşam kurmak için daha isteksiz davranacakları aşikârdır. Bunun iki istisnası; çocuksuz evlilikler ile her ikisi de üstün ekonomik imkânlara sahip bireylerin söz konusu olduğu evliliklerdir.

Bu koşullar altında şimdi, arkanıza yaslanıp bir daha düşünün: Herkes, “biran önce evlen” derken, sana ne söylemek istiyor biliyor musun; “Bir an önce evlen ve bizim gibi ol, iki kişilik yalnız dünyanda mutsuz, kapana sıkışmış ve çaresiz ol”… Başka bir şey değil. Nasıl ki, insanlar bir başkasının ölümü karşısında kendi ölümlerini düşünür ve hala ölmedikleri için haince bir mutluluk duyarsa (ağlayanlara inanmayın, bu gözyaşları ölenin kendileri olmadığını düşünerek gizlice şükreden ya da ölen kendisi olmadığı için gizli bir vicdan azabı duyan insanın ağlamasıdır ancak), bu da aynıdır; herkes senin evlenmende kendi evliliğinin zorluklarını ve mutsuzluğunu görür, senin de eninde sonunda mutsuz, çaresiz ve kapana kısılmış olduğunu göreceklerini daha o anda bildiklerinden derin ve için için mutluluk duyarlar. Mutluluk paylaşıldıkça artarken, mutsuzluk paylaşıldıkça azalır çünkü.

KUTSAL EVLİLİK SENDROMU

Evlendin, değil mi? Aferin, büyük iş başardın! İşte, sonunda sen de bu saflara katıldın, evliliğin derin boşluğuna düştün. Harcanan onca paralar, aylarca yapılan hazırlıklar bir anda havaya karıştı, tarih oldu. Bir gecede, bir kaç saat içinde, üstelik düğününe katılanların pek çoğunu memnun etmeden bir araba parası harcadın. Oysa, o para ne kadar da gerekliydi, değil mi? Doğrusu, paranın bir yere gittiği yok, gelecek dönemin borç hanesine şimdiden yazıldı. Hem de ne borç; yaşamında ilk defa karşılaştığın ve mutlu evliliğinin daha ilk aylarında seni sıkıntıya sokacak kadar büyük (Hadi geçelim bunu; masrafın nasıl olup da bu kadar büyüdüğünü düşünmemeye çalışıyorsun şimdilik). İki tarafın akrabalarından oluşan silahsız orduların nişan öncesi mücadelesi ise sona ermiş gibi. Bu ritüel hakkında sayfalar dolusu yazabilirim, ama kısa keseceğim. Seni daha fazla üzmek istemiyorum, hem de daha işin başında…

Ne halt ettiğini, nasıl bir şeye bulaştığını anlamaya daha haftalar, aylar, hadi şansın varsa, yıllar var. Bekleyelim, görelim; bu duygular hemen gelmez insana; eee, ne de olsa duyguların da kendine göre işleyen bir saati vardır. Vaktini iyi geçirmeye bak bu arada, “hemen gelmez” dediysem de bu duyguların ne zaman seni ziyaret edeceği belli olmaz! Bir gün, bir bakmışın ki, (her ne kadar kendine itiraf edemesen de) o güne kadar aydınlık olduğunu bildiğin gökyüzü, minik kara bulutlarla dolmaya başlayıvermiş.

Anlayacağın dostum, senin evlilik hikâyen de burada anlatabileceğimiz kıvama geldi sayılır. Hemen başlayayım mı neler olacağı konusunda seni aydınlatmaya, sonraya mı bırakayım? Yok, iyisi mi hemen başlayayım… Daha şimdiden sabırsızlandığını buradan bile görebiliyorum.

İlk olarak; aşk bilinen en güzel şeydir. Bu duygunun üzerine ne romanlar, ne şarkılar yazılmıştır. Ne aşklar yaşanmıştır bu gökyüzü altında. Hayal bile edemezsin: Mutlu, mutsuz, derin, yüzeysel, platonik, bilinçli, bilinçsiz, sekse dayalı, içinde hiç seks olmayan, neler neler… İçinde aşk olmayan filmler de romanlar da beş para etmezler, biliyorsun. Kimse seyretmez, kimse okumaz bunları… Bunlardan zevk alanlar da aşktan meşkten umudunu kesmiş olanlardır, bunu bil… Neyse, burada her ne kadar aşktan meşkten de bahsetsem, daha çok bunun sonuçları ile ilgileniyorum ben.

(Devam edecek)…

Share

Hits: 17