film ve kitap önerileri, film ve kitap yorumları, fragmanlar, yıldızlar, yazarlar

FİLMLER VE KİTAPLAR DÜNYASINDAN HABERLER

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (14)…

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (14)

Devamı »

CLINT EASTWOOD’DAN YENİ BİR FİLM: THE MULE…

CLINT EASTWOOD,YENİ BİR FİLM, THE MULE, FRAGMANI, KONUSU, OYUNCULAR

Devamı »

OSCAR’A DOĞRU: ELEŞTİRMENLER BİRLİĞİ ADAYLARINI AÇIKLADI…

Eleştirmenler Birliği Ödülleri, Critics’ Choice Awards, 2019

Devamı »

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (11)

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (11)

Devamı »

JAMES CAMERON’DAN YENİ BİR FİLM: SAVAŞ MELEĞİ ALİTA YAKINDA SİNEMALARDA…

JAMES CAMERON,YENİ FİLM, ALİTA SAVAŞ MELEĞİ, NE ZAMAN GÖSTERİME GİRECEK, VİZYON TARİHİ, KONUSU, FRAGMANI

Devamı »

76.ALTIN KÜRE (GOLDEN GLOBE) ADAYLARI AÇIKLANDI…

76.ALTIN KÜRE (GOLDEN GLOBE) ADAYLARI AÇIKLANDI

Devamı »

2018 KASIM AYININ EN ÇOK SATAN, EN ÇOK OKUNAN KİTAPLARI…

2018 KASIM AYININ EN ÇOK SATAN, EN ÇOK OKUNAN KİTAPLARI…

Türkiye’de en çok satan, en çok okunan kitapları sizler için derledik… En çok satan, en çok okunan kitaplar sıralamamızda, ülkemizde öne çıkmış iki yayınevi (İMGE ve D&R) ve internet üzerinden satış yapan iki önemli sitenin (İDEFİX ve KİTAPYURDU) satış listelerinin sıralamalarını esas aldık… Mutlaka size uygun kitaplar bulabileceğiniz bu liste, her ay düzenli olarak yenilenmektedir…

2018 KASIM AYININ EN ÇOK SATAN KİTAPLARI

Share

Hits: 45

HAFTANIN FİLMLERİ (14.12.2018)…

Bana Bir Soygun Yaz 2 Aşk Bu Mu? Roma Yılbaşı Sürprizi

 

 

 

 

 

 

SİNEMA SEANSLARINI GÖRMEK VE BİLET ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

GEÇMİŞ HAFTALARIN FİLMLERİ, FRAGMANLARI…

IMDb 250 LİSTESİ (GÜNCEL)…

Share

Hits: 42

YILDIZLARDAN SEÇMELER

uma thurman face
Uma Thurman Megan Fox Johnny Depp Jennifer Lawrence

DİĞER YILDIZLARI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ…

Share

Hits: 13

FİLM HASILATLARI: HANGİ FİLM NE KADAR SEYREDİLDİ?

GÜNCEL FİLM HASILAT RAKAMLARI VE SEYİRCİ SAYILARI…

Türkiye’de vizyona çıkan filmlerin sinema salonlarında kaç kişi tarafından izlendiğini, kaç salonda kaç hafta vizyonda kaldığını ve ne kadar hasılat sağlandığını merak ediyorsanız, bu konuda benzersiz bilgiler sunan bir web sitesini tavsiye ediyoruz. Site, devamlı olarak en son bilgilerle güncelleniyor. BUNUN İÇİN LÜTFEN AŞAĞIDAKİ BUTONU TIKLAYINIZ…

BOXOFFICE TÜRKİYE

BUGÜNE KADAR EN YÜKSEK DÜNYA HASILATINA ULAŞMIŞ FİLMLER… 

Share

Hits: 42

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (14)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

13. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Neyse, aslında ben Rousseau gibi kadar didaktik şeyler yazmak istemiyorum, bunu biliyorsunuz. Yalnızca sizleri biraz düşündürmek istiyorum. Belki, aranızdan bana hak verenler çıkabilir.

Bu, öyle geniş bir konu ki nereden başlayayım bilemiyorum. Galiba en doğrusu, öyle klasik şeylerden vaz geçip dosdoğru inandıklarımı yazmak olacak. Zaten, bu konuda yazılmış birbirine benzeyen o kadar çok kitap var ki, standart ve klasik öğütler artık kabak tadı veriyor. Bense öğüt vermek istemiyorum, sizlere öğüt vermek haddim değil. Onun için burada yazdıklarımın öğüt olarak algılanmasını istemiyorum. Hatta, aralarında bırakın yol göstermeyi, size saçma sapan gelebilecek şeyler bile olacağını biliyorum.

Son yıllarda belgesel kanallarından birinde yayınlanan “Köpeklere Fısıldayan Adam” programını seyrederken, klasik tabirle beynimde bir şimşek çaktı. Bu bir köpek eğitimi belgeseliydi ve size garip gelebilir ama çocuk eğitimiyle, en azından benim bir süredir aklımda evirip çevirip şekillendirmeye çalıştığım temel çocuk eğitimi yöntemleriyle neredeyse birebir örtüşüyordu. Bunu birkaç arkadaşımla paylaştığımda yüzüme garip garip baktıklarını hatırlıyorum. Bir köpeğin ve bir çocuğun eğitimi nasıl olur da benzeyebilirdi ki? Hatta biraz alınmış bile olabilirler, çocuklarımızı köpeğe benzeten bu adamın söylediklerini dinlemeye gerek yok diye düşünmüşlerdir sanırım.

Köpekler fısıldayan adam Meksika asıllı Amerikalı köpek eğitmeni Cesar Millan, köpeklerle yıllarca süren deneyimlerinin ışığında şunları söylüyordu:

  • Köpeğinizle gereksiz el teması, söz teması ve göz teması kurmayın. Yani köpeğinize ihtiyaç olmadan dokunmayın, ona laf olsun diye bir şey söylemeyin ya da lafı uzatmayı ve gerekli değilse ona dosdoğru bakmayın. İşte kafamda şimşek çaktıran şeylerden ilki buydu.
  • İkincisi ise daha değişikti: Cesar Millan köpek sahiplerine köpeklerin bir lidere ihtiyaç duyduklarını, bu yüzden sürünün lideri olmalarını ve bu liderliği köpeklerine gerektiğinde göstermeleri gerektiğini öğütlüyordu.

Bilmiyorum bu öğütler sizin zihninizde de bir ışık yaktı mı? Ben ise yıllardır çocuk eğitimini bu kadar iyi özetleyen sözler duymamıştım. Tabii ki bütün bunlar köpekler için geliştirilmiş yöntemlerdi, yani çocuklar söz konusu olduğunda üzerinde biraz daha düşünmek gerekiyordu. Ben de bunu yaptım. Şimdi düşüncelerimi biraz daha açmak istiyorum.

  Çocuk eğitiminin temeli, kendine güvenen ama vicdansız ve kibirli olmayan, hareketli ama şımarık olmayan, düşüncelerini açıkça ifade edebilen ama bunları yaparken küstah olmayan ve ne istediğini bilen ama arsız olmayan bir çocuk yetiştirmektir. Ne yazık ki bütün bunları yapabilmek, söyleyivermek kadar kolay değildir.

Şimdi, uzun lafın kısası, kendi deneyim ve gözlemlerime göre, çocuğunuza yukarıdaki temel nitelikleri kazandırmak için Cesar Millan’ın tavsiyelerini aynen uygulamak gerekiyor. Diyebilirsiniz ki, ne yani çocuğumuzu istediğimiz zaman sevemeyecek miyiz? Ona dokunamayacak mıyız, istediğimiz zaman şakalaşamayacak mıyız? Bütün bunları söylemekte haklısınız. Mesele şu ki, burada bir ayar var: o ayar da “gereksiz” kelimesinde gizli. Örneğin, çocuğunuzu öyle bir zamanda sevin ki, buna tam da ihtiyaç duyduğu an olsun; çocuğunuza bir şeyi öyle bir zamanda söyleyin ki o sözden en çok faydalanacağı zamanda olsun ve çocuğunuzla öyle bir anda ilgilenin ki kendi yeteneklerini ya da duygularını yaşamasına da zamanı olsun.

Bunu beceremeyen, bu yöntemlerden haberi dahi olmayan anne babaların varlığını biliyoruz, çevremizde gözlemliyoruz. Mesela, çocuğuyla kucak kucağa olmanın onu mutlu etmeye yeteceğini düşünür bu ebeveynler. Ya da onu devamlı gözünün önünden ayırmamakla doğru bir iş yaptıklarını, çocuklarını kötülüklerden koruduklarını düşünürler. Veya olayları o şekilde tartışırlar ki sonuç mutlaka bir küslük ya da evin içinde bir itiş kakış olur.

Bu düşüncelerimi örnekler olmadan anlatmanın hemen hemen imkânsız olduğunu görüyorum şu anda; bu yüzden bir kaç örnek vermek istiyorum. Bu örneklerin kendimce anne baba ve çocuk arasındaki mümkün olan en temel ilişki noktalarına odaklanmasına dikkat edeceğim.

Aslında her şey şöyle başlar: Bir çocuk sizin bir parçanızdır ama, hükmettiğiniz herhangi bir organınız, bir uzantınız değildir, o kendi başına bir bireydir. Eğer ona bu şekilde davranmazsanız, çocukluk günleri bitip de gerçekten birey olması gerektiği zaman, yine sizin uzantınız olmaya, sizin kuvvetli gölgenize ve güven dolu kollarınıza geri dönmeye çalışacaktır. Bu duygu, pek çok psikolojik sorunun temel kaynaklarından biridir. Çocuğunuz bir bireydir. Evet, daha çok küçükken bu bireyi beslemek, giydirmek, gezdirmek, altını değiştirmek gibi bir göreviniz vardı, o zamanlar yalın bir bireylik halini hak etmiyordu, doğru. Ama, bu durum çok kısa zamanda değişti, o artık bir birey ve sizin takdir edeceğiniz bazı sınırlar içinde kendi bireyliğini yaşamak zorunda. Burada koşul, “sizin takdir edeceğiniz sınırlar”dır. Bu sınırları belirlemek zaman zaman çok güçtür. Örneğin, kişiliğin belirlenmeye başladığı 4-6 yaşlarında bile, çocuklarını tamamen sınırsız bir özgürlükte, kendi bireysel haliyle baş başa bırakmayı bir marifet sayan, çocuklarını her türlü kararlarını kendi başlarına vermeleri için zorlayan aileler bu durumda bir uç örnektir. Veya tam tersine çocuklarına yaşama alanı vermeyen, bütün kararları onun adına kendileri vermeyi marifet sayan aileler de vardır. Bunlar da diğer uç örneği teşkil etmektedir. Her iki durumda da gereksiz söz ve göz teması kurulmaktadır. Yani, gereksiz diyaloglarla çocuk ya şımartılarak baştan çıkartılmakta ya da tam tersine sıkı sıkıya göz hapsinde tutulmaktadır. Her iki durumda da sonuç iyi olmayacaktır. Bu çocukları hemen tanırsınız aslında; örneğin alışveriş merkezinde zırlayıp, yerlerde tepinen çocuklar bunlardır. Annelerinin eteğine yapışıp, şunu bunu da istiyorum diye avaz avaz bağırıp duran, çıldırmış çocuklar da bunlardır. Bu çocuklar gereksiz el, göz ve söz temasının kurbanlarıdır. Aslında bu çocuklar şöyle bağırmaktadır: Ben biraz doğru zamanlı ve doğru dozda ilgi ve disiplin istiyorum, neden bunu benden esirgiyorsunuz? Doğada sürü liderinin yaptığı budur: Sürüdekilere doğru zamanda ve doğru dozda ilgi ve yeri geldiğinde aynı zaman ve dozda disiplin vermek. O zaman ne yapılmalıdır: Örneğin; çocuğa bir şey alınırken çocuğunda fikrini sormak mı, yoksa hiç sormamak mı? Doğru, bu ikisinin arasındadır. Yine alış veriş örneğinden devam edecek olursak: Baba ve çocuk oyuncak dükkânına girerler. Bu dükkân, herhangi bir çocuğu sevinçten çıldırtacak kadar çekici oyuncakla doludur. Baba, dükkâna girmeden çocuğuna “Bugün alma günümüz değil, bugün oyuncaklara bakma ve alışveriş planı yapma günü, alışverişi bir sonraki gelişimizde yapacağız” der. Ya da “bugün yeterli paramız olmadığı için, sadece seçeneklere bakacağız ve plan yapacağız, bir sonraki gelişimizde alırız” der. Burada çocuğa, harçlıklarından para biriktirip oyuncağı alma şansı da verilebilir. Çocuk bunu aklına yazar. Aslında tam bir yetişkin birey gibi davranmıştır, bu iyi bir şeydir. Ama, dikkat, çocuk bir şeyi daha aklına yazmıştır: Babasının “bir sonraki gelişte alacağız” deyişini. O gün seçeneklere bakılır, alışveriş planı yapılır ve bir sonraki gelişte bunlar kesinlikle alınır. Böylece çocuk, tam olarak bir birey olmanın ve öyle hissetmenin ne demek olduğunu anlar, sözünü yerine getirdiği, güvenini sarsmadığı, adam olduğu için babasına müteşekkir olur ve o da kendi çocuğuna aktarmak için bu davranışı aklına yazar. Asıl büyük ders işte budur. Yoksa, çocuğa o oyuncakları almak marifet değildir.

(devam edecek)…

Share

Hits: 5

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (13)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

12. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Gelelim, ikinci çocuğun fayda ve zararlarına: Biiir: kardeş sahibi olan çocuklar daha vicdanlı olurlar, daha doğrusu hadi şöyle ifade edeyim: vicdan sahibi olmayı daha küçük yaşta öğrenirler. Vicdan sahibi olmak küçümsenmemelidir: “insan” olmanın ilk ve değişmez kuralıdır. İkiii: kardeş sahibi çocuklar daha paylaşımcı ve uzlaşmacı olurlar. Bu özellikler ilerideki yaşamlarında (hem mesleki hem de sosyal yaşamlarında) onlara yardımcı olacak özelliklerdir. Üüüç: Kardeşi olan çocuklar, bunu ifade edemeseler de gelecek endişelerine karşı kendilerini daha güvende hissederler.

Onun için, “iki çocuk bir çocuktan iyidir” diyorum ve bu bölümü daha fazla geyik yapmadan bitiriyorum.

ÇOCUK YAPTINIZ, BARİ ADAM GİBİ EĞİTİN…

Geldik kitabımızın en heyecanlı kısmına. İşte, size asıl anlatmak istediklerim burada başlıyor. Şu ana kadar, “evlenmeyin” dedim evlendiniz; “evlendiniz, bari çocuk yapmayın” dedim, onu da yaptınız… Konuşma arasında, “bir çocukta kalmayın” dedim, ya yaptınız ya yapacaksınız ya da bunu dikkate almadınız… Her koşulda, en az bir çocuğunuz var diyelim.

Eveet şimdi, iş başa düştü. Zaten bunu söylemeye gerek yok, doğumun ilk anından itibaren yıllar sürecek bir maceraya yelken açmış bulunuyorsunuz. Bazı okuyucularımızın bu aşamada kitabı bırakacaklarını tahmin edebiliyorum. Ama unutmayın ki yaşam ve bunu anlatmaya çalıştığım süreç yeni başlıyor.

Daha önce söylediğim gibi, ben çocuk sahibi olma fikrine asla karşı değilim; hatta bir çocuğun her türlü meşakkatine rağmen, gelecek için muhteşem bir meşgale olacağına inanıyorum, ama etrafımda o kadar kötü yetiştirilmişlerini gördüm ki, sizleri çocuk sahibi olma konusunda bir kez daha düşünmeye sevk etmek istedim.  Evet, gerçekten de zor bir süreç yeni başlıyor. Hele ilk kez anne-baba olanlar için bu süreç daha da güç olacak.

Yaşamda, çocuk sahibi olan çiftlerle ilgili öyle hikâyeler duydum ve şahit oldum ki: Çocuğun evliliği kurtarmak için bir can yeleği olmasından tutun da özellikle erkeği eve ve evliliğe bağlamak için kullanılacak bir araç olmasına kadar pek çok şey. Hem bunlar, cahil, eğitimsiz, bilinci gelişmemiş ailelerde de tezahür etmedi, tersine, eğitimli, meslek sahibi, her gün karşılaşıp da “ah, ne aydın insanlar” diyeceğiniz türde bireylerin yaptığı evliliklerde dahi bunları görmek mümkün. Neyse, bunları geçelim ve hatta istisnai olaylar olarak kabul edelim biz yine de.

Evet, bir çocuğun eğitimi, belki de yaşamınız boyunca yapacağınız en ciddi iştir. Böyle söyleyince “çok ciddi” olduğumu düşünen ve “yok canım o kadar da değil” diyenleriniz olabilir. Ama dostlar, olabildiğim kadar samimi ve ciddiyim bu konuda. Çocuk sahibi olma kararı, tamam, ailenize ait olabilir, ama iyi bir çocuk yetiştirme konusu bütün toplumu ilgilendirir.

Burada durup, Jean-Jacques Rousseau’dan biraz uzaklaşmam gerektiğini düşünüyorum. 18. yüzyılda yaşamış bu Fransız düşünür çocuk eğitimi ile ilgili pek çok öğütte bulunmuştur. Ne var ki, Rousseau’nun düşündüklerine ve yazdıklarına prim vermenin doğru olmadığını söylüyorum ben. “Neden bu kadar tepkilisin bu adamın yazıklarına, meşhur olduğu için mi?” diyenleriniz olabilir. Doğrudur, düşün dünyasında çığır açmış bu adamcağızı daha iyi anmam gerekebilirdi, ama dostlar ne yalan söyleyeyim, herhangi bir insanın yazdıklarını ve düşündüklerinin birazını kendi özel yaşantısında da görmek iyi olmaz mıydı sizce de. Bu arkadaş, pek çok çocuk sahibi olmuşsa da hiç birinin büyümesine şahit olmamıştır. Önce hizmetçisi sonra kapaması olan bir zavallı kadını çocuk makinesi olarak kullanmış, bazı çocuklarını ancak onlu yaşlarını tamamladıklarında ilk kez görme zarafetini göstermiştir. Şimdi, ben bu adama ne diyeyim arkadaşlar…

(devam edecek)…

Share

Hits: 11

CLINT EASTWOOD’DAN YENİ BİR FİLM: THE MULE…

Clint Eastwood’un yeni filmi The Mule‘dan bir fragman yayınlandı… Filmin Toby Keith imzalı tema müziği olan “Don’t Let The Old Man In” parçasıyla gelen klipte filmden yeni sahneler de yer alıyor… Dört Oscar ödülü sahibi Clint Eastwood’un yönetmenliğinin yanı sıra başrolünü de üstlendiği “The Mule”, gerilim dozu yüksek, yaşanmış bir suç hikayesini anlatıyor…

Filmin konusu kısaca şöyle: Earl Stone adında 80’li yaşlarında, beş parasız, yalnız ve işini kaybetmek üzere olan bir adamdır… Earl yalnızca araba sürmesini gerektiren bir iş teklifini kabul eder ancak farkında olmadan Meksika karteli için uyuşturucu kuryeliği yapar… Kuryelik işi Earl’ün fazlasıyla iyi olduğu bir şey haline gelir… Kartel, çok iyi iş çıkardığı için Earl’e daha fazla iş vermeye başlar… Ancak Earl, bir süre sonra hırslı narkotik ajanı Colin Bates’in de radarına girer… Para sorunları ortadan kalkan Earl’e geçmişte yaptığı hatalar ağır gelmeye başlar… Polis veya kartel onu yakalamadan önce yaptığı yanlışları düzeltmek için fazla zamanı yoktur…

Filmde, Bradley Cooper, Michael Peña, Laurence Fishburne, Andy Garcia ve Dianne Wiest gibi ödüllü oyuncular da rol alıyor…

“The Mule” filmi 14 Aralık 2018 günü Amerika’da seyircilerin karşısına çıkacak… Fragmanını aşağıda bulabileceğiniz filmin ülkemizde gösterime girip girmeyeceğine dair henüz bir bilgi bulunmuyor… 

Share

Hits: 5

OSCAR’A DOĞRU: ELEŞTİRMENLER BİRLİĞİ ADAYLARINI AÇIKLADI…

24 Şubat 2019 gecesi verilecek olan 91. Oscar ödüllerine doğru ilerlerken, Eleştirmenler Birliği Ödülleri’nin (Critics’ Choice Awards) 2019 adayları açıklandı… Yunanlı yönetmen Yorgos Lanthimos’un yönettiği “The Favourite” 14 adaylık elde ederek adaylıklarda başı çekti… Marvel’ın ödül avcısı “Black Panther” 12 kategoriye aday gösterilirken, Damien Chazelleimzalı “First Man” 10 adaylık elde etti… “Mary Poppins Returns”, “A Star Is Born” ve “Vice” ise dokuzar adaylıkla onları takip etti… 24. Eleştirmenlerin Tercihi Ödülleri, 13 Ocak 2019 tarihinde düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak…

İşte adayların listesi:

EN İYİ FİLM

“Black Panther”
“BlacKkKlansman”
“The Favourite”
“First Man”
“Green Book”
“If Beale Street Could Talk”
“Mary Poppins Returns”
“Roma”
“A Star Is Born”
“Vice”

EN İYİ ERKEK OYUNCU

Christian Bale – “Vice”
Bradley Cooper – “A Star Is Born”
Willem Dafoe – “At Eternity’s Gate”
Ryan Gosling – “First Man”
Ethan Hawke – “First Reformed”
Rami Malek – “Bohemian Rhapsody”
Viggo Mortensen – “Green Book”

EN İYİ KADIN OYUNCU

Yalitza Aparicio – “Roma”
Emily Blunt – “Mary Poppins Returns”
Glenn Close – “The Wife”
Toni Collette – “Hereditary”
Olivia Colman – “The Favourite”
Lady Gaga – “A Star Is Born”
Melissa McCarthy – “Can You Ever Forgive Me?”

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

Mahershala Ali – “Green Book”
Timothée Chalamet – “Beautiful Boy”
Adam Driver – “BlacKkKlansman”
Sam Elliott – “A Star Is Born”
Richard E. Grant – “Can You Ever Forgive Me?”
Michael B. Jordan – “Black Panther”

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Amy Adams – “Vice”
Claire Foy – “First Man”
Nicole Kidman – “Boy Erased”
Regina King – “If Beale Street Could Talk”
Emma Stone – “The Favourite”
Rachel Weisz – “The Favourite”

EN İYİ GENÇ OYUNCU

Elsie Fisher – “Eighth Grade”
Thomasin McKenzie – “Leave No Trace”
Ed Oxenbould – “Wildlife”
Millicent Simmonds – “A Quiet Place”
Amandla Stenberg – “The Hate U Give”
Sunny Suljic – “Mid90s”

EN İYİ OYUNCU KADROSU

“Black Panther”
“Crazy Rich Asians”
“The Favourite”
“Vice”
“Widows”

EN İYİ YÖNETMEN

Damien Chazelle – “First Man”
Bradley Cooper – “A Star Is Born”
Alfonso Cuarón – “Roma”
Peter Farrelly – “Green Book”
Yorgos Lanthimos – “The Favourite”
Spike Lee – “BlacKkKlansman”
Adam McKay – “Vice”

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO

Bo Burnham – “Eighth Grade”
Alfonso Cuarón – “Roma”
Deborah Davis ve Tony McNamara – “The Favourite”
Adam McKay – “Vice”
Paul Schrader – “First Reformed”
Nick Vallelonga, Brian Hayes Currie, Peter Farrelly – “Green Book”
Bryan Woods, Scott Beck, John Krasinski – “A Quiet Place”

EN İYİ UYARLAMA SENARYO

Ryan Coogler, Joe Robert Cole – “Black Panther”
Nicole Holofcener, Jeff Whitty – “Can You Ever Forgive Me?”
Barry Jenkins – “If Beale Street Could Talk”
Eric Roth, Bradley Cooper ve Will Fetters – “A Star Is Born”
Josh Singer – “First Man”
Charlie Wachtel, David Rabinowitz, Kevin Willmott ve Spike Lee – “BlacKkKlansman”

EN İYİ SİNEMATOGRAFİ

Alfonso Cuarón – “Roma”
James Laxton – “If Beale Street Could Talk”
Matthew Libatique – “A Star Is Born”
Rachel Morrison – “Black Panther”
Robbie Ryan – “The Favourite”
Linus Sandgren – “First Man”

EN İYİ PRODÜKSİYON TASARIMI

Hannah Beachler, Jay Hart – “Black Panther”
Eugenio Caballero, Barbara Enriquez – “Roma”
Nelson Coates, Andrew Baseman – “Crazy Rich Asians”
Fiona Crombie, Alice Felton – “The Favourite”
Nathan Crowley, Kathy Lucas – “First Man”
John Myhre, Gordon Sim – “Mary Poppins Returns”

EN İYİ KURGU

Jay Cassidy – “A Star Is Born”
Hank Corwin – “Vice”
Tom Cross – “First Man”
Alfonso Cuarón, Adam Gough – “Roma”
Yorgos Mavropsaridis – “The Favourite”
Joe Walker – “Widows”

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI

Alexandra Byrne – “Mary Queen of Scots”
Ruth Carter – “Black Panther”
Julian Day – “Bohemian Rhapsody”
Sandy Powell – “The Favourite”
Sandy Powell – “Mary Poppins Returns”

EN İYİ SAÇ ve MAKYAJ

“Black Panther”
“Bohemian Rhapsody”
“The Favourite”
“Mary Queen of Scots”
“Suspiria”
“Vice”

EN İYİ GÖRSEL EFEKT

“Avengers: Infinity War”
“Black Panther”
“First Man”
“Mary Poppins Returns”
“Mission: Impossible – Fallout”
“Ready Player One”

EN İYİ ANİMASYON

“The Grinch”
“Incredibles 2”
“Isle of Dogs”
“Mirai”
“Ralph Breaks the Internet”
“Spider-Man: Into the Spider-Verse”

EN İYİ AKSİYON FİLMİ

“Avengers: Infinity War”
“Black Panther”
“Deadpool 2”
“Mission: Impossible – Fallout”
“Ready Player One”
“Widows”

EN İYİ KOMEDİ FİLMİ

“Crazy Rich Asians”
“Deadpool 2”
“The Death of Stalin”
“The Favourite”
“Game Night”
“Sorry to Bother You”

EN İYİ ERKEK OYUNCU (KOMEDİ)

Christian Bale – “Vice”
Jason Bateman – “Game Night”
Viggo Mortensen – “Green Book”
John C. Reilly – “Stan & Ollie”
Ryan Reynolds – “Deadpool 2”
Lakeith Stanfield – “Sorry to Bother You”

EN İYİ KADIN OYUNCU (KOMEDİ)

Emily Blunt – “Mary Poppins Returns”
Olivia Colman – “The Favourite”
Elsie Fisher – “Eighth Grade”
Rachel McAdams – “Game Night”
Charlize Theron – “Tully”
Constance Wu – “Crazy Rich Asians”

EN İYİ BİLİM KURGU veya KORKU FİLMİ

“Annihilation”
“Halloween”
“Hereditary”
“A Quiet Place”
“Suspiria”

EN İYİ YABANCI FİLM

“Burning”
“Capernaum”
“Cold War”
“Roma”
“Shoplifters”

EN İYİ ŞARKI

All the Stars – “Black Panther”
Girl in the Movies – “Dumplin’”
I’ll Fight – “RBG”
The Place Where Lost Things Go – “Mary Poppins Returns”
Shallow – “A Star Is Born”
Trip a Little Light Fantastic – “Mary Poppins Returns”

EN İYİ MÜZİK

Kris Bowers – “Green Book”
Nicholas Britell – “If Beale Street Could Talk”
Alexandre Desplat – “Isle of Dogs”
Ludwig Göransson – “Black Panther”
Justin Hurwitz – “First Man”
Marc Shaiman – “Mary Poppins Returns”

Share

Hits: 5

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (12)…

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

11. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

BİR ÇOCUK YAPTINIZ, BARİ İKİLEYİN…

Aslında bu başlığı yazıp yazmama konusunda kararsız kaldım. Bir çocuk yeterince sorun olurken, birden fazla çocuk daha fazla sorun değil midir? Bu yaşadığım kafa karışıklığı nedeniyle her iki türlü de yazmaya karar verdim: Yani hem tek çocuk, hem de birden çok çocuk durumunu.

Evet, konu her iki yönüyle de ele alınacak kadar ciddi. Tek başına bir çocuk yetiştirmek ya da birden çok çocuk sahibi olmanın iyiliği ve kötülüğü nerede başlar, nerelere uzanır?

Gelelim yazılacaklara: Önce, tek çocukla ilgili gerçekler… “Tek çocuk yerine birden çok sahibi olun” diye düşünenlerin bir bildikleri mi var? Neden acaba?.. Böyle düşünenlere göre örneğin; iki çocuk tek çocuktan iyidir. Ama bu demek değildir ki, üç çocuk da ikiden; dört çocuk üçten iyidir. Hayır dostlar! Her şeyin de bir sınırı var.

Tek çocuk her şeyden önce ebeveyn için daha az maddi güçlük yaşamak demektir, en azından daha üst düzeyde imkanlar seferber ederek çocuklarını yetiştirmek isteyenler için: Daha iyi bir okul, daha iyi büyüme koşulları, daha geniş fiziki imkanlar, daha büyük oda, kendine ait bir oda vs. gibi… 

Burada, araya girip bir şey söylemek istiyorum; bunun için geç kalmış olabilirim, ama yine söyleyeyim: Öyle gibi görünüyor olabilir ama ben çocuk düşmanı değilim, şu ana kadar öyle anlaşılmış olabilirim, ama değilim. Aksine, çocukların ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Bunu saf ahlakçılık adına ya da böyle düşünmeyenleri mutlu edip, sempati toplamak için söylemiyorum. Tam tersine, çocuklar o kadar önemlidir ki, eğer beceremeyecekseniz yapmayın diye söylüyorum. Bu işi sırf yakınlarınız, anneleriniz, babalarınız istiyor diye, arkadaşlarınızın hepsi çocuk sahibi oldu sizin de olsun diye yapacaksanız, yapmayın diye söylüyorum. Bu o kadar ciddi bir iştir ki, hazır yolun başındayken bu işe kalkışmayın ya da eğer yapacaksanız adam gibi yapın diye sizleri uyarmak için tekrar tekrar söylüyorum… Yanlış anlaşılmak istemem doğrusu!..

Gelgelelim, tek çocuk büyütmenin de hatırı sayılır zorlukları vardır. Her şeyden önce, tek çocuk doğduğu andan itibaren evin sahibi olacaktır. Gerçekten öyle olmasa bile öyle hissedecektir. Evdeki her şey onundur; annesi, babası, koltuk, kanepe, yemekler, giysiler, TV ve tabii oyuncaklar. Onun haberi ya da isteği olmadan bir şey olmamaktadır, dünya bile o istediği için dönmektedir. TV’de onun istediği programlar seyredilir, onun sevdiği yemekler yapılır, sadece onun olur verdiği oyuncaklar alınır, onun sevdiği insanlarla daha sık görüşülür. Bunun nedeni, evde ve sokakta ilginin odağı olmasıdır. Anne ve babası onun için yaşamaktadır ve yaşayacaktır. Bu onların görevidir. Sokaklarda zırıl zırıl ağlayan çocuklar aslında bunun şaşkınlığını yaşamaktadır. Bu ilginin nerede biteceğini bilmedikleri için anlam veremezler. Sınırlarını kendilerinin bile bilemediği bir açmazın ortasında şımardıkça şımarırlar. Ağlayan ve şımarıp duran çocuk aslında kendisine nerede durması konusunda hiçbir yol göstermeyen aşırı ve sınırsız bir ilgi değil, sınırlı ve kararlı bir ilgi ve disiplin beklemektedir. Sınırlarının nerede başlayıp, nerede bittiğinin kendilerine gösterilmesini belirtilmesini beklemektedir. Tabii ki bunu şimdi ifade ettiğim gibi ifade edemezler, ama durum böyledir.

Bunu başka nasıl anlatmalı? Ha, evet, bu tam bir histeri durumudur. Hani, yetişkinler neden ağladıklarını bile bilmeden ağlarlar ya bazen, işte tam da böyle. Ya da piyangodan en büyük ikramiye kendisine isabet eden kişiler bunun sarhoşluğuna kapılıp ne yapacaklarını bilemezler ya, işte biraz da öyle. Kendini bilmeden geçen bebeklik çağı geçtikten sonra çocuk biraz büyüdüğünde okul da onun olacaktır. Ebeveynler tek ve değerli çocuklarının en iyi eğitimi alması için onu en pahalı (özellikle “en iyi” demiyorum) okullara göndereceklerdir. Ama okulda işler beklediği gibi gitmemektedir. Onun isteklerine boyun eğmeyen gerçek dünyada ilk şaşkınlığını yaşar çocuklar, mesela kreşte… Kreşe giden çocukların ilk şaşkınlığı, her şeyin sahibi olan benliklerinin nasıl olup da oraya buraya kendi istemi dışında sürüklendiğidir. Anne ve babası onu bırakıp gitmektedir işte. Nerede kaldı evdeki efendilik günleri? Bu tuhaf insanlar da kimdir böyle? Bir sürü çocuk, hepsi de bir şeylerin peşinde gibi. Aynı kendisi gibi. Bu oyuncaklar da artık kendisinin değil. Her şey değişti sanki ve geriye dönüş de yok! Çocuk, bu durumda iki yoldan birini seçer: koşullarıyla barışır ve durumunu kabullenir; koşullarıyla barışmaz ama yine de durumu kabullenir. Yani her durumda da durumu kabullenir ama koşullarla barışık olmayan çocuk evdeki şımarıklığını abartır. Ebeveyn, çocuklarını kreşe bırakmak zorunda kaldıkları için suçluluk hissedecekleri için çocuğun şımarıklığını beslerler. Bu çoğunlukla böyle olur, en azından ebeveyn ya da çocuğun kendisi buradan çıkış yolu olmadığını görene kadar.     

Eğitim sürecine devam edelim: Bu süreçte çocuk, okulun yanı sıra ne kadar kurs varsa mümkün mertebe gönderilecektir: Yüzme, tenis, basketbol gibi en bilinenlerinden, piyano, bale, buz pateni gibi aile koşullarında en az bilinenlere kadar. Ebeveyn çocuklarının yeteneklerinden o kadar emindir ki, her aktivite için zaman ve para harcamaya çekinmezler. Hafta sonları çocuğun ihtiyaçlarına adanmıştır. Sabah başlayan kurs trafiği, akşamlara kadar sürer. Çocuk, hafta içinde okulda alamadığı nefesi, hafta sonunda da alamaz. Yeteneğinin sınırlı olduğu bir sürü aktivitenin peşinden koşturulur durur. Tabii ki bu durum uzun sürmeyecektir. Ya çocuk “yeter” der ya da ana-baba. Evet, bu durum bir gün sona erer ama başka şeyler çıkar. Şöyle ki, daha ciddi aktiviteler başlar. Çocuk büyüdüğü için eğitimle ilgili endişeler artar. Matematik, yabancı dil, edebiyat gibi dersler iyi gitmemektedir. Bunun için dışarıdan takviye öğretmenler bulunur. Bunlar ayrı zaman ve para demektir. Genellikle çocuk bu öğretmenlere ya da destekleyici eğitim kurumlarına taşınır da taşınır. İşte dostlar, bu süreç uzun sürer. Yıllar ve yıllar sürer, ta ki çocuk orta öğretimi bitirene kadar; kaç yıl oluyor toplamda, sanırım en az 6-7 yıl kadar. Çocuk sayısı ne kadar az ise, bu süreçteki güçlükler o kadar zorlu olacaktır. Çocuklar ve siz dayanmak zorundasınız!

(devam edecek)…

Share

Hits: 16

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (11)

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

10. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Peki, bu olasılıkların varlığı çocuk sahibi olmanızı engellemeli mi? Hayır, tabii ki değil. Herkesin bir gün “nankörlüğün nasıl bir şey olduğu hissini” yaşamasında hiçbir sakınca yoktur benim açımdan, yaşam deneyimi, yaşam deneyimidir. Çünkü tek bir ömürlük hakkımız var, eee, mümkünse her bir şeyini yaşayalım, değil mi dostlar?

“Çocuk sahibi olmamızın önündeki tek engel sadece bu mu yahu?” diyeceksiniz? Bence bu bahsettiğim nankörlük en önemli unsurların başında geliyor olsa da diğerlerinden de bahsedelim bari. Her şeyden önce çocuğunuzu istediğiniz (o her ne ise) gibi yetiştirebilecek misiniz? Kendinizde böyle bir yetenek görüyor musunuz? Çocuğa iyilik, sevgi, anlayış, vicdan, sağduyu gibi duygu ve düşünceleri verebilecek misiniz? Siz bunları vermeye çalışsanız bile çocuk bunları alabilecek mi, almak isteyecek mi?

Bu sözlerime o kadar çok karşı çıkan şeyler söylendiğini duyuyorum ki, her birini tek tek cevaplayacağım, merak etmeyin… Biz de çocuk büyüttük unutmayın kardeşlerim, hem de bu söylediklerimin hepsine “evet” cevabını verdiğimi düşünürken başıma geldi her şey.

Şimdi fark ettim ki, anlatırken o kadar hızlı gidiyorum ki pek çok detayı atlıyorum ya da yüzeysel geçiyorum. Evet, bu konuda yazılmamışları yazmaya çalışıyorum; bu adil değil… “Neden?” derseniz, ben de derim ki: “Neden ben bunu şimdi, şu anda yapıyorum da, benden öncekiler yapmamışlar?” Bunun, benim bildiğim bir cevabı yok ya da şöyle bakıyorum olaya: “Kimse, başkalarının gözünde kötü olmamak için insan ırkının devamını sağlayan bu sürece zarar verecek bir fikir ileri sürmek istemedi”… Başka ne olabilir ki; raflar çocuk eğitimi ile ilgili kitaplarla dolu olduğuna göre, bu kitapların yazarlarına para kazandıracak ana faaliyet, daha çok çocuğun doğurulması ve yetiştirilmesi olacaktır; ekonomi-politik bunu emreder. Tabii ki çocuk eğitimi kitaplarının yazarları da, “çocuk sahibi olmayın, buna değmez” deyip, kendi ayaklarına kurşun sıkmayacaklardır. Ne kadar çok doğum, o kadar çok çocuk, bir o kadar sorunlu çocuk ve nihayet o kadar çok sayıda çocuk eğitimi kitabı satışı demektir.

Neyse, konuya dönelim. Çocuk, önce bebeklik demektir. Bu sürecin planı ve sorunları ayrıca anlatılmaya değecek kadar bambaşkadır. Bebeğin anne rahmine düşmesi, neredeyse bir bayram havasında kutlanır. Kendisine “hamileyim” diye müjde veren eşine, doğru dürüst (“beklenen” diyelim) bir reaksiyon veremeyen erkek, maça bir sıfır yenik başlar. Onun için, çocuk bekleyen bir erkek bu anın provasını zihninde önceden defalarca yapmak, bu müjdeye karşılık olarak ilk ağızda söyleyeceği sözleri aklında bir yerlere kaydetmek ve hatta maddi durumuna göre gerekli (mücevherat vs.) tedbirleri tekrar tekrar düşünmek ve gözden geçirmek durumundadır.

Bir kez daha hatırlayalım: çocuk, çoğu kadın için bir gereklilik iken, çoğu erkek için “kendisine dayatılan bir gerekliliğin gereklerinin” yerine getirilmesidir. Bebek, kadının fiziken içinde ve ayrıca aklında büyür, erkeğinse tamamen dışında. Düşünsenize, bir erkek, kadının bu yönde istekleri ve planları olmasa, gelecek bebeğin hangi ihtiyaçları için hazırlık yapabilir? Hemen hemen hiç… Bu dönemde her şey mantıksız gelişir. Kadın, hamilelik dönemi boyunca ya çok kilo almaktan ya da gereğinden az kilo almış olmaktan yakınır. Her fırsatta doktorlara taşınılır, gerekli gereksiz tüm tetkikler yaptırılır, bunların her biri tabii ki yüklü birer fatura karşılığıdır.

Sayın okuyucuya burada tekrar vurgulamalıyım ki, bu anlattığım süreçler “şehirli ve okumuş-yazmış çiftler” içindir. Neyse, evet, bu süreçte doktorlar burjuva çiftimizi yakalamışken, daha fazla tıbbi analiz için çeşitli vesileler üretirler, açıkçası bunda da üstlerine yoktur. Her tıbbi analiz maliyetleri artırır. Kutsal medikal takip sürecinde çiftin üzerinde oluşturulan endişe ve hatta korku bulutu içinde ultrason, derin genetik tahliller vs. gibi son derece pahalı tıbbi tahlillerle çiftin kanını çekme süreci doğuma kadar sürer gider. Bu testlerin sonuçlarını beklemek, bebeğin doğumunu beklemekten zordur. Bebeğin sağlık durumu, boyu, kilosu, kafa ve diğer organlarının gelişiminin önemi, annenin sağlık durumundan fersah fersah ileridedir.

Bir yandan da bebeğin doğumdan sonraki ilk dönemi için gerekli hazırlıklar yapılır; yatağı, elbiseleri, ilk oyuncakları vs. ayrıntıların hatırlanması ve hazırlanması gereklidir. Bu hazırlık döneminde çiftler arasında, maddi imkânları seferber etmekten başka, pek sorun çıkmaz. Ama kader ağlarını örmektedir. Çiftlerin ebeveynleri evde daha bir görünür olurlar. Kadının annesi ile erkeğin annesi, gelecekteki zorlu mücadelelerine hazırlık yapar gibi evden çıkmaz olurlar. Genellikle kadının annesi, sevgili kızına yardım etmek için çiftimizin evine taşınır ya da evi komşu kapısı yapar. Bu durum, o anda pek anlaşılmasa da gelecekteki bazı tehlikelerin habercisidir. Erkeğimiz, başlangıçta evde birden çok kadının olmasından bahtiyardır. Evin işlerinin daha kolay görülmekte olması erkeğin yararınadır. Her şeyden önce evde hamile karısına yardım etme zahmetinden kurtulmaktadır; günlük yemekler bir şey yapmaya gerek kalmadan hazır olmaktadır; an itibariyle evde gözle görülür bir temizlik bir düzen hâkim olmuştur. Burada duralım ve erkeğin annesinin de en az kadının annesi kadar istekli ve arzulu olduğunu varsayalım. Bu durumun bir sorun yaratması kaçınılmazdır. Evde bir kadın, iki kadın ve şimdi de üç kadın olmuştur: bu çiftimizin huzuru ve mutluluğu için bariz bir tehdit ve tehlikedir. Böyle bir durumda ilk sorunlar böylece başlar, aksi durumda, yani sadece kadının annesinin sürece dâhil olduğu, erkeğin annesinin ise geride durmayı tercih ettiği hallerde ilk sorunların ortaya çıkması gelecek bir zamana ertelenir. Peki, bu zaman, ne vakit gelir?: Kadının annesinin, “üstlendiği görevi” abarttığı zaman gelir, yani evin hallerine gereğinden fazla müdahil olmaya başladığı anda… Neyse, bu konuyu daha fazla ileri götürmek istemiyorum. “Neden?” derseniz: Bu sorunlar, çiftimizin gelecekte başlarına gelecek pek çok şeyin yanında hiçbir şeydir.

Neticede, hayvanlar dünyasının en uzun hamilelik dönemlerinden biri sona erer ve bebeğimiz sağlıklı bir şekilde doğar. Acaba, hep böyle mi olur? Bu, iyi senaryodur. Kötü senaryolar ise: bebeğin ölmesi ve daha da kötüsü, bebeğin sağlıklı doğmaması ihtimalidir. Bunlar okuyucuya çok ağır gelebilir, kabul ediyorum. Ama gerçekleri ve tüm ihtimalleri yazmak benim görevim, yoksa bu okuduklarınızın diğer kitaplardan bir farkı kalmaz. Bebeğin çeşitli nedenlerle kaybı çok ağır bir deneyimdir. Çiftlerin buna katlanmaları, insan ilişkileri açısından o kadar büyük bir yüktür ki bunu tarif etmek çok güçtür. O yüzden, bu yükün büyüklüğünü tahayyül etmeyi okuyucuya bırakıyorum. İkinci kötü senaryonun etkileri ise birincisinden daha ağırdır. Sağlıksız doğan bir bebek, uzun ve uzun yıllar çiftimizin yaşamını derinden etkiler. Çiftler, bilinç dışında da olsa birbirini suçlar. Bebeğin ve gelecek yıllarda çocuğun bakımı için, sağlıklı bir çocuğa sahip çiftlere nazaran, sayısız fedakârlıklar yapılacaktır. Bütün bunları da okuyucuya bırakmakta yarar var, çünkü tatsız bir konuyu burada tüm detaylarıyla aktarmak benim de içimden gelmiyor.

Bu yüzden hemen bir başka konuya geçelim, hem de daha çok ilginizi çekecek bir konuya: Kaç çocuk iyidir? Şimdi, diyeceksiniz ki: “Bu da nereden çıktı? Hani hiç çocuk yapmayın!.. diyordunuz”. Haklısınız, ama burada büyük bir parantez açmak zorundayım, neden mi; sizlerin iyiliği için dostlar. Evet, artık yeni bir başlığa hazırım…

(devam edecek)…

Share

Hits: 15

JAMES CAMERON’DAN YENİ BİR FİLM: SAVAŞ MELEĞİ ALİTA YAKINDA SİNEMALARDA…

Titanic filmiyle 1998 yılında 3 dalda Oscar kazanan, Avatar filmiyle 2010 yılında 3 dalda Oscar’a aday gösterilen, Terminatör, Abyss, Gerçek Yalanlar, Alien filmlerinin yönetmeni James Cameron’ın yapımında ve senaryosunda yer aldığı yeni bir film gösterime girmek üzere… Bilim kurgu ve aksiyon türündeki “Alita: Savaş Meleği“nin yeni fragmanı yayınlandı…

Filmin yönetmenliğini ise “Günah Şehri”, “Dehşet Gezegeni” ve “Ustura” gibi filmlerle tanınan Robert Rodriguez’ yaptı… Filmin oyuncu kadrosunda “Labirent” serisinden tanıdığımız Rosa Salazar, iki Oscar ödüllü Christoph Waltz, Oscar ve Altın Küre ödüllü Jennifer Connelly, “Tam Gaz”da izlediğimiz Eiza González, “Hızlı ve Öfkeli” serisinin yıldızı Michelle Rodriguez, “Ay Işığı” ile geçtiğimiz sene Oscar kazanan Mahershala Ali, Keean Johnson, Jeff Fahey ve Casper Van Dien yer alıyor…

Filmin konusu ise kısaca şöyle: Sayborg olan genç Alita kim olduğunu veya nereden geldiğini bilmediği bir halde, tanımadığı bi gelecekte uyanır… Şefkatli bir doktor olan Ido onu yanına alır ve sayborg görüntüsünün altında olağanüstü bir geçmişe sahip genç bir kadının kalbi ve ruhu olduğunu fark eder… Alita yeni hayatına alışmaya çalışırken, Doktor Ido da onu gizemli geçmişinden korumaya çalışır… Yeni arkadaşı Hugo ise Alita’nın anılarını tetiklemesine yardımcı olmak ister… Bu sırada şehri yöneten tehlikeli ve yozlaşmış güçler Alita’nın peşine düşer… Eşi benzeri görülmemiş dövüş yeteneklerine sahip olduğunu fark eden Alita, geçmişine dair bir ipucu elde eder… Tehlikeli insanlarla karşı karşıya olan Alita, arkadaşlarının, ailesinin ve dünyasının kurtarılmasında kilit rol oynayacaktır…

“Alita: Savaş Meleği” ülkemizde 15 Şubat 2019 tarihinde gösterime girecek… Filmin fragmanı ise aşağıda… Animasyon teknolojisinin gelip dayandığı sınırı görmek için de güzel bir fırsat…

Share

Hits: 9

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (10)

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

9. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Burada konumuz dağılır gibi oldu, değil mi? Evet, çocuk gerekli midir sorusuna geri dönelim. Evet, çocuk sahibi olmak harika bir şeydir; ve hayır, çocuk gereksiz ve yaşam boyu sürecek bir baş belasıdır. Peki, hangisi doğru? Tahmin edeceğiniz gibi, her ikisi de doğrudur. “Böyle şey olur mu?” demeyelim dostlar, bal gibi olur. İşin sırrı da burada gizlidir. Nasıl derseniz: bunun cevabı sizdedir ve kitabımızın geri kalanı da zaten bunun üzerinedir.

Çocuklarımızı geleceğe bırakacağımız miras olarak görürüz çoğumuz. Evlendikten bir süre sonra, genellikle geride yapılacak pek bir şey kalmayınca karar verilir çoluk çocuğa karışmaya. Kimi zaman, çiftler yakın akrabaların bu konudaki yakın ilgi ve isteğini kıramazlar. Kimi zaman, çocuk sahibi olan arkadaşlarına özenirler. Kimi zaman da tamamen bilinçsizce, mesela alkollü bir gecenin ya da korunmanın ihmal edildiği bir anın sonucu olarak doğar çocuklar. İşte, insanoğlunun dünyaya gelişi böylesine bir bilinç düzeyinin eseridir pek çok zaman. Kendimizi kandırmayalım dostlar, yere göğe sığdırılacak bir şey değildir yani çocuk sahibi olmak. Hemen şimdi, şu anda yapılabilir. İnsanın en doğal, en alt seviyeden içgüdüsünün, yani cinselliğin bir sonucudur. Bunun böyle olduğunun unutulduğu, yani şu ya da bu şekilde cinselliğin ihmal edildiği ya da ne gariptir ki ayıp sayıldığı toplumlarda da genellikle hiçbir zevk alınamadan yapılan bir cinsel aktivitenin sonunda tohumlar birleşir. Bu şekilde doğacak bir çocuktan ne hayır gelir! Yok, konuyu buraya bağlamayacağım, tabii ki bu bir şaka… Önemli olan, dostlar, çocuğun nasıl bir gecenin ya da cinsel faaliyetin ürünü olduğu değil, nasıl büyüyeceğidir, hadi biraz daha kesin konuşayım: Burada “nasıl büyütüleceğidir” demek daha doğru olur.

Evet, çocuğun doğumuna neden olacak aktivite hemen şimdi, şu anda bile yapılabilir, ama daha iyi düşünelim ki bu faaliyetinizin sonuçları ömür boyu sürer. Yani dostlar, çocuk sahibi olacaksanız daha sakin kafayla düşünmenizi ya da hiç düşünmeden dosdoğru işe girişmenizi öneririm… Ve hatta eğer ki her şeye rağmen çocuk sahibi olmayı göze aldınız diyelim sakın ha bir çocukla yetinmeyin. Bunun nedenleri tamamen anlaşılır bir şekilde ilerleyen sayfalarda anlatmaya çalışacağım. Ama, daha neden çocuk yapmamanız gerektiğini sizlerle paylaşmam lazım, değil mi? Hatta, çocuk yapmaya niyetlenen dostlara söylemek istediğim daha önemli bir şey var: Çocuk sahibi olacağınıza bir köpek edinin. Şu anda gelen “yuh artık!” dediğinizi o kadar yakından duyabiliyorum ki… Sakın “yanlış anlamayın” demeyeceğim. İsterseniz yanlış anlayın dostlar, ama ben bu fikri savunacağım. “Neden?” derseniz, cevabım kısa olacak: Köpekler, asla insan çocukları kadar nankör olmazlar, hatta karşılaştırılamaz bile. Köpek besleyenleriniz bilecekler, ayağına yanlışlıkla bassanız bile, bunun yanlışlıkla olduğunu bilecek kadar kadirbilirdir köpekler, sizi yalamaya ve yaptığınız şeyi istemeden yaptığınızı bildiklerini size anlatmaya çalışırlar. İnsan yavrularının ise ayağına basın da görün neler oluyor… Tabii, bu ‘ayağa basma’ olayının sadece bir analoji olduğunu bilmenizi de isterim. Köpeğiniz için harcadığınız her kuruş helaldir, verdiğiniz her bir sevgi parçacığı size en az aynı şekilde geri dönecektir. Bu yetmez mi? İnsan yavrusunu ise 40 yıl sırtınızda taşırsınız, hem gerçek manada hem de benzetme olarak, sonra bir gün gelip “yoruldum” deyin bakalım ne oluyor? Yahu, bırakın bu fikirlere karşı çıkmayı, çocuk sahibi olun, emin olun bir gün yaşarsınız. Bebek yerine köpek sahibi olmanın yaratacağı tek sorun, sevgili köpeğinizin kısa bir ömrü olmasıdır. Yani, tabii sıralı bir ömür çizgisinde, ona doyamadan ellerinizden gidecektir. Ama, inanın bana yaşamının her anında sizi sevecek ve hiçbir çıkar ya da art niyet beslemeden sizi kollayacak ve koruyacaktır. Burada, minnettarlık peşinde olduğumuz düşünülmesin. Ama dostlar, şu gerçeği aklınızdan çıkartmayın: Sizin ömrünüz de sınırlıdır ve hayat verdiğiniz çocuklarınızdan görmeniz muhtemel hak etmediğiniz nankörlük ve şımarıklıklarla geçmesini inanın hiç de istemezsiniz.

Burada durup şu saptamayı yapalım: Söylediklerim ve önermelerim tamamen ‘düzgün’ bir aile ortamı içindir. Sakın ola ki, rayından çıkmış, kendileri zaten bozuk olan kişiliklerini çocuklarına yansıtan ana-babaların kurdukları aileler için değildir. ‘Düzgün’ kavramının içini siz doldurun lütfen, ben uğraşamayacağım. Bunların dışındaki ve çoğunluğu oluşturan ailelerde ise durum çok daha ciddi ve kriminal olmaktadır. Psikopat ya da en azından nevrotik hale gelmiş çocuklar ana-babalarının yaşamlarına bile kast edebilmektedir. Daha bugünlerde, bir gazete haberinde kendisine borç vermediği için babasını bıçakla yaralayan bir çocuk haberi vardı. Peki, bu çocuk kaç yaşındaydı haberiniz var mı: tam 42… Şimdi daha iyi anladınız sanırım. Bir başka haberde de kendisine ağza alınmayacak küfürler ettiğini bildiren bir hanımefendi şöhret babasının basına açıklaması yer aldı gazetelerde.

Sevgili dostlar, “çocuk sahibi olunca bunlara hazır olun, sizin de başınıza gelebilir” demiyorum, “bu ve buna benzer tür şeyler sizin de başınıza gelecektir” diyorum. Çocuğunuz, bir gün gelecek (o gün mutlaka gelecektir), sizi beğenmeyecek, sizin bir baş belası olduğunuzu düşünecek, biraz vicdan sahibi ise size içinden (şansınız varsa, duymazsınız) küfredecek, ama mutlaka edecektir. Biraz daha vicdansızsa, telefonu yüzünüze kapatacak, yüzünüze küfür edecek, lanet okuyacak, sizin ne gereksiz bir ebeveyn olduğunuzu, eğer kendisine gerektiği gibi bakamayacaksanız kendisini (‘yüksek şahsını’ tabii ki) neden dünyaya getirdiğinizi suratınıza haykıracaktır. Bunlara şimdiden cevap bulun derim, tabii ikna edici bir cevap ya da kendinizde bunlara cevap verecek kuvveti bulabilirseniz. Şimdi diyeceksiniz ki, “bunları nereden biliyorsun be adam?”: Hepsini ya kendim bizzat psikolojik olarak yaşadım ya da yakınlarımda şahit oldum veya şurada burada okudum. Yetmez mi?

(devam edecek)…

Share

Hits: 9

AŞK, SEVGİ, EVLİLİK ve ÇOCUK EĞİTİMİ İÇİN AYKIRI MANİFESTO (9)

Sinemada ve edebiyatta kendisine eşsiz bir yer edinmiş olan aşk, sevgi, ilişkiler, çocuklar vb. konularda daha önce hiçbir yerde okumadığınız ve başka bir kaynakta (özellikle yaşam koçluğu kitaplarında) okuma ihtimaliniz olamayacak bambaşka, aykırı, değişik fikirleri bu yazılarda bulabilirsiniz… Evet, ilk olarak bu sayfada bir bölümünü sunduğumuz eseri, parçalar halinde vermeye devam edeceğiz… Baştan söylemeliyim ki, burada okuyacaklarınız asla (moda tabiriyle) bir yaşam koçluğu kitabından alıntılara benzemiyor… Onun için arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın…

1. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

2. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

3. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

4. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

5. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

6. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

7. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

8. BÖLÜM’Ü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ…

Böyle bir şey neden bu kadar önemli derseniz, kadının ve erkeğin cinsellikten bunca uzak yaşamı bir süre sonra onların tüm davranışlarına yansır. Bakımsızdırlar, kendilerine bile ilgisizdirler, alıngandırlar, kaprislidirler, buna karşın kendilerini önemserler, kendileri ile dalga geçmezler ve şaka bile olsa dalga geçilmesini hazmedemezler. Bazı örneklerde de aşırı bakım vardır. Örneğin bazı kadınlar saçları, makyajları, giyim kuşamları ile o kadar bakımlıdır ki karşı cinsin ilgisini çekmek için her şekilde hazırdır. Ne var ki, bu gösteriler sadece bastırılmış cinselliğin göstergesidir. Kadın, evlilik yaşamında bulamadığı cinselliği bu şekilde göstermeye ve bastırmaya çalışmaktadır. Hatta bu kadınlar flört ilişkilerine de eğilimli olurlar; ama iş cinselliğe geldiğinde kendilerini öyle bir savunmaya başlarlar ki, flört ettikleri erkek neye uğradığını şaşırır. Bu kadınlar bir bakıma şanslıdır, çünkü beğenilme şansına kavuşurlar. Erkeklerin durumu hiçbir zaman böyle olmaz. Bir erkek, ne kadar cinsellik yaşarsa o kadar bakımlı olur. Bir erkek ne kadar bakımsızsa doğru dürüst cinsellik yaşamadığı da o kadar barizdir. Bu durumu kadında anlamak mümkün değildir. Yani kısaca özetleyelim: Kadın bakımsızsa kesinlikle aktif bir cinsellik yaşamıyordur (burada ne kadınlara ne de erkeklere haksızlık etmek istemem, özellikle toplumumuzda içinde arzu ve sevgi barındırmayan her pornografik ilişki seks olarak adlandırılmaktadır, bunlara seks diyecek miyiz?), kadın bakımlıysa ya aktif cinsellik yaşıyordur ya da aktif cinsellik yaşamadığı halde başka saiklerle (örneğin; kendini iyi hissetmek ya da diğer kadınları kıskandırmak için) bakımlıdır. Cinsiyetten bağımsız olarak, cinsellik yaşamayan, bunu yaşamlarından çıkartmış olan insanlar, önceleri mart kedileri gibi huzursuzlanır, asabileşir, çevrelerinde genellikle sorun çıkaran insanlar olarak tanınmaya başlar. Bu insanları kötülemiyorum, lanetlemiyorum; herkes, hepimiz, her yetişkin bu süreçten geçmiştir ya da geçecektir. Evlilik dediğimiz şeyin kaderinde bu vardır, mukadderattır. Çoğunluk bu durumda olduğu için bundan utanılmaz, durum giderek normalleşir. Çoğunlukla, çocuk doğduktan en fazla 5, 10, bilemedin 15 yıl sonra yataklar, hatta odalar ayrılır. Sebep de genellikle hep cinsellik dışında bir şeydir. Hadi örnek vereyim; aşırı horlama, sindirim sorunlarından kaynaklanan gaz sorunları, aşırı terleme, kötü koku, yatak küçük gelmeye başladığından rahat uyuyamama gibi, bildim mi?.. Hadi biraz daha ajitasyon yapayım: Özellikle, bizden önceki nesillerin aynı yatakta, aynı yastıkta ömür tüketmek gibi bir alışkanlıkları vardır. Bunun, gece yarısı yatakta yalnız başına ölme tehlikesine karşı önlem almak veya evde çocuklardan kendilerine oda sırası gelmediğinden ya da sırf etraf ne der korkusuyla olduğunu düşünürüm hep. İnsan sadece alışkanlıklarının değil korkularının da toplamıdır sonuçta.

Seks konusuna geri dönersek, tabii ki tavşanlar gibi çiftleşip duralım demiyorum ama bir yetişkinin bakımlı ve sakin bir birey olarak toplum yaşantısına katılması için bir şekilde cinsel bir yaşamı olması gerekir diye düşünüyorum. Cinsel yaşamın illa ki aktif olması da gerekmez, örneğin flört etmek de cinselliğin bir parçasıdır. Bu durumda, yaşam enerjilerini kaybetmemiş yaşlıların da cinsellik yaşadıkları söylenebilir. Bu konuda erkekler daha şanslıdır, çünkü hamile kalma ve “onursuz” (bu ifadeyi lanetleyerek yazıyorum; toplum yaşamının en ağır, en haksız tabiridir; cinsellik yaşayan bir kadın neden onursuzdur?) addedilme ihtimali olmadan ev dışında cinsel yaşama kavuşabilirler. Diğer taraftan, toplumsal yaşamın kuralları pek çok coğrafyada kadınların evlilik dışı cinsellik yaşamasını en basit tanımıyla iyi görmez, kapalı toplumlarda lanetler, daha da kapalı toplumlarda kadını ölüme gönderir. Bu konuda yorumu sizlere bırakıyorum.

Bu konulara değinmemin nedeni, erkekle kadının cinsellik karşısındaki tavırlarını biraz da olsa ortaya koymaktır. Evliliğin ilk yıllarından itibaren erkekle kadın arasındaki ilişkiler, cinsellikten alışkanlığa doğru bir seyir izler. İşte bu süreçte kadının çocuk sahibi olması, bu gidişatı hızlandırır. Bu seyir, erkek ve kadını farklı etkiler. Kadın, bu cinsel yaşam eksikliğini doğal yaşamın akışına uygun bulur ve bu durumu kendi muhteşem mantığı içinde rasyonalize ederken, erkek cinsellikten uzak yaşadığı yılların hesabını yapmaya başlamıştır bile. Doğrusu kadınların çeşitli durumları bir akıl ve mantık odağına oturtma yetenekleri çok gelişmiştir.

Sonuçta ne olur biliyor musunuz: Erkek gider… Erkeğin gidişinin cinsel açıklaması olabileceği gibi, kadının çocuk doğduktan sonraki bakımsızlığının da etkisi yüksektir. Erkeklerin kimi 1 yılda, kimisi 3 yılda, kimisi de 7 yılda gider. Gitmeyenler de gitmeyi düşünmüştür, denemiştir, başarmıştır ya da başaramamıştır, gelecek endişesi vb. nedenlerle geri dönmüştür. Burada, gerçek bir gidişten de söz etmiyoruz ha, yanlış anlaşılmasın. Gitmenin de çeşitleri vardır; tam gitmek, yarı gitmek, gider gibi olmak ve son olarak gitmeyi hayal etmek. Bunları bilelim sayın okuyucu, kimse kimseyi kandırmasın. Neyse ki, pek çoğu gitmez, maazallah “kutsal aile” çökerdi de sonra ne yapardık!

Evet, bir gün gelecek insanoğlu evlilik dışında birlikte yaşamaya yetecek yeni bir modeli topyekûn benimseyecek. Bundan da kuşkum yok! İnsanoğlunun bu dünyadaki doğru düzgün yaşantısının sadece bir kaç bin yıl olduğunu ve bundan 400-500 yıl öncesine kadar evlilik diye bir kurumun hiç de ciddiye alınmadığını düşünürsek, bu modelin bir gün sonunun geleceğini anlayabilirsiniz. Ayrıca, demokrasinin beşiği ve en iyi yaşandığı ülkelerde boşanma oranlarına da bakarsanız -ki daha bugün bile her iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanmaktadır, ne demek istediğimi anlarsınız. Neyse, bu tür yanlış toplumsal modellerin değişmesi zaman alacaktır; yani bu günleri göremeye ne benim ne sizin, ne de çocuklarımızın ve hatta onların çocuklarının bile ömrü yetmeyecektir…

(devam edecek)…

Share

Hits: 13

ŞAMPİYON, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

ŞAMPİYON, FRAGMAN, KONU, OYUNCULAR…

Yönetmen: Ahmet Katıksız 

Oyuncular: Ekin Koç, Farah Zeynep Abdullah, Fikret Kuşkan 

Tür: Drama, Biyografi

Süre: 2 sa. 9 dak.

Konu: 1990’ların ortalarında,Türkiye’nin siyasal kararsızlık, enflasyon ve umutsuzlukla bunaldığı yıllarda Halis Karataş, Sivas’ın bir köyünden kalkıp İstanbul’a gelen bir adamdır… Halis’in hayali ise iyi bir jokey olmaktır… Genç adamın bu hayalini gerçekleştirme serüveni, Bold Pilot’la tanışmasıyla başlar… Atının ve jokeyinin hedefi, ikisinin de çok sevdiği Begüm Atman’ı yeniden hayata bağlayabilmektir… Umutların neredeyse tükendiği o yıllarda, katıldığı tüm yarışları en sondan gelerek kazanmayı başaran bu at ve jokeyi halk için bir umut timsali olurlar… Çünkü ülkenin insanları da yaşanan belirsizliğin arasında, en geride kalmışlardır… Ama Halis ve atı Bold Pilot’ın gösterdiği üzere, bu yarışı kazanmayacakları anlamına gelmez…

Share

Hits: 7