Monthly Archives: Aralık 2018

MÜSAADENİZLE BÜYÜKLER, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

MÜSAADENİZLE BÜYÜKLER, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

Yönetmen: Talip Karamahmutoğlu

Oyuncular: Emre Altuğ, Ümit Çırak, Enes Göçmen, Alperen Efe Esmer, Efe Koçyiğit, Duygu Paracıkoğlu

Tür: Aile

Konu: Müsaadenizle Büyükler bir grup çocuk ormanda buldukları sahipleri tarafından terk edilmiş köpekler için bir şeyler yapmaya karar verir… Herkesten gizli bir şekilde köpekleri beslemeye başlayan çocuklar, onlar için sıcak bir yuva yapmaya çalışır… Çocuklar sevimli dostlarının hayatta kalması için uğraşırken onlar için kötülük besleyen insanlar da harekete geçmiştir… Bir grup kötü niyetli insan hayvanları yok etmeye çalışmaktadır… Çocuklar ne olursa olsun hayvanlara kötülük etmeye çalışanları durdurmak zorundadır… Onları engellemek için bir araya gelen çocuklara, bu zorlu mücadelelerinde sitenin güvenlik müdürü Hakan da destek olur… Zorlu ve fantastik bir maceraya atılan çocuklar sevimli dostlarını kötü niyetli insanlardan koruyabilecek midir?..

Share

Hits: 9

AQUAMAN, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

AQUAMAN, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

Yönetmen: James Wan

Oyuncular: Jason Momoa, Willem Dafoe, Amber Heard, Ed Warren, Patrick Wilson, Nicole Kidman, Dolph Lundgren

Tür: Aksiyon, Macera, Fantezi

Süre: 2 sa. 23 dak.

IMDb Puanı: 7,3

Konu: Aquaman filminde Arthur Curry kendiyle ilgili büyük bir gerçeği keşfetmiştir. Kendisi okyanuslar altında inşa edilen Atlantis krallığının tahtının varisidir. Ancak Aquaman’in sinsi yarı-kardeşi Orm, Atlantis tahtını istemektedir. Arthur Curry, nam-ı diğer Aquaman, kendisine kalan mirasa sahip çıkmalı ve halkının başına geçmelidir. Yoksa kendi hayatının yanı sıra sevdiği kişiler de büyük bir tehlikeyle yüz yüze gelmek zorunda kalacaktır. Bu yolculukta Arthur kendiyle yüzleşmenin yanı sıra, bir kral olmaya layık olup olmadığını da keşfetmek zorundadır…

Share

Hits: 21

EŞİTLİK SAVAŞÇISI, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

EŞİTLİK SAVAŞÇISI, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

Yönetmen: Mimi Leder

Oyuncular: Felicity Jones, Armie Hammer, Justin Theroux, Kathy Bates

Tür: Biyografi, Drama

Süre: 2 sa.

IMDb Puanı: 5,1

Konu: On the Basis of Sex, hak eşitliği için mücadele eden Ruth Bader Ginsburg’ün ilham veren hayat hikayesini konu ediyor… Ruth Bader Ginsburg, başarılı bir avukattır… Erkeklerin ağırlıkta olduğu bir okuldan mezun olan Ruth, kocası Marty ile okul yıllarında tanışır… Hayatın birçok alanında hak eşitsizliği ile karşılaşan Ruth bu yolda zorlu bir hukuk mücadelesine girişir… Ruth, Anayasa Mahkemesi’nin uyguladığı bir cinsel eşitsizlik kararını bozdurmaya çalışmaktadır… Bu çığır açacak olan davada genç avukatın en büyük destekçisi ise kocası Marty’dir…

Share

Hits: 10

MARRY POPPINS: SİHİRLİ DADI, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

MARRY POPPINS: SİHİRLİ DADI, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

Yönetmen: Rob Marshall 

Oyuncular: Emily Blunt, Lin-Manuel Miranda, Ben Whishaw, Emily Mortimer, Julie Walters 

Tür: Aile, Fantezi, Komedi

Süre: 2 sa. 10 dak.

IMDb Puanı: 7,3

Konu: Mary Poppins: Sihirli Dadı, 1930’larda Londra’nın Büyük Buhran döneminde geçiyor… İlk filmin sevimli minikleri Michael (Whishaw) ve Jane (Mortimer) artık büyümüşlerdir… İkili, Michael, üç çocuğu ve kâhyaları Ellen’la (Walters) birlikte Cherry Tree Lane’de hayatlarını sürdürmektedirler… Ancak acı bir olay yaşanır ve Michael kişisel bir kayıp yaşar… Bu olayın ardından esrarengiz dadıları Mary Poppins (Blunt) tekrar Banks’lerin hayatına girer… Bu süreçte Poppins, iyimser sokak lambası yakıcısı Jack’le (Miranda) birlikte eşsiz sihir becerilerini kullanarak ailenin hayatlarında eksik olan mutluluk ve merak hissini yeniden keşfetmelerine yardımcı olacaktır… 

Share

Hits: 12

İLGİNÇ BİR ÇALIŞMA: BLACK MIRROR BANDERSNATCH…

2011 yılından bu yana devam eden Netflix dizisi Black Mirror‘dan ilginç bir bölüm geliyor… “Bandersnatch” isimli bölümde ilk kez denenecek olan bir teknikle, izleyici olay örgüsüne müdahale edebilecek… Örneğin, filmin bir yerinde kahramanlardan birinin öldürülmesine izin verecek ya da vermeyecek ve filmin bundan sonrasında iki farklı senaryoda olaylar devam edecek… 

Black Mirror: Bandersnatch, 28 Aralık 2018 günü izleyici karşısına çıkacak… 1980’li yıllarda geçen Bandersnatch, çocukluğunda hediye edilen bir romandan esinlenerek bilgisayar oyunu yazan Stefan adlı genç programcıyı konu alıyor… Filmin yayınlanan ilk fragmanında Stefan’ı gördüğü tuhaf rüyaları anlatırken görüyoruz… 312 dakika uzunluğundaki film, Black Mirror’ın ilk filmi olacak… Dizinin beşinci sezonunun gösterim tarihi ise henüz açıklanmadı… İşte Black Mirror: Bandersnatch’ın ilk fragmanı…

Share

Hits: 66

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (20)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

15. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

16. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

17. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

18. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

19. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Özellikle bu yaşta çocukların ilk düşündükleri şey kendi güvenliklerinin kaybolacağı endişesidir. Çocuk bu haberi aldığında, ilk olarak bana şimdi kim bakacak, nerede kalacağım vs. diye düşünür. Anne babayı artık aynı evde görüp görmeyeceği bile ikinci plandadır. Onun için çocuğa güven vermelisiniz. Boşanmanızın nedenlerini bütün detaylarıyla sakın anlatmayın, bunlar akılda kalıcı şeylerdir ve o günlerdeki ruh durumunuzla sonradan pişman olacağınız şeyler söyleyebilirsiniz. Asla eşinizi kötülemeyin, kötü biri olduğunu söylemeyin, sadece böyle olmasının uygun olacağını çünkü artık evliliği yürütmeye yetecek kadar arkadaş kalamayacağınızı söyleyin. Her zaman onun yanında olacağınız konusunda ona öyle güven vermelisiniz, bunu öyle vurgulamalısınız ki, çocuğun aklında kalan en önemli konu bu olmalı.

Gelelim, ana babanın çocuğa boşanma sonrasındaki davranışlarına. Bu süreç de en az boşanma süreci kadar önemlidir. Hatta doğal olarak daha uzun süreceği için daha önemlidir. Baştan söyleyeyim ki, çocuğun ihtiyaçları zamanla azalacağından, bu önemli zaman aralığı, giderek azalan zorluk derecelerinde en çok 8-10 yıl kadar sürecektir. Şimdi diyeceksiniz ki, bunlar hepsi iyi güzel de, söylendiği kadar kolay mı yahu? Yok, değil tabii ki. Ama inanın yıllar geçip gidiyor ve her şey geride kalıyor. Bir kez, şöyle düşünmek doğru olur: İnsanlar boşu boşuna boşanmaz, bunun nedenlerini aklınızda tutun. İkincisi çocuğun bir değil iki evi olması da hoş bir şey olabilir kendisi için. Sonuçta anne ve baba hala hayattadır ve onunla ilgilenmektedir. Ancak burada belirtmeliyim ki, bu ilgiyi fazla abartmamak gerekir. Genellikle yapılan hatalar arasında en büyüğü çocuğa yoksunluk hissini tattırmamak için normal dışı bir ilgi göstermektir. Bundan kastım, boşanma sonrası süreçte çocuğun istediği her şeyi yapmak, her istediği oyuncağı hatta fazlasını almak, almak, almak, almaktır. Çocuklar, önceleri sizi cezalandırmak için, sonradan da bu durumdan fayda sağladıklarını gördükleri için eziyete devam edebilir. Buna izin vermeyin.

Kitabın en sıkıcı bölümünde olduğumun farkındayım ve ben de siz okuyucular gibi sıkıntılar içerisindeyim bunları yazarken. Boşanmaktan vazgeçin bile diyebilirim şu anda. Aslında bunda bir gerçeklik payı da yok değil. Pek çok beraberlik bir diğerinden çok da farklı değil dostlar. Çünkü büyük ihtimalle bir başkası için boşanıyorsunuz, yani birbirimizi kandırmayalım, zaten hazır olan bir başka adam ya da kadın için (bunu genellikle erkekler yapar, kadınlarsa hayatlarına yeni bir erkek girmeyeceğine yemin ederler, sonra unuturlar). Ya da hadi sizleri pek üzmeyeyim, en azından boşandıktan sonra bir başkasıyla yeni bir hayat kurmayı düşünüyorsunuz. Söylemeliyim ki size (karakterinize, dünya görüşünüze vs.) ve koşullarınıza (çocuğunuza, anne babanıza, işinize vs.) uygun ve anlayışlı birine rastlama şansınız oldukça düşük. Böyle bir insanla karşılaşma şansınız yok demiyorum tabii ama bir bakacaksınız ki bir önceki evliliğinizde yaşadığınız sorunların benzerlerini, hatta daha beterlerini yeniden yaşamaya başlamışsınız. Yine de denemeye değer dostlarım, sözlerim sizi yanıltmasın. Dünyada sizi sadece siz olduğunuz için sevebilecek, sizi daha önceki evliliğinizden yanınızda getirdiğiniz çocuğunuzla sevecek, annenizi, babanızı, kardeşlerinizi sevebilecek, kısacası mutluluğun asla yalnız gelmediğini bilen birisini bulma şansınız her zaman vardır. Hayatın güzelliği de burada saklıdır. Ben derim ki, devam etme şansınız varken yaşamayı sürdürün, ölünce bu şans çok zayıflayacak.

İyi bir boşanmanın nasıl başarılacağını anlatırken bu konuya tekrar neden geldiğimi tam olarak bilemiyorum ama galiba kafayı çalıştırıp şöyle bir ilgi kurabilirim: Boşanmış olmanızı dert etmeyecek, çocuğunuzu benimseyecek, sizi hayaller peşinde koşarken değil de reel koşullar altında seven, bunların sizi yaratan koşullar olduğunun farkında olacak bir hayat yoldaşı ile boşanma sonrası süreci daha iyi yönetebilirsiniz. Boşanma ve çocuk demişken şunu da söylemeliyim, evlilik birliği çocuğun umurunda değildir, onların umursadığı şey anne babalarının kendilerini sevmeye, korumaya, değer vermeye, hayatlarını güzelleştirmek için çaba göstermeye devam edecek olmalarıdır. Boşanma sürecinde ve sonrasında kendi derdinize düşüp de bu duyguları ve değerleri çocuğa vermeyi unutmayın. Anne ya da babasını kaybetmiş bir çocuktan daha fazla şansı olacağını ona hissettirin, bu koşullarda dahi büyüyüp hayata hazır bireyler halinde gelişen çocuklar olduğunu da her zaman aklınızın bir köşesinde bulundurun.

En başta bir yerlerde söylemiştim galiba, tekrar edeyim. İnsan gibi boşanmayı başarmak mümkündür ve bu, işin içine dâhil olan unsurlar düşünüldüğünde, insan gibi evlenmekten daha kolay bile olabilir. Boşanmanın yaratabileceği sorunlar hem maddi hem de manevi boyutları itibarıyla, evlenmenin yaratabileceği sorunlardan daha çok değildir. Belirli koşullar altında bir zamanlar birlikte olmayı seçen insanların, zaman içerisinde değişebilmesi muhtemel onlarca koşul altında artık birlikte olmamayı seçmesinden daha doğal bir şey olabilir mi, bilemiyorum? Yani sözün kısası, çünkü sıkılmaya başladım artık, sizi mutsuz eden bir hayatı çekeceğinize boşanacaksanız boşanın, boşanmayacaksanız da öyle yaşamaya devam edin. Sonuçta herkes kaçınılmaz şekilde şöyle ya da böyle yaşayıp ölüyor, onların arasında fark edilmezsiniz bile. Boşanmakla hata yaptığınızı düşünürseniz sonradan, hayatta hata yapan tek kişi siz değilsiniz ve herhangi birimizin herhangi bir konuda hata yapmama şansı sadece yüzde ellidir. Of, galiba bitti,  hadi bana eyvallah…

(The End)…

Share

Hits: 53

ROMA FİLMİNDEN VOGUE DERGİSİ KAPAĞINA…

Ünlü Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron‘un son filmi Roma‘dan bir yıldız doğdu… Meksikalı sıradan bir vatandaş olan Yalitza Aparicio, filmdeki hizmetçi/dadı rolünde başarılı bir performans sergileyince Vogue Dergisi’nin bu ayki sayısında kapak fotoğrafına değer görüldü… Aparicio, filmin çekildiği şehirdeki oyuncu seçmelerine biraz da meraktan katılmış ama seçmeler sonunda başrole uygun görülmüştü… Aparicio’nun hikayesi BBC’nin haberlerine de konu oldu… Söz konusu haberi aşağıda okuyabilirsiniz…

“Yalitza Aparicio, üç yıl önce bir sabah, kız kardeşini, köylerinde duyurusu yapılan bir oyuncu seçmesine götürmek için hazırlandı. Ama tıpkı köyün kalanı gibi o da şüpheciydi. Oaxacan bölgesine bağlı Tlaxiaco isimli köye gelen bir grup yabancı potansiyel aktrisler için arayışta olduklarını söylüyorlardı ama projenin ne olduğunu kimse bilmiyordu. Filmin ne olduğu ya da yönetmen konusunda da bilgi yoktu. Gizem bu denli fazla olunca dedikodular başladı. Köydeki birçokları bu seçmenin bir düzmece olduğunu, amacın kadın ticareti olduğunu düşünüyordu.

Ancak tüm bu atmosfere karşın, Aparicio, kızkardeşi Edith’i seçmelerin yapılacağı yere getirdi ancak oraya vardıklarında, oyunculuğa her zaman meraklı olan kardeşi vazgeçmek zorunda kalmış ve Yalitza’dan seçmelere girmesini istemişti. 9 aylık hamile olan Edith seçmeye katılamasa da en azından içeride ne olduğunu bilmek istiyordu. Yalitza seçmelere girdi ve kısa bir süre sonra da hayatını değiştiren cevap geldi: Başrol onundu…

Yönetmen Cuarón, Yalitza’yi gördüğü anda gerçek hayatta kendi dadısı olan “Libo”dan (Liboria Rodríguez) ilhamla kaleme aldığı bu senaryodaki karakterini onun oynayacağını bildiğini söyledi. Yalitza’ya göre ise bu istediği ya da beklediği bir şey değildi, sadece böyle olmuştu. Aktris, Meksika’da büyük bir sansasyon yaratışmış durumda. Fotoğrafları Vanity Fair, Vogue gibi önemli dergilerin kapaklarında yer alıyor. Birçok kişi, onun ortaya koyduğu bu imaj sayesinde, Meksika’daki değişik deri renklerini, yüz biçimlerini temsil eden “çeşitliliğin” sonunda görünür olmasının başarıldığını düşünüyor. Hatta, güzelliğin yalnızca bir biçimini görmeyi tercih eden yayın organlarının da değişmesinde tarihi bir kilometre taşı olduğu yorumu yapılıyor. Peki ama ünü oynadığı filmi aşan ve Meksika toplumunda başka dinamikleri devreye sokan bu genç kadın kim?

Roma isimli filmde Aparicio, orta sınıf bir Meksika ailesinin hizmetçisi Cleo’nun hikayesine hayat veriyor. 1993 yılı doğumlu aktris, karakterle olan bağı sorulduğunda da, tıpkı “Cleo” gibi dadılık yapan annesini anlatıyor. Annesinin bu bakıcılık işi ile kendisine ve kardeşlerine baktığını söylüyor. Fakir bir toplulukta büyüyen 25 yaşındaki aktris, her ne kadar öğretmenlik okulu mezunu olsa da, seçmeyi kazandığı sırada işsizdi ve kardeşine yardım ederek para kazanıyordu. Verdiği birçok röportajda, çocukluğundan beri içine kapanık olduğunu, fotoğraf çektirmeyi veya topluluk içinde konuşmayı sevmediğini anlattı. Yalitza, oyunculuğu da hiç aklından geçirmemişti: “Doğrusu sinema sanatının hayranı da değildim, Alfonso Cuarón’un kim olduğunu da bilmiyordum”. Ama o tüm fiziksel özellikleri ile ünlü yönetmen Cuarón’un tam aradığı kişiydi.

İngiliz The Guardian gazetesi filmi yılın filmi olarak konumlandırdı. Aparicio’nun filmdeki performansını “yılın en iyisi seçen” Time dergisi ortaya koyduğu oyunculuğu şu cümlelerle özetliyor: “Tüm hayatınız boyunca oyunculuk çalışmış ve hala iyi olmadığını düşünen biri olabilirsiniz. Ya da böyle hiçbir zaman bu hayatı düşlememiş biri olur ve kimsenin kamera önüne daha önce hiç ayak basmadığınıza inanamayacağı usta bir performans ortaya koyarsınız.” Yalitza’nın yarattığı sansasyon Meksika sınırlarını çoktan aşmış durumda. Ama Güney Amerika ülkesi içinde, moda dergilerine kapak olarak başlattığı tartışma sürüyor.

Vogue’a verdiği röportajda da bu tartışmaya şöyle bakıyor: “Sadece bazılarının filmlerde oynayabileceği ve dergi kapaklarına çıkabileceği yönündeki düşünce kalıbı kırılması ve Meksika’daki diğer yüzlerin de tanınmaya başlaması, beni çok mutlu ediyor, köklerimle gurur duymamı sağlıyor. “Derim, sonuna kadar tüm renkleri ile Meksikalı, ve yine sonuna kadar insan…”

Share

Hits: 45

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (19)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

15. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

16. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

17. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

18. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Her şeyden önce bilinmelidir ki, insanca boşanma akıllı ve cesur insanların işidir. Ahmaklar, dumura uğramış olanlar, tembeller ve pısırıklar bu işi beceremez. Kalkışsalar da gazetelerin üçüncü sayfasına haber olmak için namzettirler. Onun için, kendimi kast ederek söylemiyorum, boşanabilen insanlara takdirle bakın. Onlar, daha iyi bir hayat özlemiyle bu kararı almış ve sonuna erdirmişlerdir. Ha, bu özledikleri hayatı bulabilirler mi, o kadere kalmıştır, ama eylemin şanı şerefi yine de sahibine aittir. Şunu da söyleyip esas konumuz olan çocukların boşanmanın sonuçlarından nasıl en iyi şekilde çıkarılacağından bahsetmeye geçeyim. O da şu: Ben boşanmaya karar verdiğimde ve yola girdiğimde, pek çok arkadaşımın bana şunu dediğini hatırlıyorum: “Biz de aynı koşullar altında yaşıyoruz ama boşanmıyoruz işte görüyorsun”. Onlara acımaktan başka bir şey gelmedi elimden. Bu insanlar, birbirlerini sevgi üzerinden, yüce (!) evlilik kurumu üzerinden, çocuklar üzerinden, para pul, mal mülk üzerinden, daha pek çok şey üzerinden aldatmıyorlar mı, sizce de? Benim gibi düşünüyorsanız kardeşlerim, varmış gibi olan her şeyle olan savaşımız kutlu olsun…

Şimdi gelelim ana konumuza. Bir sigara daha yakıp başlayım da, nereden başlayım? Boşanma, kendisinin ortaya çıkışında en önemli etmen olan evlilik gibi değildir, bir kez bizatihi olumsuz bir kavramdır. Adını değiştirseler iyi olurdu, örneğin “rahatlama, boşalma” filan olsaydı, böyle davranılmazdı boşanmaya. Konumuz ciddi bir konuydu değil mi, yine coştum galiba. Yaşasın her şeyi ciddiye alma ve olumsuz şeyleri dünyanın sonu sanma sapkınlığımız…

Evet, boşanmanın sonuçları açısından işin içinde olan, uzak ya da yakın kenarında duran herkesi etkiyeceği malum. Bu etkileri en aza indirmenin tek değil birden çok çaresi var dostlarım, sayayım başlamışken: 1) sakin olmak, 2) iyi ve doğru düşünmekten vazgeçmemek, 3) kimseleri işin içine karıştırmamak, 4) ve en önemlisi çözümü zamana bırakmak. Diğerlerini bilmem ama bu sonuncusu kesin bir ilaçtır. Herkes zaman içinde bir başka yaşam için bir yol bulur, siz yanlarında olun ya da olmayın. Çocuk konusuna gelince, işin içine çocuk girince çabanız kesin olarak daha da artar ve artmalıdır da. Öncelikle belirtmeliyim ki, bugün boşanmayı düşünenleriniz olsa bile bunun için çocuğun 10-11 yaşlarına gelmesini beklemelisiniz. Bu yaşlar, çocuğun küçük bir çocuk olmaktan çıktığı, öte yandan ergenliğe henüz girmediği yaşlardır. Hem siz de arafta yaşamanın tadını çıkartırsınız bu arada.

Peki, bunlar da tamam, şimdi geldik boşanma arifesine. Öncelikle asla çocuğun önünde duygusal patlamalar yaşamayın ve kavga etmeyin, tabii bunu her iki tarafa da söylüyorum. Varsa bir durum, dışarıda ya da çocuğun olmadığı zamanlarda halledin. Eşlerden birinin boşanmaya isteksiz olması her zaman rastlanan bir durumdur. Her iki tarafın da arzusu dışında olduğunda bu tür şeyler yaşanır. Ama çocuğu bu konuya ne dâhil edin ne de alet.

(devam edecek)…

Share

Hits: 24

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (18)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

15. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

16. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

17. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Ve bölüm biter… Hayır, aklıma iki şey daha geldi son saniyede. Bunları söylemezsem çocuğunuz tam olarak eğitilmemiş olur, maazallah. Evet, iki şey daha var ki bunları bizler de bu muhteşem seviyelere geldiğimiz yetişkinlik hayatımızda kendimize uygulamalıyız, tabii henüz öğrenmediysek. Birincisi, çocuğunuza kavga etmek yerine, uzlaşmanın ne olduğunu öğretin. “Kavga etmek yerine” dedim dikkat edilirse, kavga etmeyi öğretmeyin demedim. Çocuğunuza kavga etmeyi de öğretin ama insan gibi kavga etmeyi öğretin, bunun yöntemi de sonda söylenecek sözün başta söylenmemesidir. Kırıcı olmadan kavga etmek gerekir ki tartışmanın sonunda uzlaşma yollarını en baştan kapatmayalım, değil mi ama? Burada kavgayı, tartışma yerine kullanıyorum, çünkü başka bir işe yarar “kavga türü” bilmiyorum. Herkesin tartışmayı öğrenmeye ve pratik etmeye hakkı vardır ve hatta çoğu zaman buna da mecbur kalır. Çözümün içinde insanca tartışmak vardır ve olacaktır. İnsan gibi tartışmaya/tartışmamaya örnek vereyim hadi: Eşler tartışır, biri diğerine öbürünün haksız bulduğu sözler söyler ve bir de şunu: “Sen zaten hep böylesin”. Bu, insanca olmayan tartışmanın en önemli örneklerinden biridir. Biz, mektepli olmayan ahkâmcılar buna “toptancı davranış” deriz, profesyoneller ne der bilmem. Bu cümledeki öz, “hep” kelimesidir. Konuyu bağlamından koparır, geçmişe, muhatabın çocukluğuna kadar götürür. İstemeden ve bilmeden yapılan en büyük kötülüklerden biridir ve bir insanlık suçudur. Hadi çok da ileri gitmeyim, kötü bir şeydir bu. Bir insanla tartışırken, bağlamdan, yani tartışmanın özünden ve konusundan kopulmamalıdır, iş sulandırılmamalıdır. Pek çok tartışma bu yüzden, sadece bu laf yüzünden bir yere varamadan kötü bitmiştir. Uzlaşma ise, tartışmanın sonunda ulaşılmak istenen amaçtır. Uzlaşma illaki taraflardan birinin tartışmanın sonunda suçunu kabul etmesi değildir. İki insanın tartışmanın sonunda birbirlerine uygun olamadıklarını anlamaları da, nihayetinde bir uzlaşmadır. Ama birbirlerini kırmadan, dökmeden. Çocuğa öğretilebilecek en zor şeyi sona bırakmış olmama da şaşırmadım desem yalan olur. Aslında bunu öğretmeseniz de olabilir, çünkü uzlaşma için, ileride karşısına çıkacak kişinin de bu kültürü özümsemiş olması gerekecektir ki, bu da çok rastlanan bir olay değildir. Ama yine de öğretin ya, belki bir gün işine yarar. En azından, uzlaşmacı davranışı özümserse, ileride iş hayatında kullanılır. Uzlaşma, kullanışlı bir araçtır, en azından “ben elimden geleni yaptım” diyebilir insan.

Bu birincisi tam oldu mu bilmiyorum ama artık ikinci konuya geçiyorum: çocuğunuza, insan yaşamında her şeyin bir gün gelip iyi ya da kötü sonuçlanacağını, her şeyin mümkün olduğunu, tabiat güçlerinin her şeyi iyi ya da kötü bir çözüme kavuşturacağını, her şeyin bir çözümü olduğunu söyleyin. Bu da kolay bir iş değil, ama inanın işe yarıyor. Tabii, söylemeye gerek yok, bu kadar karmaşık ifade etmeyin, sadece “hayatta her şeyin bir çözümü vardır” deyin yeter. Çok kolay bir örnek vereyim. Örneğin; çocuğunuz bir oyuncağı kırıldığı için üzülüp ağlıyorsa, ona bunun bir çözümü olabileceğini, birlikte çözüm arayıp bulabileceğinizi söyleyin ona, ağlaması hemen kesilecektir. Bir süre daha kesilmezse, ona ağlamasını kesmezse çözümün kendisine bir beş parmak kadar yakın olduğunu söyleyin. Şaka tabii bunu yapmayın. Bu örneğimizde çözüm; kırılan oyuncağı öncelikle onarmak, onarılamıyorsa ve çok önemliyse (!) bir başka oyuncağı onun yerine kullanmak ya da yenisini almak olabilir. Bu, son çözümü ona baştan söylemeyin tabii, her şeyi mahvedersiniz. Neyse bu kötü örnekten sonra, daha iyi bir örnek vereyim. Çocuğunuz bir sınavdan düşük bir not aldıysa, bunun çözümünün daha çok çalışması, konuyu anlaması gerektiği açıktır ki, bunun için sizin de işin içine daha çok dâhil olmanız gerekebilir. Onunla birlikte çalışın, konuyu öğrenmeye, anlamaya gayret edin, gerekirse birlikte öğrenin. Öğrenciliğinize dönün. Bundan sonrasında bir başka örnek daha vermeyim de bir şeyi kestirmeden söyleyeyim. Çocuğunuza hayatta her zaman alternatiflerin olduğunu öğretin. Bunu yapmak uzun zaman alacaktır, farkındayım. Üzerinde çalışmak gerekir, çünkü uzun bir yaşamdan bahsediyoruz burada. Çocuk büyüyüp genç bir birey olduğunda, yaşamı hakkında alternatifler bulabilme yetisine sahip olmadır. Başka bir eş, başka bir iş, başka bir yaşam tarzı, becerisi olan bir başka hobi alanı gibi, sorunlara başka başka çözüm yolları olduğunu bilmelidir. Kendisini kapana kısılmış hissetmemesi için gereklidir bu. Her konuda bir “çıkış/kaçış” deliği olmalıdır, o anda bunu göremiyorsa henüz yeterince denememiş ya da çözümün zamanı gelmemiş olduğundandır. Bu kendisine, sabretmeyi ve tevekkülle beklemeyi de öğretecektir. Tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir, aksine elinden geleni yapıp, gerisini bilinmeyen evrensel güçlere bırakmaktır. Sonuçta, şu ne olduğunu bilmediğimiz evrenin küçücük bir dünyası üzerinde gezinen, güçleri sınırlı olan yaratıklarız değil mi?  

Neyse konuyu dağıttık yine… Bu çözüm arama konusundaki temel nokta, söylediklerinizde samimi olmanız, her şeyin bir çözümü olduğunu öyle laf olsun diye söylememenizdir. Çocuğunuz alternatif aramanın ve gayretin işe yaradığını, sorunun çözüldüğünü en sonunda görmesi gerekir. Unutmayın çocuklar çoğu zaman düşünerek değil, görerek öğrenir. Bizler bile hala görerek, deneyerek öğrenmiyor muyuz?

Evet, bu yorucu bölümü bitirdim sanırım, söylemediğim şey kalmadı, ama itiraf etmeliyim ki ben de bittim… Yine de zevk aldım diyebilirim. Sabrınıza teşekkür ederim. Bundan sonraki bölüm biraz daha zorlu, onun için takdir edersiniz ki biraz nefes alıp, dinlenmeliyim.

BOŞANMA NASIL İYİ BECERİLİR?

Öncelikle belirtmeliyim ki insan gibi boşanma, akıllı adamların ve kadınların işidir. Bu adam şimdi de bu konuda neler uyduracak diye düşünüyorsanız, bundan vaz geçin, çünkü karşınızda boşanmayı, hem de çocuklu boşanmayı iliklerine kadar yaşamış bir kardeşiniz var. Yani, bendeniz Nasrettin Hoca’nın hikâyesinde olduğu gibi damdan düşen adamım.

Sonra söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, boşanma kendi başına tatsız bir konudur. Evlenirken kimse “neden” diye sormaz ama bir boşanmaya kalkın, cümle âlem, tanıdık tanımadık bu soruyu sormak için sıraya girer. Bu soruya en güzel cevap “size ne”dir. Ayrıca, bu soruyu sormaktaki gizli amacı sezmeniz de an meselesidir. Sorguculardan pek çoğunun amacı, kendi isteyip de yapamadığı bu işi sizin nasıl yapabildiğinizi gizli gizli sorup öğrenmektir, ne işlerine yarayacaksa. Çünkü her boşanma kendi başına bir vak’adır, karşılaştırılamaz. Çocuk varsa başkadır, yoksa başka; ortada bölüşülecek menkul gayrimenkul varsa başkadır, yoksa başka; boşanmayı kadın istediyse başkadır, erkek istediyse başka; etrafta çok insan varsa (akrabalar, arkadaşlar) başkadır, yoksa başka.

(devam edecek)…

Share

Hits: 19

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (17)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

14. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

15. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

16. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Sevgili okuyucu, bir sürü lafügüzaf arasında en önemli konulardan birini de atlamayayım. Kendi yaşamlarımızda, farkına varmadan dibe vurduğumuz bir konu var ki bunu söyleyince herkes gibi siz de “aa, ben öyle değilim” diyeceksiniz ve yanılacaksınız. O da, karşımızdakini dinler gibi görünüp dinlememe hastalığımız. Genlerle taşınan bu hastalık, bulaşıcı değildir ama genlerimizde olduğu için hemen herkesi etkilemiştir. “Benim ebeveynlerim beni can kulağıyla dinlerdi” diyen kaç kişi çıkar aramızda? Bırakın dinlenmeyi, ne konuşuluyordu ki evlerimizde? Neyse, çocukluk anılarımıza çok fazla geri dönmeden sadede geleyim: Çocuklarınızı dinleyin… Yani, onları gerçekten dinleyin. Söyledikleri çocukça (ki başka türlü ifade edemedikleri için öyle söylemişlerdir) şeyler içinde o kadar derin şeyler bulabilirsiniz ki şaşarsınız. “Hangimiz kendimizi tam olarak ifade edebiliyoruz ki çocuktan ne bekleyebiliriz” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, bu bir bakıma doğru çünkü bizler kendi duygularımızı ve düşüncelerimizi o kadar çok baskı ve kontrol altında tutuyoruz ki, çoğu zaman tam tersini söyleyecekken başka bir şey söyleyiveriyoruz. Huzur kaçmasın diye eşimize; onu sevdiğimizi, özlediğimizi, hiç aldatmadığımızı (bu ne demekse, oysa herkes birbirini aldatıyor, üstelik sadece cinsel anlamda değil, örneğin; kıskanç biri değilim diyerek, kimseye kötülük yapmam diyerek, çocukları severim diyerek vs.) söylüyoruz ve bunların çoğu sabun köpüğü gibi havaya karışıp gidiyor. Hangimiz (ki şanslı olanlarımızı bunun dışında tutuyorum) o’nu gördüğünde çok mutlu oluyor, her seferinde o’na ilk kez sarılıyormuş gibi sarılıyor, hangimiz? Belki bu açıdan, bir şekilde devam eden çoktan bitmiş evlilikler bile daha huzur dolu ve aldatmasız olabilir. En azından yalan söylemek zorunda kalmaz insan… Neyse, nereden nereye geldik. Çocuklarınızı dinleyin, evet buradaydık. Onları dinleyin çünkü vereceğiniz cevaplar onlar için umduğunuzdan daha değerlidir. Çünkü onlara baştan savma cevaplar verdiğinizde bunu anlarlar ve siz, evet çocuğunuzu eğitmek için can atan sizler, büyük bir fırsatı o anda kaçırmış olursunuz. Yani işin özü, onların ne dediğini anlamak için değil, tam tersine söylediklerine doğru ve hepsi kayıt altına alınan güzel cevaplar ve tavırlarla karşılık verebilmek için onları can kulağıyla dinleyin. Unutmayın, cevap sadece sözlerle değil, tavırlarla da verilir. Hatta belki daha da çok tavırlarla, davranışlarla verilir. Bu konuda son olarak, onlarla konuşurken gözlerinizle takip edin, gözler sözlerden çok şey söyleyebilir. 

Bu bölümün sonuna geldim sanırım. Yine söylemeliyim ki bütün bunlar bazı okuyuculara yararsız, yanlış ve gereksiz gelebilir. Hatta bunları yaparak bir yarar elde etmeyenleriniz de olacaktır. Bunun dört nedeni olabilir: 1) Bu söylediklerimi zamansız ve yanlış uygulamışsınızdır, 2) Yeterince sebat etmemişsinizdir, 3) Çocuğa bu temel davranışları vermekte artık çok geç kalmışsınızdır 4) Yukarıdakilerin hepsi.

Söylediklerimi hafife almayın, yoksa çocuğunuz bunu anlar…

BİRAZ DAHA ÇOCUK EĞİTİM

“Hepsi bu kadar mı?” diyenleriniz ve hala okumaya devam edenleriniz için özel (bir bonus) olarak hazırlanan bu bölümümüzde, çocuk eğitiminde son olarak keşfedilen bazı karanlık alanları aydınlatacağım. “Bakalım daha nelere değinecek, bu adam da sıktı artık” demeyin diye söylüyorum, bu kısım daha da ilginç.

Uzatmayım, çünkü ben de sıkılmaya başladım sanki. Neyse, çocuklarımızı yetiştirirken önemli bir husus da onlara sihirli kelimeleri öğretmemek, daha doğrusu bu konuda sebat göstermemek. “Nasıl” diyeceksiniz? Öyle ki, çocuğunuz sihirli kelimeler olan “lütfen” ve “teşekkür ederim”i sanki isimleri gibi öğrenmelidir. Bu “sihirli kelimeler” benim uydurmam değil elbette; Robert Kolej’de okurken (şaka tabii, düz lisede bunları öğretmiyorlar, kim bilir ben de nerede duydum ilk kez), yani batı kültüründe “magic words” denilen “please” ve “thank you”, hatta “yes, thank you”, “no, thank you” ayrımındaki ifadeleri kullanmayı öğretmeden bir çocuğu akıllı uslu yetiştirdim diyemez kimse. Bunlar, yılanı deliğinden çıkartan sözlerdir, kişinin duygulanım ve kendine söylenene ya da yapılana karşı şükran durumunu gösterirler. Bunlarsız “insan” olunmaz. Bir başka sorun da özür dileme meselesinde gizlenmektedir. Bir kez, her insan hata yapar, yapmalıdır. Hata yapmaktan korkan insan “yaşadım” diyemez. Özür dilemek ise, özrün ötesinde bir şeydir, ama doğru kullanılırsa. Şöyle ki, örneğin çocuğunuz istemediğiniz bir şey yaptı ve siz de yüce analık babalık hakkınızı kullanarak onu cezalandırdınız. Ve, sonrasında çocuğunuz gelip size “özür dilerim” dedi. Buraya kadar her şey mükemmele yakın, yani en azından çocuğa özür dilemeyi öğretmişim yahu diye düşünebilirsiniz. Ama söylemeliyim ki, bir adım daha var bunun ötesinde, yani çözümünüz şimdilik mükemmel değil. Merak etmeyin, mükemmel çözümü de siz bulun demeyeceğim, doğrudan söyleyeceğim. Çocuğun özür dilemeyi öğrenmesi çok güzel olmakla birlikte, bir adım ötesi neden özür dilediğini açıkça bilmesi, idrak etmesidir. Yoksa, bu havada kalan bir özür olur ki, tüketim çağında çabuk tüketilen bir metaya dönüşüverir. Çocuk, bir şey yapar, özür diler, tekrar yapar, yine özür diler ve bu böylece sürüp gider. Eğitim bunun neresinde? O yüzden, çocuğunuz özür dilediğinde bunun nedenini de söylemesini isteyin kendisinden, söylemeden bırakmayın. Örneğin; “seni kırdığım için; o sözü söylediğim için; yatağımı, oyuncaklarımı vs. toplamadığım için,; şımarıkça davrandığım için özür dilerim” gibi. Ancak o zaman bu özür dileme işi, öğrenilmiş bir davranış olmaya başlar. Yine de siz bilirsiniz. Aslında, burada ekleme yapmalıyım ama bu da çocuk eğitime dâhil mi diye düşünebilirsiniz, o da şu: Çocuğunuzu (kendinizi de tabii) öyle eğitin ki küçük, gündelik özürler (yer isterken, izin isterken vs. edilen özürler) hariç hiç büyük özür dilemesin. Bu da nereden çıktı demeyin, anlamı şu: Öyle insanlar olsunlar ki kimseyi kırmasınlar, büyük kusurlar işlemesinler ve böylece de büyük özürler dilemek zorunda kalmasınlar. Son söz: İnsanca davranışları alışkanlık haline getirmek, bu yüzden de mümkün olduğunca az özür dilemek zorunda kalmak ve her koşulda doğru dürüst (samimi) özür dileyebilmek insanlığın gelebildiği en üst aşamalardan biridir.

(devam edecek)…

Share

Hits: 17