film ve kitap önerileri, film ve kitap yorumları, fragmanlar, yıldızlar, yazarlar

2018 KASIM AYININ EN ÇOK SATAN, EN ÇOK OKUNAN KİTAPLARI…

2018 KASIM AYININ EN ÇOK SATAN, EN ÇOK OKUNAN KİTAPLARI…

Türkiye’de en çok satan, en çok okunan kitapları sizler için derledik… En çok satan, en çok okunan kitaplar sıralamamızda, ülkemizde öne çıkmış iki yayınevi (İMGE ve D&R) ve internet üzerinden satış yapan iki önemli sitenin (İDEFİX ve KİTAPYURDU) satış listelerinin sıralamalarını esas aldık… Mutlaka size uygun kitaplar bulabileceğiniz bu liste, her ay düzenli olarak yenilenmektedir…

2018 KASIM AYININ EN ÇOK SATAN KİTAPLARI

Share

Hits: 44

HAFTANIN FİLMLERİ (07.12.2018)…

Kafalar Karışık Don Kişot’u Öldüren Adam Ölümcül Makineler Şampiyon

 

 

 

 

 

 

SİNEMA SEANSLARINI GÖRMEK VE BİLET ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

GEÇMİŞ HAFTALARIN FİLMLERİ, FRAGMANLARI…

IMDb 250 LİSTESİ (GÜNCEL)…

Share

Hits: 35

YILDIZLARDAN SEÇMELER

uma thurman face
Uma Thurman Megan Fox Johnny Depp Jennifer Lawrence

DİĞER YILDIZLARI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ…

Share

Hits: 12

FİLM HASILATLARI: HANGİ FİLM NE KADAR SEYREDİLDİ?

GÜNCEL FİLM HASILAT RAKAMLARI VE SEYİRCİ SAYILARI…

Türkiye’de vizyona çıkan filmlerin sinema salonlarında kaç kişi tarafından izlendiğini, kaç salonda kaç hafta vizyonda kaldığını ve ne kadar hasılat sağlandığını merak ediyorsanız, bu konuda benzersiz bilgiler sunan bir web sitesini tavsiye ediyoruz. Site, devamlı olarak en son bilgilerle güncelleniyor. BUNUN İÇİN LÜTFEN AŞAĞIDAKİ BUTONU TIKLAYINIZ…

BOXOFFICE TÜRKİYE

BUGÜNE KADAR EN YÜKSEK DÜNYA HASILATINA ULAŞMIŞ FİLMLER… 

Share

Hits: 30

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (10)

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Burada konumuz dağılır gibi oldu, değil mi? Evet, çocuk gerekli midir sorusuna geri dönelim. Evet, çocuk sahibi olmak harika bir şeydir; ve hayır, çocuk gereksiz ve yaşam boyu sürecek bir baş belasıdır. Peki, hangisi doğru? Tahmin edeceğiniz gibi, her ikisi de doğrudur. “Böyle şey olur mu?” demeyelim dostlar, bal gibi olur. İşin sırrı da burada gizlidir. Nasıl derseniz: bunun cevabı sizdedir ve kitabımızın geri kalanı da zaten bunun üzerinedir.

Çocuklarımızı geleceğe bırakacağımız miras olarak görürüz çoğumuz. Evlendikten bir süre sonra, genellikle geride yapılacak pek bir şey kalmayınca karar verilir çoluk çocuğa karışmaya. Kimi zaman, çiftler yakın akrabaların bu konudaki yakın ilgi ve isteğini kıramazlar. Kimi zaman, çocuk sahibi olan arkadaşlarına özenirler. Kimi zaman da tamamen bilinçsizce, mesela alkollü bir gecenin ya da korunmanın ihmal edildiği bir anın sonucu olarak doğar çocuklar. İşte, insanoğlunun dünyaya gelişi böylesine bir bilinç düzeyinin eseridir pek çok zaman. Kendimizi kandırmayalım dostlar, yere göğe sığdırılacak bir şey değildir yani çocuk sahibi olmak. Hemen şimdi, şu anda yapılabilir. İnsanın en doğal, en alt seviyeden içgüdüsünün, yani cinselliğin bir sonucudur. Bunun böyle olduğunun unutulduğu, yani şu ya da bu şekilde cinselliğin ihmal edildiği ya da ne gariptir ki ayıp sayıldığı toplumlarda da genellikle hiçbir zevk alınamadan yapılan bir cinsel aktivitenin sonunda tohumlar birleşir. Bu şekilde doğacak bir çocuktan ne hayır gelir! Yok, konuyu buraya bağlamayacağım, tabii ki bu bir şaka… Önemli olan, dostlar, çocuğun nasıl bir gecenin ya da cinsel faaliyetin ürünü olduğu değil, nasıl büyüyeceğidir, hadi biraz daha kesin konuşayım: Burada “nasıl büyütüleceğidir” demek daha doğru olur.

Evet, çocuğun doğumuna neden olacak aktivite hemen şimdi, şu anda bile yapılabilir, ama daha iyi düşünelim ki bu faaliyetinizin sonuçları ömür boyu sürer. Yani dostlar, çocuk sahibi olacaksanız daha sakin kafayla düşünmenizi ya da hiç düşünmeden dosdoğru işe girişmenizi öneririm… Ve hatta eğer ki her şeye rağmen çocuk sahibi olmayı göze aldınız diyelim sakın ha bir çocukla yetinmeyin. Bunun nedenleri tamamen anlaşılır bir şekilde ilerleyen sayfalarda anlatmaya çalışacağım. Ama, daha neden çocuk yapmamanız gerektiğini sizlerle paylaşmam lazım, değil mi? Hatta, çocuk yapmaya niyetlenen dostlara söylemek istediğim daha önemli bir şey var: Çocuk sahibi olacağınıza bir köpek edinin. Şu anda gelen “yuh artık!” dediğinizi o kadar yakından duyabiliyorum ki… Sakın “yanlış anlamayın” demeyeceğim. İsterseniz yanlış anlayın dostlar, ama ben bu fikri savunacağım. “Neden?” derseniz, cevabım kısa olacak: Köpekler, asla insan çocukları kadar nankör olmazlar, hatta karşılaştırılamaz bile. Köpek besleyenleriniz bilecekler, ayağına yanlışlıkla bassanız bile, bunun yanlışlıkla olduğunu bilecek kadar kadirbilirdir köpekler, sizi yalamaya ve yaptığınız şeyi istemeden yaptığınızı bildiklerini size anlatmaya çalışırlar. İnsan yavrularının ise ayağına basın da görün neler oluyor… Tabii, bu ‘ayağa basma’ olayının sadece bir analoji olduğunu bilmenizi de isterim. Köpeğiniz için harcadığınız her kuruş helaldir, verdiğiniz her bir sevgi parçacığı size en az aynı şekilde geri dönecektir. Bu yetmez mi? İnsan yavrusunu ise 40 yıl sırtınızda taşırsınız, hem gerçek manada hem de benzetme olarak, sonra bir gün gelip “yoruldum” deyin bakalım ne oluyor? Yahu, bırakın bu fikirlere karşı çıkmayı, çocuk sahibi olun, emin olun bir gün yaşarsınız. Bebek yerine köpek sahibi olmanın yaratacağı tek sorun, sevgili köpeğinizin kısa bir ömrü olmasıdır. Yani, tabii sıralı bir ömür çizgisinde, ona doyamadan ellerinizden gidecektir. Ama, inanın bana yaşamının her anında sizi sevecek ve hiçbir çıkar ya da art niyet beslemeden sizi kollayacak ve koruyacaktır. Burada, minnettarlık peşinde olduğumuz düşünülmesin. Ama dostlar, şu gerçeği aklınızdan çıkartmayın: Sizin ömrünüz de sınırlıdır ve hayat verdiğiniz çocuklarınızdan görmeniz muhtemel hak etmediğiniz nankörlük ve şımarıklıklarla geçmesini inanın hiç de istemezsiniz.

Burada durup şu saptamayı yapalım: Söylediklerim ve önermelerim tamamen ‘düzgün’ bir aile ortamı içindir. Sakın ola ki, rayından çıkmış, kendileri zaten bozuk olan kişiliklerini çocuklarına yansıtan ana-babaların kurdukları aileler için değildir. ‘Düzgün’ kavramının içini siz doldurun lütfen, ben uğraşamayacağım. Bunların dışındaki ve çoğunluğu oluşturan ailelerde ise durum çok daha ciddi ve kriminal olmaktadır. Psikopat ya da en azından nevrotik hale gelmiş çocuklar ana-babalarının yaşamlarına bile kast edebilmektedir. Daha bugünlerde, bir gazete haberinde kendisine borç vermediği için babasını bıçakla yaralayan bir çocuk haberi vardı. Peki, bu çocuk kaç yaşındaydı haberiniz var mı: tam 42… Şimdi daha iyi anladınız sanırım. Bir başka haberde de kendisine ağza alınmayacak küfürler ettiğini bildiren bir hanımefendi şöhret babasının basına açıklaması yer aldı gazetelerde.

Sevgili dostlar, “çocuk sahibi olunca bunlara hazır olun, sizin de başınıza gelebilir” demiyorum, “bu ve buna benzer tür şeyler sizin de başınıza gelecektir” diyorum. Çocuğunuz, bir gün gelecek (o gün mutlaka gelecektir), sizi beğenmeyecek, sizin bir baş belası olduğunuzu düşünecek, biraz vicdan sahibi ise size içinden (şansınız varsa, duymazsınız) küfredecek, ama mutlaka edecektir. Biraz daha vicdansızsa, telefonu yüzünüze kapatacak, yüzünüze küfür edecek, lanet okuyacak, sizin ne gereksiz bir ebeveyn olduğunuzu, eğer kendisine gerektiği gibi bakamayacaksanız kendisini (‘yüksek şahsını’ tabii ki) neden dünyaya getirdiğinizi suratınıza haykıracaktır. Bunlara şimdiden cevap bulun derim, tabii ikna edici bir cevap ya da kendinizde bunlara cevap verecek kuvveti bulabilirseniz. Şimdi diyeceksiniz ki, “bunları nereden biliyorsun be adam?”: Hepsini ya kendim bizzat psikolojik olarak yaşadım ya da yakınlarımda şahit oldum veya şurada burada okudum. Yetmez mi?

(devam edecek)…

Share

Hits: 9

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (9)

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Böyle bir şey neden bu kadar önemli derseniz, kadının ve erkeğin cinsellikten bunca uzak yaşamı bir süre sonra onların tüm davranışlarına yansır. Bakımsızdırlar, kendilerine bile ilgisizdirler, alıngandırlar, kaprislidirler, buna karşın kendilerini önemserler, kendileri ile dalga geçmezler ve şaka bile olsa dalga geçilmesini hazmedemezler. Bazı örneklerde de aşırı bakım vardır. Örneğin bazı kadınlar saçları, makyajları, giyim kuşamları ile o kadar bakımlıdır ki karşı cinsin ilgisini çekmek için her şekilde hazırdır. Ne var ki, bu gösteriler sadece bastırılmış cinselliğin göstergesidir. Kadın, evlilik yaşamında bulamadığı cinselliği bu şekilde göstermeye ve bastırmaya çalışmaktadır. Hatta bu kadınlar flört ilişkilerine de eğilimli olurlar; ama iş cinselliğe geldiğinde kendilerini öyle bir savunmaya başlarlar ki, flört ettikleri erkek neye uğradığını şaşırır. Bu kadınlar bir bakıma şanslıdır, çünkü beğenilme şansına kavuşurlar. Erkeklerin durumu hiçbir zaman böyle olmaz. Bir erkek, ne kadar cinsellik yaşarsa o kadar bakımlı olur. Bir erkek ne kadar bakımsızsa doğru dürüst cinsellik yaşamadığı da o kadar barizdir. Bu durumu kadında anlamak mümkün değildir. Yani kısaca özetleyelim: Kadın bakımsızsa kesinlikle aktif bir cinsellik yaşamıyordur (burada ne kadınlara ne de erkeklere haksızlık etmek istemem, özellikle toplumumuzda içinde arzu ve sevgi barındırmayan her pornografik ilişki seks olarak adlandırılmaktadır, bunlara seks diyecek miyiz?), kadın bakımlıysa ya aktif cinsellik yaşıyordur ya da aktif cinsellik yaşamadığı halde başka saiklerle (örneğin; kendini iyi hissetmek ya da diğer kadınları kıskandırmak için) bakımlıdır. Cinsiyetten bağımsız olarak, cinsellik yaşamayan, bunu yaşamlarından çıkartmış olan insanlar, önceleri mart kedileri gibi huzursuzlanır, asabileşir, çevrelerinde genellikle sorun çıkaran insanlar olarak tanınmaya başlar. Bu insanları kötülemiyorum, lanetlemiyorum; herkes, hepimiz, her yetişkin bu süreçten geçmiştir ya da geçecektir. Evlilik dediğimiz şeyin kaderinde bu vardır, mukadderattır. Çoğunluk bu durumda olduğu için bundan utanılmaz, durum giderek normalleşir. Çoğunlukla, çocuk doğduktan en fazla 5, 10, bilemedin 15 yıl sonra yataklar, hatta odalar ayrılır. Sebep de genellikle hep cinsellik dışında bir şeydir. Hadi örnek vereyim; aşırı horlama, sindirim sorunlarından kaynaklanan gaz sorunları, aşırı terleme, kötü koku, yatak küçük gelmeye başladığından rahat uyuyamama gibi, bildim mi?.. Hadi biraz daha ajitasyon yapayım: Özellikle, bizden önceki nesillerin aynı yatakta, aynı yastıkta ömür tüketmek gibi bir alışkanlıkları vardır. Bunun, gece yarısı yatakta yalnız başına ölme tehlikesine karşı önlem almak veya evde çocuklardan kendilerine oda sırası gelmediğinden ya da sırf etraf ne der korkusuyla olduğunu düşünürüm hep. İnsan sadece alışkanlıklarının değil korkularının da toplamıdır sonuçta.

Seks konusuna geri dönersek, tabii ki tavşanlar gibi çiftleşip duralım demiyorum ama bir yetişkinin bakımlı ve sakin bir birey olarak toplum yaşantısına katılması için bir şekilde cinsel bir yaşamı olması gerekir diye düşünüyorum. Cinsel yaşamın illa ki aktif olması da gerekmez, örneğin flört etmek de cinselliğin bir parçasıdır. Bu durumda, yaşam enerjilerini kaybetmemiş yaşlıların da cinsellik yaşadıkları söylenebilir. Bu konuda erkekler daha şanslıdır, çünkü hamile kalma ve “onursuz” (bu ifadeyi lanetleyerek yazıyorum; toplum yaşamının en ağır, en haksız tabiridir; cinsellik yaşayan bir kadın neden onursuzdur?) addedilme ihtimali olmadan ev dışında cinsel yaşama kavuşabilirler. Diğer taraftan, toplumsal yaşamın kuralları pek çok coğrafyada kadınların evlilik dışı cinsellik yaşamasını en basit tanımıyla iyi görmez, kapalı toplumlarda lanetler, daha da kapalı toplumlarda kadını ölüme gönderir. Bu konuda yorumu sizlere bırakıyorum.

Bu konulara değinmemin nedeni, erkekle kadının cinsellik karşısındaki tavırlarını biraz da olsa ortaya koymaktır. Evliliğin ilk yıllarından itibaren erkekle kadın arasındaki ilişkiler, cinsellikten alışkanlığa doğru bir seyir izler. İşte bu süreçte kadının çocuk sahibi olması, bu gidişatı hızlandırır. Bu seyir, erkek ve kadını farklı etkiler. Kadın, bu cinsel yaşam eksikliğini doğal yaşamın akışına uygun bulur ve bu durumu kendi muhteşem mantığı içinde rasyonalize ederken, erkek cinsellikten uzak yaşadığı yılların hesabını yapmaya başlamıştır bile. Doğrusu kadınların çeşitli durumları bir akıl ve mantık odağına oturtma yetenekleri çok gelişmiştir.

Sonuçta ne olur biliyor musunuz: Erkek gider… Erkeğin gidişinin cinsel açıklaması olabileceği gibi, kadının çocuk doğduktan sonraki bakımsızlığının da etkisi yüksektir. Erkeklerin kimi 1 yılda, kimisi 3 yılda, kimisi de 7 yılda gider. Gitmeyenler de gitmeyi düşünmüştür, denemiştir, başarmıştır ya da başaramamıştır, gelecek endişesi vb. nedenlerle geri dönmüştür. Burada, gerçek bir gidişten de söz etmiyoruz ha, yanlış anlaşılmasın. Gitmenin de çeşitleri vardır; tam gitmek, yarı gitmek, gider gibi olmak ve son olarak gitmeyi hayal etmek. Bunları bilelim sayın okuyucu, kimse kimseyi kandırmasın. Neyse ki, pek çoğu gitmez, maazallah “kutsal aile” çökerdi de sonra ne yapardık!

Evet, bir gün gelecek insanoğlu evlilik dışında birlikte yaşamaya yetecek yeni bir modeli topyekûn benimseyecek. Bundan da kuşkum yok! İnsanoğlunun bu dünyadaki doğru düzgün yaşantısının sadece bir kaç bin yıl olduğunu ve bundan 400-500 yıl öncesine kadar evlilik diye bir kurumun hiç de ciddiye alınmadığını düşünürsek, bu modelin bir gün sonunun geleceğini anlayabilirsiniz. Ayrıca, demokrasinin beşiği ve en iyi yaşandığı ülkelerde boşanma oranlarına da bakarsanız -ki daha bugün bile her iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanmaktadır, ne demek istediğimi anlarsınız. Neyse, bu tür yanlış toplumsal modellerin değişmesi zaman alacaktır; yani bu günleri göremeye ne benim ne sizin, ne de çocuklarımızın ve hatta onların çocuklarının bile ömrü yetmeyecektir…

(devam edecek)…

Share

Hits: 12

ŞAMPİYON, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

ŞAMPİYON, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

Yönetmen: Ahmet Katıksız 

Oyuncular: Ekin Koç, Farah Zeynep Abdullah, Fikret Kuşkan 

Tür: Drama, Biyografi

Süre: 2 sa. 9 dak.

Konu: 1990’ların ortalarında,Türkiye’nin siyasal kararsızlık, enflasyon ve umutsuzlukla bunaldığı yıllarda Halis Karataş, Sivas’ın bir köyünden kalkıp İstanbul’a gelen bir adamdır… Halis’in hayali ise iyi bir jokey olmaktır… Genç adamın bu hayalini gerçekleştirme serüveni, Bold Pilot’la tanışmasıyla başlar… Atının ve jokeyinin hedefi, ikisinin de çok sevdiği Begüm Atman’ı yeniden hayata bağlayabilmektir… Umutların neredeyse tükendiği o yıllarda, katıldığı tüm yarışları en sondan gelerek kazanmayı başaran bu at ve jokeyi halk için bir umut timsali olurlar… Çünkü ülkenin insanları da yaşanan belirsizliğin arasında, en geride kalmışlardır… Ama Halis ve atı Bold Pilot’ın gösterdiği üzere, bu yarışı kazanmayacakları anlamına gelmez…

Share

Hits: 7

ÖLÜMCÜL MAKİNELER, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

ÖLÜMCÜL MAKİNELER, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

Yönetmen: Christian Rivers

Oyuncular: Hugo Weaving, Robert Sheehan, Hera Hilmar

Tür: Aksiyon, Macera, Fantazi

Süre: 2 sa. 8 dak.

IMDb Puanı: 7,0

Konu: Ölümcül Makineler, büyük bir yıkımın ardından kurulan yeni düzende hayatta kalmaya çalışan insanların hikayesini konu ediyor… Medeniyeti yok eden büyük felaketin ardından yıllar geçmiştir… Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir… İnsanlar kendilerine yeni bir yaşam biçimi geliştirmiştir… Yeryüzünde hareket eden büyük şehirler, dünyada dolaşarak daha küçük olan kasabaları vahşice yağmalamaktadır… Tom Natsworthy, yürüyen büyük şehirlerden olan Londra’nın alt sınıfındandır… Tehlikeli kaçak Hester Shaw ile karşılaşan Tom Natsworthy artık hayatta kalmak için savaşmak zorundadır… Bu iki farklı insan hayatlarının değişmesine neden olan bir ittifak kurar… Yollarının kesişmesi beklenmedik olan bu ikilinin kurduğu ihtimal dışı ortaklık, dünyanın kaderini değiştirecektir…

Share

Hits: 7

DON KİŞOT’U ÖLDÜREN ADAM, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

DON KİŞOT’U ÖLDÜREN ADAM, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

Yönetmen: Terry Gilliam

Oyuncular: Adam Driveronathan Pryce

Tür: Komedi, Macera, Drama

Süre: 2 sa. 12 dak.

IMDb Puanı: 6,8

Konu: Don Kişot olduğuna ikna olmuş olan yaşlı ve sanrılı bir adam, reklamcılık müdürü Toby’nin, güvenilir refakatçisi Sancho Panza olduğuna inanır… İkili, modern 21. yüzyıl Londra’sı ve büyülü 17. yüzyıl La Mancha’sı arasında zamanda gidip gelişlerle dolu tuhaf bir yolculuğa çıkar… Yavaş yavaş, tıpkı ünlü roman karakteri gibi, Toby de sanrılı dünyaya kapılır ve hayalleri gerçeklerden ayıramaz duruma gelir…

Share

Hits: 8

KAFALAR KARIŞIK, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

KAFALAR KARIŞIK, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

Yönetmen: Yücel Yolcu

Oyuncular: Atakan Özyurt, Bilal Hancı, Fatih Yasin Metin Akpınar, Cihan Ünal, Erkan Can, Güven Kıraç

Tür: Komedi

Süre: 1 sa. 35 dak.

Konu: Kafalar Karışık, evlenebilmek için kız arkadaşının kayıp babasını bulmaya çalışan genç bir adam ve arkadaşlarının hikayesini anlatıyor… Atakan’ın sevgilisi Buse ile mutlu bir birlikteliği vardır… Çift ilişkilerini evlilikle taçlandırmak ister… Zengin bir kadın olan Buse’nin dedesi ise bu evliliğe razı gelmez… Atakan ne yaparsın yapsın Buse’nin dedesini ikna edemez… Böyle olunca geriye tek çare Buse’nin yıllardır kayıp olan öz babasının bulmak kalır… Müstakbel kayınpederini bulmak için macera dolu bir yola koyulan Atakan’a bu serüvende yakın arkadaşları Fatih ve Bilal eşlik eder…

Share

Hits: 9

76.ALTIN KÜRE (GOLDEN GLOBE) ADAYLARI AÇIKLANDI…

Bu yıl 76ncı kez yapılacak olan Altın Küre ödülleri için adaylıklar açıklandı… 2019 yılı Altın Küre ödül töreni 6 Ocak 2019 pazar akşamı gerçekleşecek… 25 kategoride verilecek ödüllerin 14’ü sinema, 11’i dizi alanındaki dağıtılacak…

Ödül töreninin sunuculuğunu, BBC dram serisi Killing Eve’in yıldızı Sandra Oh ve Altın Küre ödüllü komedi dizisi Brooklyn Nine-Nine’ın yıldızı Andy Samberg üstlenecek… Tören Kaliforniya, Beverly Hills’deki Beverly Hilton Otel’de gerçekleşecek…

İşte 76. Altın Küre ödül adayları:

En İyi Film – Dram

  • Black Panther
  • BlacKkKlansman
  • Bohemian Rhapsody
  • If Beale Streat Could Talk
  • A Star Is Born

En İyi Film – Müzikal veya Komedi

  • The Favourite
  • Green Book
  • Mary Poppins Returns
  • Crazy Rich Asians
  • Vice

En İyi Yönetmen

  • Alfonso Cuaron – Roma
  • Bradley Cooper – A Star Is Born
  • Peter Farrelly – Green Book
  • Spike Lee – BlacKkKlansman
  • Adam McKay – Vice

En İyi Senaryo

  • Alfonso Cuaron – Roma
  • Deborah Davis and Tony McNamara – The Favourite
  • Barry Jenkins – If Beale Street Could Talk
  • Adam McKay – Vice
  • Peter Farrelly, Nick Vallelonga, Brian Currie – Green Book

En İyi Film Müziği

  • A Quiet Place
  • Isle of Dogs
  • Black Panther
  • First Man
  • Mary Poppins Returns

En İyi Özgün Şarkı

  • All the Stars – Black Panther
  • Girl in the Movies – Dumplin
  • Requiem For A Private War – A Private War
  • Revelation – Boy Erased
  • Shallow – A Star Is Born

En İyi Animasyon

  • Incredibles 2
  • Isle of Dogs
  • Ralph Breaks the Internet
  • Spider-Man: Into the Spider-Verse
  • Mirai

En İyi Yabancı Film

  • Capernaum
  • Girl
  • Never Look Away
  • Roma
  • Shoplifters

En İyi Erkek Oyuncu – Dram

  • Bradley Cooper – A Star Is Born
  • Willem Dafoe – At Eternity’s Gate
  • Rami Malek – Bohemian Rhapsody
  • John David Washington – BlacKkKlansman
  • Lucas Hedges – Boy Erased

En İyi Kadın Oyuncu – Dram

  • Lady Gaga – A Star Is Born
  • Glenn Close – The Wife
  • Melissa McCarthy – Can You Ever Forgive Me?
  • Nicole Kidman – Destroyer
  • Rosamund Pike – A Private War

En İyi Erkek Oyuncu – Müzikal veya Komedi

  • Christian Bale – Vice
  • Viggo Mortensen – Green Book
  • Robert Redford – The Old Man & the Gun
  • Lin-Manuel Miranda – Mary Poppins Returns
  • Ryan Reynolds – Deadpool 2
  • John C. Reilly – Stan & Ollie

En İyi Kadın Oyuncu – Müzikal veya Komedi

  • Olivia Colman – The Favourite
  • Emily Blunt – Mary Poppins Returns
  • Elsie Fisher – Eighth Grade
  • Constance Wu – Crazy Rich Asians
  • Charlize Theron – Tully

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

  • Mahershala Ali – Green Book
  • Timothee Chalamet – Beautiful Boy
  • Adam Driver – BlacKkKlansman
  • Richard E. Grant – Can You Ever Forgive Me?
  • Sam Rockwell – Vice

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

  • Regina King – If Beale Street Could Talk
  • Amy Adams – Vice
  • Rachel Weisz – The Favourite
  • Emma Stone – The Favourite
  • Claire Foy – First Man 

En İyi Dizi – Dram

  • The Americans
  • Bodyguard
  • Homecoming
  • Killing Eve
  • Pose

En İyi Dizi – Komedi veya Müzikal

  • Barry
  • The Good Place
  • Kidding
  • The Komsinky Method
  • The Marvelous Mrs Maisel

En İyi Erkek Oyuncu – Dram

  • Jason Bateman – Ozark
  • Stephan James – Homecoming
  • Richard Madden – Bodyguard
  • Billy Porter – Pose
  • Matthew Rhys – The Americans

En İyi Kadın Oyuncu – Dram

  • Sandra Oh – Killing Eve
  • Caitriona Balfe – Outlander
  • Elisabeth Moss – The Handmaid’s Tale
  • Julia Roberts – Homecoming
  • Keri Russell – The Americans

En İyi Erkek Oyuncu – Komedi veya Müzikal

  • Sacha Baron Cohen – Who Is America
  • Jim Carrey – Kidding
  • Michael Douglas – The Kominsky Method
  • Donald Glover – Atlanta
  • Bill Hader – Barry

En İyi Kadın Oyuncu – Komedi veya Müzikal

  • Kristen Bell – The Good Place
  • Candice Bergen – Murphy Brown
  • Alison Brie – GLOW
  • Rachel Brosnahan – The Marvelous Mrs. Maisel
  • Debra Messing – Will & Grace

En İyi Mini Dizi veya TV Filmi

  • The Alienist
  • The Assassination of Gianni Versace
  • Escape from Dannemora
  • Sharp Objects
  • A Very English Scandal

En İyi Erkek Oyuncu – Mini Dizi veya TV Filmi

  • Antonio Banderas – Genius
  • Daniel Bruhl – The Alienist
  • Darren Criss – The Assassination of Gianni Versace
  • Benedict Cumberbatch – Patrick Melrose
  • Hugh Grant – A Very English Scandal

En İyi Kadın Oyuncu – Mini Dizi veya TV Filmi

  • Amy Adams – Sharp Objects
  • Patricia Arquette – Escape at Dannemora
  • Connie Britton – Dirty John
  • Laura Dern – That Tale
  • Regina King – 7 Seconds

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu – Mini Dizi veya TV Filmi

  • Alan Arkin, The Kominsky Method
  • Kieran Culkin, Succession
  • Edgar Ramirez, The Assassination of Gianni Versace: American Crime Story
  • Ben Whishaw, A Very English Scandal
  • Henry Winkler, Barry

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu – Mini Dizi veya TV Filmi

  • Alex Borstein – The Marvelous Mrs. Maisel
  • Patricia Clarkson – Sharp Objects
  • Penélope Cruz – The Assassination of Gianni Versace: American Crime Story
  • Thandie Newton – Westworld
  • Yvonne Strahovski – The Handmaid’s Tale
Share

Hits: 7

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (8)

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Burada kestirmeden gidip, kimin sevgiyi hak ettiğini söylememi istersen, bu sırrı asla vermeyeceğimi iyi bil sayın okuyucu, bu kitabın amacının, her ne kadar o sularda gezip dursa da, yaşam koçluğu olamadığını söylemiştim. Ama yine de, her şeye rağmen bu kutsal sırrın küçücük bir parçasını paylaşabilirim: Sana söyleyebileceğim şey şudur: Meraklı, yaşamaya karşı tutkulu, değişime açık ve özgürlüğünü her şeye karşı savunanları, kendini sevdirmek için değil, doğal olarak, çaba göstermeden seni sevenleri sev. Başını derde sokmak istemiyorsan kardeşim, sezgilerine güven, klişelerden, sana bağımlı olanlardan, ergenlikte kalanlardan, doğal olmayan her şeyden kaç. Unutma ki yaşamının gidişatını sevgisi uğruna feda edemeyen Daisy, sevgilisine ve yaşamaya tutkuyla bağlı olup, bu uğurda can veren Gatsby’i zaten hak etmemişti. Ama kimin umurunda, biz yine de sevgi zannettiklerimize bağlı kalalım, açıkta kalmayalım, hayatımızı ucuza getirelim, daha maliyetlisini bir sonraki sefere saklayalım.

Evet, artık çocuk işine geçebiliriz. Çünkü efendim, aşk ve evlilik işlerinde anlatacak bir şey kalmadı, her şeyi anlatıp bitirdim zaten, geriye ne kaldı ki, belki topu topu birkaç bin sayfa daha. Son olarak, ne demişti Tolstoy; “Mutlu evlilikler birbirine benzer, ama her mutsuz evliliğin kendi hikâyesi vardır.” Dolayısıyla, mutlu evlilikleri yazmanın bir anlamı yok; eh, bu durumda mutsuz olanları da tek tek anlatamayacağımıza göre! Hem sonra, mutlu evlilik nedir, nasıl tanımlanır? Bilen var mı? Yok! O halde, geçelim bu mevzuyu arkadaşım. Aslında burada antipatik olmayı göze alarak size söylemek istediğim bir sır var ama sonra kızmak, gücenmek yok, şimdiden anlaşalım. Hem niye kızacaksınız ki, size önemli bir sır vermeye istekli bir arkadaşınız var karşınızda. Uzatmayım, o sır da şu: Bugüne kadar görebildiğim kadarıyla en mükemmel evlilik modeli, eşlerden varlıklı olanın, bir süre sonra (örneğin; tercihan, çocuklar belli bir yaşa geldikten sonra) hayata veda ettiği evlilik modelidir. Boşanmak zorunda kalmadan ve hayatınızı geri kalanında mutlu ve müreffeh yaşamanıza yetecek bir mal varlığıyla yeni hayatlara başlamak için ideal evlilik koşuludur bu. “Bu kadar da insafsızlık olur mu?” diyenlerinize, “yine de bir durup düşünün” derim. Ne de olsa, vaktinden sonra gelen mutluluk, mutluluk değildir…

Neyse en iyisi biz, evlilik konusunda iyi senaryoya sadık kalalım, gerisini de yaratana bırakalım. Çünkü iyi senaryoda bile daha anlatacak çok şey var. Daha “evlenmeyin” kısmını yeni aştık, “evlenirseniz çocuk yapmayın” bölümüne ise yeni geldik, değil mi ama.      

EVLENDİNİZ, BARİ ÇOCUK YAPMAYIN…

Evlenen evlendi, sıra geldi çocuklara… Bu dünyada çocuğun nasıl bir sorumluluk olduğunu bilerek çocuk sahibi olan kaç kişi vardır? Soru ağır, ama cevabı da belli, öyle bir kişi yoktur. Ha, konuya bir de şöyle yaklaşalım hadi. Kadınlar, biraz daha bilincindedir işin, çünkü çocuğun sorumluluğunu daha rahimde bir bebekken hissetmeye başlarlar, ama o da bebek orada gelişmeye başladıktan sonra. Erkek kısmı ise, seyircidir. En anlayışlı erkek bile o gün gelene kadar işin bilincinde değildir. Hatta, kadın hamilelik döneminde bir sürü hormonal değişimden geçip, artık o bildikleri kadın olmadığından, evliliğe bile yabancılaşmıştır çoktan. En çok aldatmalar da bu dönemde ve bebek doğduktan hemen sonraki yıllarda olur. Erkek, bebeği sahiplenir ama kadın artık “bebek ve kadındır”. Erkek, karısının gerekliliklerden kaynaklanan koşullar yüzünden kendisinden uzaklaştığını görür, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Bunu anlamak da kişiden kişiye değişen bir süre alır tabii. Karısı artık sadece eş değildir, hatta daha çok “anne”dir; aynı kendi annesi gibi. Dışarıdaki yaşam bitmiştir ve ev, bebek, anne-babalık tüm yaşamı doldurmuştur. Kadın kıyasıya yorgundur, ama bunlara rağmen mutludur, gözü bebekten başka bir şey görmez, eşi ile bebek arasındaki tercihi her fırsatta hiç düşünmeden bebekten yana kullanır. Bu doğaldır; bütün memeliler dünyasında da böyledir. Bebeğin kazasız belasız, yeterince ve sağlıklı büyümesi için böyle olmak zorundadır. Ama bu süreçte başka bir şey daha olmaktadır: Evliliğin, eşlerin arasındaki ilişkilere ait kısmı yara almaktadır. Cinsellik azalmış ve giderek dibe vurmuştur. Çocuktan sonraki dönemde ayda bir-iki kör-topal birleşme, yılda bire-ikiye bile düşebilir. Ancak, buna kimse aldırmayacaktır. Zaten tensel uyuma sahip çiftlerin yaptığı evlilik sayısı tüm toplum göz önüne alındığında asgari düzeyde olduğu için bu önemsenmeyecek bir ayrıntıdır.

Burada yeri gelmişken bir gözlemimi aktarayım; bu kitabın doğru yere gitmesi için gerekli olduğunu düşündüğüm içindir belki de… Şöyle ki; etrafınızdaki erkek ve kadınlara bir bakın: Çoğunun cinsel cazibe ile ilgileri kalmamıştır. Son cinsel deneyimlerini ne zaman yaşadıklarını bile hatırlayamazlar. Bunlardan o kadar çok vardır ki etrafınızda, aranızda en kötü gözlemciler bile bu durumdakileri hemen görebilirler. Hatta bunlardan bazıları büyük ihtimalle sizlerin arasına da karışmış olabilir.

(devam edecek)…

Share

Hits: 11

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (7)

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Başka bir açıdan gerçek sevgi, anneye, babaya, herhangi bir nesneye duyulan özlemin ötesinde bir kişiye, sadece “o” olduğu için duyulan yoğun duygudur. Bu duygu, ne yazık ki çok kişide gelişmez. Öğrenilmesi zamana bağlıdır ve üstelik tek başına öğrenilmesi de yeterli değildir. Sevgi, nezaket, düşüncelilik, kendini sevme, kendini kabul etme, kusurlarının farkında olma ve onları düzeltme azmi, sevilenin ruhsal ihtiyaçlarının ve değişken koşullarının farkına varma, onu bu ihtiyaç ve koşulları bilerek ve isteyerek kabul etme (bunlara katlanma anlamında değil), koşulları iyileştirme konusunda sabır gösterme, kendiliğinden tutkulu olmayı gerektirir. Bu sayılanların hepsi, dikkat edilirse içten gelen, kişinin kendine has özellikleridir.

Her yola gelen, zavallı “gerçek sevgi” kavramının denendiği en önemli testlerinden biri, sevdiğinizi sandığınız kişinin değiştirmeyi istediğiniz özelliklerinin var olduğunu düşünmeye başladığınız andır. Eğer böyle bir düşüncen oluşmaya başladıysa sevgili kardeşim, sana ilk anda pek güzel gelen bu duygulanım durumunun gerçek, saf bir sevgi olmadığını hemen şu anda söyleyebilirim. Ha bir de “bu ilişki buna rağmen devam eder mi” diye sorarsan, ben de “evet, tabii ki eder” derim, şu sokaklar ve şu herkesin içinde saklandığı evler böyle ilişkilerle dolu. Yoluna devam et ve sevdiğini sandığın kişiyi seveceğini sandığın kişiye dönüştürmeye çalış. Böyle bir ilişkinin en son geleceği nokta, karşındaki kişinin senin istediğin kişiye dönüşebilme kapasitesinin sınırıdır (Böyle düşünenler için güzel bir haber; bu kapasite sınırsız da olabilir; bkz: Ruhunu satmaya hazır insanlar). Böyle bir ilişkide sevgiye has özgürlüğü ve kişiliği arasan, onları süpürdüğün halının altına bak, belki orada bu marazi sevginin kırıntılarını bulabilirsin. Her şeye rağmen, “sevgi budur” diyorsan, sen çoktan aşmışsın kardeşim. 

Hala, sevmenin kolaycı ve tembel insanlar için bile mümkün olduğunu, aşkın gözlerinin kör ve sevginin öğrenilen bir şey olmadığını düşünüyor musunuz? Başkasını sevmek, biraz klişe olacak ama, kendini sevmeyle ve kendi kendine mutlu olmakla başlar, başlamalıdır. Geri kalan sevgi tanımlamaları marazidir, patolojiktir. Kendi kendine mutluluk ise içeriden dışarıya giden bir yol izler. Burada, hep yapılan bir yanlışı farkında olmayan okuyucuların bilgisine sunmak isterim: Mutluluklarını dışarıdan gelecek etkilere bağlayanlar, ancak böyle mutlu olacaklarını düşünenler er geç bir gün mutsuzluğu tadacaktır. Kitabımızın esas konusuyla bağ kurmak için araya bir ekleme yapayım: Kendi kendine sakince oynamayı başaramayan çocuklar, geleceğin mutsuz adaylarıdır. Ayrıca, burada bir son daha söz söyleyeyim: Kendisi sevmenin öğrenilebilir bir şey olduğunu anlamamış bireylerin, çocuklarına ne tür sevgi dersleri verdiğini her gün etrafımızda görmüyor muyuz?

Aşk ve sevgi konusu ilgisini çekmeyip, bir sonraki çocuk bölümüne geçmek için sabırsızlananlar var mı bilmem ama bu konuda son bir şey daha söylemekle haddimi aşmış olmam sanırım. Referans verme konusunda kararsızım çünkü emin değilim, ama bir yerde okuduğum bir güzel sözü sizlerle paylaşarak bu bölümü bitirmek istiyorum, özellikle ruh eşi konusuna kafayı takmış olanlar için: Sizde kalp çarpıntısı yapan, ellerinizi titreten, dizlerinizin bağını çözen kişiye âşık olmuş olabilirsiniz, ama o kişinin sizin ruh eşiniz olup olmadığını bilmek istiyorsanız olayın biraz daha gerisine bakın: yanında rahat ve sakin olduğunuz, güvensizlik ve endişe duymadığınız, yaptığınız ya da söylediğiniz şeyleri (özellikle şakalarınızı) bir de durup açıklamak zorunda kalmadığınız kişi sizin ruh eşiniz olabilir. Hadi bu da kitabı buraya kadar okuma zahmetine katlananlara bir iyiliğim olsun.

(Devam edecek)…

Share

Hits: 14

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (6)

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

DAHA ÖNCE YAYINLANAN 5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Nerede kalmıştık; ha en son aşık olmuştun… Tamam anladık; iyi de, neden bu güzel anı burada kesmiyorsun kardeşim? Aşkın, bir sonu olduğunu bilmiyor musun? Yani, çoğu zaman… Aşk, ya evlenerek senin yüzünden ya da evlenmeyerek kendiliğinden sona erer… Aşkı, aşk yapanın kavuşamama ihtimali olduğunu bilmiyor musun dostum? Haa, aşkın çoğu zaman sonlu olduğunu biliyorsun ve sen, buna rağmen sonsuzluğu arıyorsun, öyle mi? Romantizmin ve idealizmin doruklarındasın yani… O zaman sana tavsiyem, aşkına, o çok değer verdiğin, sevdiğin aşkına sakın ola ki kavuşma; yoksa ne olacağını biliyorsun! Öylece arkanı dön ve git! İşte o zaman bu aşkı tarihe yazdırırsın. Ferhat ile Şirin, Romeo ile Jüliet, Kerem ile Aslı da böyle yaptılar (tabii ki talihin oyunuyla, istemeden; bense sana “bilerek böyle yap” diyorum, çünkü bu hikâyelerin sonunu çoktan okuduk). Bunun dışında, ‘sonsuz bir aşk’ için bir başka yöntem aklıma gelmiyor. Haa, bir şey daha var evet unuttum; bunu da itiraf edeyim. Bu da tam çözüm değil ama, aşkının süresini uzatman için önerilebilir (hani şu cinsel ilişki sırasında kullanılan geciktirici spreyler gibi)… Hadi, şimdi de şuna bir bakalım, neymiş?

Şöyle anlatayım: Aşkının sonsuz ve eşsiz olmasını istiyorsun, öyle mi; o zaman aşkla bağlı olduğun kişiyle her gün, her saat değil, uzun aralıklarla görüşmek için çareler ara ve bul. Sık sık görüşmek, aşkı ancak öldürür, onu beslemez, tersini söyleyenle her ortamda tartışabilirim. “Nedenmiş” dediğini duyuyor gibiyim. İşte nedeni: aşk bir illüzyondur, yani Türkçesi, bir yanılsamadır. Aşık olan kişi, aşkını yüceltir, kural budur, yoksa zaten bu bir aşk olmaz. Şimdi, gelelim işin aslına; herhangi bir yanılsamayı hayat boyu yaşayamazsın, değil mi? Yani, içine düştüğün yanılsama bir an gelir ki kaybolmaya yüz tutar, bulanıklaşır, gitgide ‘senin için gerçek’ olmaktan çıkar. Ufak kabahatler, dayanılmaz hatalara, küçük fiziki kusurlar, ciddi rahatsızlıklara dönüşür. Fiziki kusurları bir yana bırakalım; sevdiğinin alışkanlıkları bile gün gelir batar sana. Hadi, birkaç örnek vereyim burada da daha iyi anlatabileyim derdimi. Duymuşsundur; şöyle der kadın, adam için: “öyle kültürlü bir insan ki, elinden kitap düşmüyor” ya da adam, kadın için şöyle konuşur: “öyle özgür bir ruhu var ki, işte buna tutuldum ben”… Sonra ne mi olur, aziz dostum? Hala soruyor musun? Onu da benden mi duymak istiyorsun; dinle o halde: Birkaç yıl sonra o kültürlü adam, başlangıçta ‘aşık olunan’ okuma alışkanlığının kurbanı olur, eninde sonunda ‘ilgisiz koca’ sıfatını yer, oturur. O özgür ruhlu, bağımsız taze ise, fazlasıyla dışa dönük olduğu için, artık akla gelebilecek her ‘sıfatı’ duyamaya hazır olmalıdır.

  Yani, aziz dostum, her yanılsamanın bir sonu vardır. Aşkı da bir yanılsama olduğunu göre, bu gerçek bizi yalnızca bir sonuca götürür; aşkın da sonu vardır. Hatta, bunun süresini ölçmeye çalışanlar bile olmuştur: biri, bir zamanlar aşkın ömrünün üç yıl olduğunu bulmuştu, hatırla. Bu durumda kardeşim; zaten bir gün gelecek sona erecek olan aşk dediğimiz yanılsamayı daha uzun yaşatmanın tek bir yolu olabilir: ‘mukadder sonu az çok ertelemek’. Ne demiştim? Yukarıda benzetme yaptığım cinsel ilişki de, geciktirici spreye rağmen, an gelir bitmez mi?

Hadi, şimdi evlenme işine geri dönelim. En son âşık olmuştun ve evlenmiştin. Bu, doğal olarak tanrının ve meleklerin işiydi, kutsal ve ilahi bir kudretle bir araya gelmiştiniz. Zaten, senden başka hiç kimse de onu senin kadar sevemezdi. Nasıl sevsin ki, o yıllar süren çocukluğunuzu, gençliğinizi ve bir araya gelene kadarki ayrı yaşamlarınızı sırf o gün, o saatte bir araya gelmeniz için çalışan bir kutsal saate göre yaşamıştınız. Artık, dünya da yıkılsa sizi ayırmak ne kelime, bunu düşünmek bile tuhaf geliyor insana. Kutsal kutsaldır ve bunun ilahi bir birliktelik olmadığını söyleyen hainin ta kendisidir. “Kutsal evlilik bağı” ile çözülmemek üzere bağlandınız. Bu yeni icat işi bitince atılamadığına göre, sanırım kadınların menstruasyon dönemlerinde kullandıkları “kadın bağı” denen nesneden daha işe yarar bir bağ olsa gerek. Evliliğin kutsallaştırılması bir yana, “kutsal evlilik sendromu” bir yana; ikisini karıştırmayalım rica ederim bayım. Biri genel olarak evliliğin kutsallığı üzerinedir, diğeri ise sizin, bizatihi yüksek şahsınıza ilahi güçler tarafından tevdi edilmiş (buna, “tahsis” de denilebilir) zevcenizle o kutsanmış kuruma, hiç çıkmamacasına girip, şereflendirmenizdir. Ee, kurum kutsal olunca oraya girenler de kendiliğinden kutsal oluyor, değil mi ama? Zatıâlinizin yüksek egosuna da zaten bu yakışırdı.

Burada, çocuk işine hemen girmek isterdim, ama aşk ve evlilik üzerine yeri gelmişken bir şeyler söylemeden duramıyorum. Yukarıda aşk konusunda o kadar konuştuktan sonra, söyleyeceklerin bitmedi mi diyebilirsin ama aşk bu, hiç biter mi? Hayatı boyunca sonsuz kere aşık olma kapasitesine sahip bir canlıdan bahsediyoruz üstelik. Tam da burada “aşk” kelimesini öylece boş kullandığımın farkına varıyorum. Onun için kendimi ifade etmeme izin verin, yazar olarak bu kadarına hakkım var sanırım. Her şeyden önce kardeşlerim, herkes aşık olabilir ama herkes sevemez. Bu da nereden çıktı diyebilirsiniz ama bana inanınız ki aşk hormonlar sayesinde kendiliğinden olur (zaten hormonlar azalınca kendiliğinden biter), ama sevgi zamanla öğrenilir ve bitmesi (eğer biterse) iç ve dış koşullar yüzünden olur. Sevginin zamanla öğrenilmesi de ayrı bir meseledir. Bunu hiç öğrenmeden şu dünyadan göçüp gidenler olduğu gibi, insan gibi (burada “adam gibi” demek isterdim ama kadınlara haksızlık olurdu) sevmenin ne demek olduğunu öğrenemeden, pek çok yan duygunun etkisiyle sevdiğini zanneden kişiler sayesinde işler tamamen karışmıştır. Örneğin; bir adam çocukluğunda annesinde tatmin ettiği muhtaçlığının giderilmesi hazzını, yetişkinliğinde bir kadında hissedebilir ya da bir kadın tatmin edilmemiş baba güvencesini yetişkinliğinde bir erkekte bulabilir. Hadi başlamışken başka örnekler de vereyim. Partneriyle yoğun cinsellik yaşayan ya da sürekli birlikte zevk verici maddeler kullanan çiftler, birbirlerine çekilir ve sevgi sandıkları (aslında bir tür bağımlılık) duygularla bağlanabilir. Kendilerinde isteyip de bulamadıkları kişilik özelliklerini eşlerine bulan kişiler de sevgi sandıkları bağlar kurabilirler. Bu duyguların patolojik oldukları düşünülebilir. Bu tanımı aşırı bulanların söylenebilecek şey, en azından gerçek sevginin bunların hiç birinde ortaya çıkmadığıdır. Freud, pek çok konuda olduğu gibi burada da kullanışlıdır: “İnsanları tatmin edilmemiş arzuları yönetir.” Gerçek sevgide bağımlılık yoktur, aksine özgürlük vardır. Sevgi enerjinin bir çeşit tezahüründen başka bir şey değildir. Bu öyle bir ortaya çıkıştır ki, sevilen tarafından algılanmadığı zaman, çaresizce uzayın derinliklerine karışır (Analoji yaparak anlatırsak; sevgi ortaya konduğunda karşıda bir duvar olmadığını düşünün. Kendisini yansıtacak, geri döndürecek bir zemin olmadığında bu enerji, sonsuzluğa karışacaktır.) Şimdi diyebilirsiniz ki “karşılıksız sevgi” diye bir şey yok mu? Vardır, ama o düşündüğünüz şey sevgi değildir, salt tutku hatta takıntıdır. Sevgi ancak, sevilenin ruhuna çarpıp geri döndüğü zaman gerçekten sevgidir. İki ruh, bu anlatımda gerçek duvarlar gibi düşünülebilir: Geçirgenliği olan duvarlar. İki ruh, sevgide birbirine değer, dokunur, birbirlerinin verdiklerini içeri almak için geçirgenlikleri vardır, ama tam olarak değil. Ruhların “kendiliği”, gerçek sevgide mutlaka korunmalıdır. Yoksa bence yanlış tanımlamalarda olduğu gibi, sevgi iki ruhun birleşmesi değildir. İki ruhun birbirine değmesi, birbirini tanıması, anlaması, birbirinin farkına varmasıdır. İki özgür ruh, tek bir ruhtan her zaman daha çoktur, daha zengindir, öyle değil mi? Onun için sevgili kardeşlerim, seveceğiz diye iki ruhu birbirine kaynatmaya çalışmayın, sonunda kaynayıp, buharlaşan siz olursunuz. Sevginin usulca tırmanmasına izin vermek gerekir, tıpkı bir merdivenden bir sürü zahmetlere katlanıp yukarıya tırmanmak gibi. Sevginin en güzel ve doğru türü budur sevgili okuyucu. Eğer daha en başta, en yukarıya tırmanmış hissediyorsan, yani zaten şimdiden “orada” olduğunu hissediyorsan, yukarıdan tepe üstü aşağıya yuvarlanmaya hazır ol, her anın zevkine vararak çıkılmayı bekleyen o güzelim basamakları es geçmişsin demektir. İlk görüşte aşkın hazin sonu, ne yazık ki ilk fırsatta ayrılmaktır. Burada anlatmaya çalıştığım şeyi özetlesem iyi olur sanırım, çünkü her şeyin birbirine karıştığı bu saçmalıklarla dolu “modern” çağda buna ihtiyaç var: İlk görüşte aşk diye bir şey olsa bile (hala buna inananlar için bunu şimdilik yine de yadsımayayım), ilk görüşte sevgi diye bir şey yoktur maalesef. Sevgi, doğası gereği, bir canlı organizmaya benzetilebilir. Hadi, yine bir örnekle açıklamaya çalışayım: Bitki yetiştirdiğinizi düşünün. Bir bitkiyi bugün ekerseniz, hemen yarın çiçek açmasını bekler misiniz? Peki, ya doğaya karşı gelip hemen açarsa ne olur? Cevabı ben vereyim: Böyle bir bitki yoktur. Bitkilerin canlı, neşeli ve kendi doğası içinde büyümesi için sabırla beklemeniz gerekir. O halde sevgisini zamanla besleyip büyütmek neden bu kadar zor gelir insana? Çünkü ortalama insan, doğası gereği sabırsızdır, tembeldir, açgözlüdür ve sevginin kapısında beklemeyecek kadar kibirlidir. Şimdi anladınız mı, sevginin ne kadar emek ve sabır istediğini? İçinizdeki o güzel çiçeği, güzel bir toprağa ekip, çiçekler açmasını beklemekten daha güzel bir duygu tanıyor musunuz? Sevgi, ancak ve ancak zamanın meyvesidir. Yine de “peki aşk nedir?” derseniz, ben de size aşkın, bu çiçeğin ancak tohumu olabileceğini söylerim. Kendimi nedense bir anda Jerzy Kosinski’nin “Bir Yerde” romanındaki Chauncey Gardiner karakterine benzettim, ama yine de bu benzetme, söylediklerimin uydurma olduğunu göstermez, değil mi?..

(Devam edecek)…

Share

Hits: 16